21 Ekim 2015 Çarşamba

YEDİ SINIF İNSAN

  Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi  insanı, kendi gölgesinde (arşının gölgesinde) barındıracaktır.
1-Âdil devlet başkanı,
2-Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç.
3-Kalbi mescidlere bağlı Müslüman.
4-Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.
 5-Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit insan.
6-Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.
7-Tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.(Buhari)


Hadisin ışığında bazı açıklamalar yapacak olursak:      
Hiçbir gölgenin bulunmadığı Mahşerin dehşetli gününde yedi sınıf Allahın gölgesinde gölgelenecek, Burada zıllullah= Allah’ın gölgesi” ifadesinin manası, Onun himayesi, affı ve mağfiretidir.  
Öte yandan Allah’ın gölgesinde barınacak  insanlar  sadece bu yedi sınıftan ibâret değildir. Zira başka hadislerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır. Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivâyetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.
  Allahın himayesine alınacak kulların ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında  ilâhî koruma altında olacaklardır.
  
NEDİR O MAHŞER GÜNÜ!
    
► Öyle bir dehşetli gün ki, hakkı olan haksızlık yapandan hakkını almak için çok çetin bir hesaplaşma olacaktır. Amelinin eksik gelmesi yüzünden azaba girme telaşıyla birbirinde hakkı hukuku olanlar birbirinden uzaklaşacak, haklarını almak için birbirini arayacaklar. O gün herkesin kendine yetecek çetin bir işi olacak. Abese suresinde olayın dehşet verici olduğu anlatılır.  İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar Annesinden, babasından kaçar, Eşinden ve çocuklarından kaçar, (80/Abese,34-36)
     O gün kişi, başkaları şöyle dursun kardeşinden, hatta anasından babasından, hatta eşinden ve çocuklarından kaçar. Bende hakkı vardır almasın diye kaçar. Küçükken beni besledi büyüttü, her türlü hizmeti yaptı, fakat onlar yardıma muhtaç olduklarında ben evlatlık görevimi yapamadım diye ana babasından kaçar. Kardeş ve dostlar hak hukuk endişesiyle birbirinden kaçar. Bize dinimizi öğretmedin bize haram yedirdin diye ana babasının yakasına yapışır.

َ "İnsanlar Kıyamet günü yalınayak, çırılçıplak, sörpük ve sarkık,, ter, gem gibi boğazlarına takılmış ve kulak tozlarına çıkmış bir halde haşr olunurlar" buyurdu. Hadisi rivayet eden Hz. Sevde diyor ki "Ey Allah'ın Resulü! Eyvah o ne sefillik, birbirinin ayıbına bakacaklar" dedim. "Hayır! İnsanlar -o gün- bunları göremeyecek kadar kendileriyle meşguldür." buyurdu ve Abese suresinin 37. Ayetini okudu.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır. âyetini okudu (Buharî, Enbiya, 8, 48).

Yine başka bir rivayette:  
 Âişe radiya'llahu anhâ'dan rivâyete göre, Resûlu'llah Salla'llahu aleyhi ve sellem: İnsanlar yalınayak, çıplak ve sünnetsiz haşrolunacaklar buyurdu.  Ben de: Yâ Resûla'llah! Erkek, kadın berâber mi? Bunlar birbirlerine (edeb yerlerine) bakarlar, dedim. Resûl-i Ekrem: Yâ Âişe! Haşir işi çok güçtür, Durum birbirlerine bakamayacakları kadar kötüdür buyurdu. Sonra  Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi. (21/enbiya,104) ayetini okudu (Buhari,:2048; Müslim, Cennet 56)

      Başka bir hadis-i Şerifte: "Kıyamet günü insan tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık nedeniyle peşine düşülmesinden korkar" buyurulmatadır. (Ebu Ubeyde ve İbnü Münzir'in Katade'den)

· Kıyamet günü Tıpkı suçlunun kollarına girip mahkemeye götüren zaptiyeler misali, insanlar hesaplarına şahit ve birde kendini sevkeden bir melekle hesap yerine gelecektir.
Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir. (50/kaf,21)
Herkesin ameline göre şahitlik yapacak İki çeşit melek, birisi o nefsi mahşere sevketmekle görevli (Sâik), Diğeri de ameline şahittir.

· Hesabın dehşetiyle tüyler diken diken olur, vücut titrer, renkler değişir, farkında olmadığın nice kusurlar ortaya çıkar, Hiçbir şey gizli kalmayacak Bütün gizil sırlar ortaya dökülecek, Kur’anda bu dehşetli sahne anlatılırken , Gizlenenlerin ortaya döküldüğü gün, O gün insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır. (86/Târık,9,10) buyurulmaktadır.

· Yapmışsa şeyet, insanın zimmetine geçirdiği fakir fukaranın hakkı, söylediği yalanlar, attığı iftiralar, kılmadığı namazlar, vermediği zekâtlar, itibarım kaybolur veya kınanırım diye inancından verdiği tavizler, haramlar karşısında gösterdiği duyarsızlıklar, evladının ailesinin namazsızlığı, niyazsızlığı karşısında gösterdiği duyarsızlıklar...... Hepsi bir filim şeridi gibi getirilir ve hesabı sorulur. 

