18 Mayıs 2018 Cuma

Ticaret Mallarında Zekâtın Hesaplanması


Ticaret mallarında zekâtın farz olduğu bilinen bir gerçektir. İslâm bilginleri bu hükme, zekâtı farz kılan nassların genelinden (umumu) ulaşmışlardır. Çünkü ilgili nasslarda zikredilen var­lıkların geneli içerisine öncelikle ticaret malları girer.

Yüce Allah konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Onların mallarından sadaka (zekât) al ki, bununla onları temizleyip arıtmış olasın. Ve onlara dua et. Şüphesiz ki senin duan onlar için bir sükûnet­tir. Allah; işitendir, bilendir." et-Tevbe, 9/ 103


"Onların mallarında yoksullar ve muhtaçlar için de bir hak vardır." ez-Zâriyât, 51/19

"Ey iman edenler! Kazan­dıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak size yerden çıkardıkla­rımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan al­mayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır." el-Bakara, 267

Semure b. Cudeb'in (r.a.) rivayet ettiği "Hz. Peygamber satışa arz ettiğimiz mallarımızdan zekât vermemizi emrederdi" Ebû Dâvud, "Zekât", 2 mealindeki hadis de ticaret ma­lından zekâtın verilmesinin gerekli olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Deve, sığır ve kumaş gibi mallardan zekât gerekir". ed-Dârekutnî, II, 100

Nevevî der ki: "İsabetli olan ticaret mallarında zekâtın farz olduğu şeklindeki görüş­tür. Sahabe, tabiîn ve onlardan sonra gelen İslâm âlimlerinin tümü bu görüştedir. İbnü'l-Münzir, bütün ilim ehlinin ticaret mallarında zekâtı farz gördüğünü, Hz. Ömer, İbn Abbas (r.a.), Medine'nin meşhur yedi fakîhi ve dört imamla birlikte birçok fakihden de bu görüş nakledilmiştir."

Ticaret mallarına gelince onlar için zekât farzdır. Zira İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Üzerinden bir yıl geçen ticaret mallarından zekât gerekir.

Bu görüş Hz. Ömer ve oğlu, İbn Ab­bas, yedi Medine fakîhi, Hasenu l-Basrî, Câbir b. Zeyd, Meymûn b. Mehrân, Tavus, Nehâ'î, Sevrî, Evza'î, Ebû Hanife, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhuye ve Ebû Ubeyd gibi İslâm bilginlerin­den nakledilmiştir.

Ebû Davud'un kitabında Semure'den (r.a.) şöyle bir rivayet yer alır: "Hz. Peygamber (s.a.v.) ticaret için ayırdığımız mallardan zekât vermemizi emrederdi." Ebû Dâvud, "Zekât", 2

Hammâs'dan da şöyle bir bilgi nakledilir: "Bir gün Hz. Ömer bana uğradı ve, "Malının zekâtını ver" dedi. Ben de malım yalnızca okluk ve tabaklanmış derilerden oluşuyor" dedim. Bunun üzerine "Değerini belirle ve zekâtını ver" dedi. İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 249

İmam Mâlik ve onun yolunu izleyenlere göre işadamları iki kısma ayrılır: Birincisi bekleyen diğeri ise işini sürdürendir. Bekleyenden şu kişi kastedilir: Kişi malı alır, piyasaları gözetler, öyle olur ki bazen bu mal yıllarca satılmaksızın o kişinin elin­de kalabilir. İşte bu şekildeki bekleyen tacire bu mal için zekât gerekmez. Ancak mal satıldığında, satıldığı yılın zekâtını verir.

Mâlik'in dayanağı şudur: Zekât çoğalan mallarda farz kılınmış­tır. O tüccar, dükkânında bekleyen mal için her yıl zekât verirse -ki bu malın talep yetersizliğinden dolayı değeri de düşebilir-maliyetinin altına düşer ve bu durumda o kişi zarar eder. Oysa mal satıldıktan sonra verilen zekât, malda birikmiş olan kârın zekâtıdır. Kâr nisaba ulaşmazsa zaten zekât gerekmez, nisabı aşan miktarın ise az olsun çok olsun zekâtı verilmelidir.

İşini sürdürene gelince, o malı yıl içerisinde, yanında bekletmeksizin satar ve dolayısıyla yıl içindeki bütün kazancından zekâtını verir. Kendisine zekât hesaplayacağı bir tarih belirler ve bu tarih gelince elindeki ticaret mallarını, nakitleri ve ödeme gücü bulunan güvenilir kişilerdeki garantili alacaklarını hesap­lar ve bakiye, bir dirhem dahi olsa zekâtını verir. Eğer malı nakit satmamış; bedel o yıl içinde tahsil edilmeyecekse bu durumda o malın zekâtını o yıl içinde vermesi gerekmez."

Dolayısıyla kendisine zekât farz olan kişi şöyle bir yöntem takip etmelidir. Zekât vermeyi kararlaştırdığı ay girince, dük­kanındaki mevcut ticaret malları, nakitleri ve insanlardaki ga­rantili alacaklarını toplar, bu malların piyasa fiyatından değerini belirler ve bu miktara yıl içinde elde ettiği kâr, tasarruflar ve garantili alacaklarından oluşan nakitlerini ekler ve varsa borçla­rını öder sonra kalanın %2,5'u oranında zekâtını verir.

Örneğin, zekât vermek isteyen bir tüccar Ramazan ayı gi­rince mal varlığını hesaplıyor ve sonuçta dükkânda piyasa değe­ri 120 bin Lira olan satılmamış mal, kasada nakit 40 bin Lira, 65 bin Lira garantili alacak ve 25 bin Lira da borcunun bulunduğu­nu görüyor. Bu kişinin mallarının değeri ile nakit ve alacakları toplamının 225 bin Liraya ulaştığı görülür. Toplam meblağdan borçlar ödenince geriye 200 bin Lira kalır. İşte bu kişi, kalan 200 bin Liranın %2,5 luk kısmını zekât olarak verir ki bu da 5 bin Lira tutar.

Ancak şurası önemle belirtilmeli ki raf, dekor ve makine-donanım gibi işyeri için gerekli olan malzemeler zekât malı kapsamına girmez. Örneğin, iş yerinde kullanılmak üzere ara­ba, buzdolabı, depo, bina, vb. eşyalar olsa bunlar zekât malı kapsamında hesaplanmaz. Zira zekât ticarete ayrılmış ve devri daim eden mallardan verilmelidir. Nitekim Semure b. Cündeb'-in rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber "Satışa arz edilmiş olan mallarda zekâtı emrettiği" belirtilir.

Fukahanın çoğunluğuna göre zekâtı verilmek üzere malla­rın değeri hesaplanırken, o günün toptan satış fiyatı esas alınır. Tüccarın zekâtını, ticaretini yaptığı malların bizzat kendisinden vermesi caizdir. Örneğin, gıda maddeleri satan bir tüccar zekâ­tını pirinç, un ve şekerden verebilir.