16 Aralık 2015 Çarşamba

KALP HASTALIKLARININ TEDAVİSİ


Kalpler, üç türlüdür:

1- Sağlıklı (selim olan) kalp: Kıyamet günü Allah’ın karşısına ancak bu kalple çıkan kimse kurtulacaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:“O gün ne mal ne de evlatlar fayda verir. Ancak selim bir kalp ile gelen kişi kurtulur.” Şuara: (88-89)
Selim olan kalp, Allah’ın emir ve yasaklarına muhalefet eden arzulardan selamette olan kalptir. O’nun haberine zıt olan bütün şüphelerden uzaktır. Allah’tan başkasına ibadet etmekten selamette olan kalptir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden başkasına muhakeme olmaktan selamette olan bir kalptir. Özetle, sahih ve selim olan kalp, hangi şekilde olursa olsun Allah’a şirk koşmaktan selamette olan bir kalptir. Bilakis iradede, muhabbette, tevekkülde, yönelmede, korkuda, ümit etmede kulluğu Allah’a has kılan kalptir. Ameli, Alalh için has kılar. Sevdiğinde yalnız Allah için sever, öfkelendiğinde Allah için öfkelenir, verdiğinde Allah için verir, yasakladığından Allah için yasaklar, bütün düşüncesi Allah içindir. Sevgisinin tamamı Allah içindir. Kastı, bedeni, amelleri, uykusu, uyanıklığı, konuşması Allah içindir. Allah hakkında konuşmak, her türlü konuşmaların en güzelidir. Fikri, O’nun razı ve hoşnut olduğu şeyler üzerinde yoğunlaşır. Allah Azze ve Celle’den böyle bir niyaz ederiz. Amin.


2- Ölü kalp: Bu, birincinin zıttıdır. O, rabbisini bilmez, emri ile ibadet etmez, O’nu sevmez ve O’ndan razı olmaz. Bilakis o, arzu ve isteklerinin peşine düşer. Böylelikle Allah dışındaki şeylere sevgi, korku, ümit, rıza öfke, saygı ve zillet gibi duygular besleyerek kulluk eder. Öfkelendiğinde kendi istekleri doğrultusunda öfkelenir, sevdiğinde kendi arzuarı doğrultusunda sever, verdiğinde kendi hevası için verir, yasakladığında kendi hevası için yasaklar, hevası (arzu ve istekleri) onun tabi olduğu önderidir, şehveti (aşırı istek ve arzuları) onun komutanı, cehalet ise sürücüsü, gaflet bineğidir. Böyle bir kalpten Allah’a sığınırız.

3- Hasta kalp: Hayatta olan lakin hastalığı bulunan kalptir. İki yöne birden meyli olup bazen birisi bazen de diğeri kendi tarafına çeker. Hangisi baskın gelmişse ona meyleder. Böyle bir kalpte Allah sevgisi, O’na iman, ihlâs, O’na tevekkül etme bulunur. Bu onun hayatının maddesidir. Aynı ayna bu kalpte arzu ve isteklere meyletme, ona ulaşmada hırslı olma, haset, büyüklenme, kendini beğenme, yüksek makam sahibi olmaktan hoşlanma, lider olma tutkusu, nifak, gösteriş, cimrilik gibi felaketine sebep olacak duygular da bulunur.Böyle bir kalpten de Allah’a sığınırız.

Bütün hastalılardan kurtulmanın tedavisini Kurân içermektedir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Rabbınızdan size bir öğüt, göğüslerdeki (dert ve sıkıntılar) için bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” Yunus: 57
“Biz Kurân’dan, mü'minler için şifa ve rahmet olan âyetler indiriyoruz. O, zâlimlerin ise, hüsranını artırır.” İsra: 82

Kalp hastalıkları iki çeşittir:
1- Hastalık sahibi bunu o anda hissetmez. Bu, cehalet, şek-şüphe hastalığıdır. Bu, iki çeşitten en büyük olanıdır. Ancak kalbinin fesadından (bozulmasında) dolayı bunu hisstetmez.
2- O anda acı veren hastalık. Hüzün, keder, endişe gibi. Bu tür rahatsızlıklar sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla tabi tedavi yöntemiyle giderilebilir.