· Herkes kendi derdine düşeceği o gün Hz Aişe: Ya Rasulellah bizleri kurtarırmısın diye sorduğunda: Efendimiz, Üç yerde kimse kimseyi hatırlayamaz. Mizan kurulduğu, Amel defterlerinin dağıtıldığı, Cehennemin üzerinde kurulu olan sıratı geçerken kimse kimseyi düşünmez, buyurur. (E.Devut, İhya,4/933)

Peygamberimize  “en yakın akrabanı uyar.” Ayet-i Kerimesi nazil olunca Kureyş topluluğuna hitaben!
"Ey Kureyş cemaati!   Müslüman olup nefislerinizi Allah'ın azabından koruyunuz!. Yoksa ben, Allâh'ın azâbından hiç bir şey'i sizden men' edemem. 
Ey Abdu Menaf oğulları (Daha yakın akrabaları) ben, Allah'ın azabından hiç bir şey'i sizden men' edemem. Ey Abbas İbn-i Abdilmuttalib! Senden de Allah'ın azabından hiç bir parçasını men' edemem. Ey Resûlu'llâh 'ın halası Safiyye! Senden de ben Allah'ın azabından bir kısmını olsun def' edemem.
Ey Muhammed (sav)’ in kızı Fâtımâ! Malımdan ne dilersen iste, (veririm. Fakat) Allah'ın azabından bir parçasını bile senden def' edemem."(Buhari, No:1170 )
İŞTE O GÜNDE YEDİ SINIF İNSAN ALLAHIN ÖZEL HİMAYESİNDEDİR.

1 ٌAdaletli yönetici. Yüce Rabbimiz, Her Cuma hutbenin sonunda okunan Nahl suresinin 90’ınci ayeti, herkese adil olmayı emreder. “Şüphesiz Allah size adaleti, iyilik yapmayı emreder. Adalet, her şeyi lâyıkyla yapmak, doğru hüküm vermek; haksızlıktan ve taraflı davranmaktan uzak durmaktır.  Adaletin bulunduğu yerde huzur vardır, mutluluk vardır.

Adaletli yönetici; Tebasını şefkatle kucaklayabilen, hakların paylaşımı konusunda kılı kırk yaran yönetici. Allah inancıyla gönlü dolu bir idareci, Allahın huzurunda hesap vereceği duygusuyla Helali haramı bilen, mes’ûliyyet duygusu ili yüreği çarpan bir idareci.