Kalbin tedavisi şu dört şekilde olur:
Birincisi: Kurânı Kerim ile: Muhakkak ki Kurân, göğüslerde olan şüphelere şifadır. Onda bulunan şirki, küfür kirini, şüphe hastalığını, şehevi duyguları yok eder. O, hakkı bilen ve onunla amel eden kimse için hidayettir. Müminlerin hemen ve daha sonra ulaşacağı rahmettir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:  “Ölü iken dirilttiğimiz, insanlar arasında kendisiyle yürüyeceği bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?” Enam: 122

İkincisi: Bir kalbin üç şeye ihtiyacı vardır:
1- Kuvvetini koruyacak şeylere. Bu da ancak iman, salih amel ve dua ile mümkün olur.
2- Zararlı şeylerden koruyacak amellere. Bu da bütün günahlardan ve Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmak ile olur.
3- Kendisine eziyet veren herşeyden kurtulmaya. Bu da tövbe ve Allah’tan bağışlanma dilemek ile olur.

Üçüncüsü: Nefsin onu istila etmesinden dolayı kalp hastalığının tedavisi:
Bunun iki tedavisi vardır: Muhasebe ve muhalefet. Muhasebe iki türlüdür:
Birincisi: Amelden önce: Bunun dört makamı vardır:
1- Bunu yapmaya gücü yetecek mi?
2- Bunu yapmak, onu yapmamaktan senin için daha hayırlı mı?
3- Bu yapılan ile Allah’ın rızası mı kastediliyor?
4- Bunu yapacağın işte yardımcıya ihtiyacın var ise sana yardımcı olabilecek kimseler var mı? Şayet bu soruların cevabı var ise hemen başla, aksi takdirde asla bu işi yapmaya kalkışma!

İkincisi: Bir işi yaptıktan sonra: Bu da üç çeşittir:
1- Allah’a karşı görevlerini gereği ile yerine getirmediği ibadetler konusunda kendisini muhasebeye çekmek. Allah’ın kulları üzerindeki haklarında bazıları şunlardır: İhlâs, nasihat, samimiyet ve ibadette süreklilik. Allah’ın üzerimize olan nimetlerinin farkına varmak ve bizim O’na olan kulluğumuzun eksikliğinin farkına varma.
2- Terk etmesi yapmasından daha hayırlı olan her amelde nefsini hesaba çekmesi.
3- Mübah olan emirlerde veya da yapmadığı gündelik işlerde kendini hesaba çekmesi. Bununla Allah’ı ve ahiret yurdunu mu istemiştri? Şayet böyle ise kazananlardan olmuştur. Şayet dünyayı istemiş ise o zaman da hüsrana uğrayanlardan olur.
Bunların toplamında öncelikle üzerine farz olan şeylerde kendini hesaba çekmesi gerekir. Sonra şayet bu farzlar noksan ise onları tamamlaması gerekir. Sonra yasaklanan şeylerde kendisini hesaba çekmesi gerekir. Şayet bu yasaklardan birini çiğnediğini bilir ise bundan dolayı Allah’a tövbe ve istiğfarda bulunmalı. Sonra da organlarının işlediği şeylerde sonra da gaflette olduğu şeylerde kendini hesaba çekmeli.

Dördüncüsü: Şeytanın istilasından dolayı kalp hastalığının tedavisi:
Şeytan, insanın düşmanıdır. Ondan kurtulmanın çaresi de Allah’ın dininde meşru kıldı sığınmadır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem nefsin şerrinden ve şeytanın şerrinden      Allah’a sığınmayı bir arada zikretmiştir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Bekir’e -Allah ondan razı olsun- şöyle buyurmuştur: “Akşam yatağına yattığında ve sabahleyin şu duayı oku: “Allâhumme fâtiras-semâvâti vel-erdi, ‘âlimil-ğaybi veş-şehâdeti Rabbe kulli şey in ve melîkihî, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente, e‘ûzu bike min şerri nefsî, ve şerriş-şeytâni ve şirkihî ve en egterife ‘alâ nefsî sûen ev ecurrahû muslimin.” “Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, görüneni ve görünmeyeni bilen Allahım! Her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allahım! Ben şehadet ederim ki senden başka hakkıyla ibadet edilecek başka bir ilah yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirkinden, kendi nefsime veya bir müslümana karşı kötülük yapmaktan sana sığınırım.”[1]
Allah’a sığınma, tevekkül ve ihlas, şeytanın insana hakim olmasını, onu ele geçirmesini engeller.
Allah’ın salât ve selamı kulu ve rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin, ailesinin, ashabının ve onlara kıyamet gününe kadar güzellikle uyanların üzerine olsun.   



[1]  Tirmizi: (3392), Ebu Davud: (5058), Elbani -Allah ona rahmet etsin- “Sahihut-Tirmizi” de sahihlemiştir. (3/142).