· Adaleti Tüm teb’asına yaygınlaştıran idareci. Hz. Ömer gibi: Dicle nehrinin kıyısında bir kurt bir koyuna saldırsa, sorumlusu benim diyen bir mes’uluyet duygusu ile hareket eden bir idareci. Merhum Mehmet Akif safahatında bunu şöyle ifade eder;Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu, Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den onu!”
Müslümanların yönetimini üstlenmiş, Müslümanlar dünyada onun himâyesinde, bir başka ifâdeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin âhirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilâhî koruma altında olmaktır. 
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. (4/En-nisâ,58) prensibine bağlı idareci.
· Menfaatler karşısında adaletten şaşmadan, oturduğu mevkinin elinden gitmesi adına dahi olsa haktan ayrılmayan, taviz vermeyen, kendinde benlik görmeyen, üzerinde bulunan emanetin sorumluluğunu bilen bir idareci… İşte bu idareci, hiçbir himayenin bulunmadığı sesin soluğun kesildiği bir anda, Allahın himayesinde, olacaklardır…
· İdareci konusunda, en küçük birimden tutunda, en büyük toplulukları, devleti idare eden kişilere kadar daireyi daha da genişletebilirsiniz. Aile reisi de bir idarecidir. Kendi yönetiminde insanların bulunduğu herkes bu kapsama girer. Bir ailede, ana-baba aile fertleri arasında adalet ölçülerine uymazlarsa, o ailede huzur ve mutluluk olmaz. Peygamberimiz evlatları arasında birine mal verip diğerini mahrum eden sahabinin bu davranışını tasvip etmemiştir.
2- Allah’a kulluk içinde serpilip büyüyen genç.
Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindâr bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah’ın emirlerine muhâlefetten korumuş, hevâ ve heveslerin, şehevî duyguların, gemleyebilen genç. 
· Kendini yaratan rabbine ibadetten zevk alan, gençliğin güç ve kuvvetini Allaha ibadetle harcayan gençler…
· Helali, haramı bilen, yaptığı işler neticesinde yaratanına hesap vereceğini hesaba katarak hareket eden gençler…
· Nefsinin hevasına uymadan, Nefis ve şeytanın bir çok kötülüğü emretmesine rağmen, çevresindeki olumsuzluklardan etkilenmeyerek kendini koruyabilen, Zoru başaran gençler…  
· Gençliğinde birçok meşru olmayan işlere meyletmesi muhtemel iken kendini kurtaran, çevrenin debdebe ve ihtişamına aldanmayan gençler…
Kendi akranlarının ahlakdışı işlerin peşinde olduğu bir dönemde kendini çekip çeviren Rabbim ben seninleyim diyerek ibadet eden gençler. Gençlikte yapılan ibadetlerin daha kıymetli olmasının nedeni; Gençlikte yaşama zevkinin, şehevi duyguların nefsânî arzu ve isteklerin daha fazla olduğu, bunları bertaraf ederek Rabbine ibadete gönül verdiğindendir.
· Gençlikte yapılamayan ibadetlerin yaşlanınca yapılacağı hayalleri her zaman insanları aldatmıştır. Yaşamanın garantisi de yoktur. İnsan ölümü esnasında yapamadığı ibadetleri yapması için Allahın kendisini geri dünyaya döndürmesini isteyecek, fakat bu boşuna bir taleptir. Bu durum Mü’minûn suresinde şöyle ifade edilir.
Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder;" de  Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.» der.  Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır. (23/Mü’minun 99,100)
· Yaşlanınca ah-u vah etmenin bir yararı yoktur. Bir gencin Allah’a ibadetle büyümesi demek, erginlik çağına geldiği andan itibaren yaşlanıncaya kadar Allah’a karşı yükümlü olduğu ibadetleri aksatmadan yapması demektir.    
Meşhur bir arap ata sözü vardır. “Ne olaydı gençlik bir daha geri gelseydi de yaşlılığın bana yaptığını ona anlatsaydım.”  Fakat geçen günlerin bir saniyesini bile geri getirmek mümkün değildir. Efendimiz  bir hadisinde:
Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bil. Ölümün gelmeden hayatyın kıymetini, Hastalık gelmedin sıhhatiyin kıymetini, İhtiyarlık gelmedin önce gençliğin kıymetini, Fakirlik gelmedin önce sıhhatiyin kıymetini. Meşguliyet gelmeden boş vaktiyin kıymetini bil buyurmaktadır. (Buhari, Müslim.)
3- Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli cami ile ilgili olan, mümkün mertebe namazı camilerde kılmaya çalışan, Allah’ın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı  seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da âhirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.
· Camiler bir beldenin İslam oluşuna şahadet eden şahitleri, vatanın tapusudur. Bu mabedlere sahip çıkma adına oraya muhabbet duyan, onu gönlünde yaşatan insan… Camide olmayı, orda ibadet etmeyi kendine görev sayan insanlar.
Camiler, Allah’a ibadet edildiği, ruhun huzura erdiği, birlik ve beraberliğin, sevgi ve muhabbetin faziletin oluştuğu mekânlardır. Hatta efendimiz Camide kılınan namazın cami dışında kılınan namazdan 27 kat fazla olduğunu bildirmektedir. Cami sevdalısı olan insanlarda Hiçbir himayenin bulunmadığı sesin soluğun kesildiği bir anda, Allahı gölgesinde olacaklardır…
4- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları ve ayrılmaları Allah için olan iki insan. Allah rızâsı için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan,  bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhâfaza eden insanları, Allah ahrette ilâhî koruma altına alacaklardır.  
    Peygamber efendimiz: İyi bil ki, hakikaten, Allah'ın velileri, o Allah dostları üzerlerine korku yoktur, üstelik onlar mahzun da olmazlar. (10/Yunus,62)  Ayetini okuyunca: Sahabe-i kiram evliyaullahın  yani Allah doslarının kimler olduğunu sorulmuşlar, Efendimiz de şöyle buyurmuştur: "Allah uğrunda birbirini seven kimseler" (
· Nitekim Ömer b. Hattap (r.a.)'tan rivayet olunmuştur ki, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kullarından bir takım insanlar vardır ki, enbiya değiller, şehidler de değiller, amma kıyamet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebiler ve şehidler hayretle bakacaklardır".
“Bunlar kimler? Ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim, ya Rasulallah!" dediler. Rasulullah: "Bunlar bir kavimdir ki, aralarında ne akrabalık, ne de ticaret ve iş ilişkisi olmaksızın, Allah için birbirini sevenler ”  buyurdu. (Taberi, Saîd b. Cübeyr'den rivayet olunmuştur, Hakim, el müstedrek )
İşte bunlarda Hiçbir himayenin bulunmadığı sesin soluğun kesildiği bir anda, Allahı gölgesinde olacaklardır…
5-َ Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit insan. Böylesine bir davete içinden veya açıkça “Ben Allah’ın emrine muhâlefet etmekten veya O’nun azabından ve gazabından korkarım” diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. 
· Yusuf AS gibi; Zeliha ile bir arada yalnız kaldıklarında gayr-i meşru teklif karşısında  O da «(Hâşâ), Allah'a sığınırım! dedi. (12/Yusuf,23)
İnsan Allah Teâlâ’nın kendisini gözetlemekte olduğunu ve hiçbir şeyi O’nun bilgisi dışında yapmasının mümkün olmadığını bilir ve ona göre kendisine çeki düzen verir. Bu fedakârlık Sadece hadisteki bahsedilen kadının teklifi değil, bu ve buna benzer konularda nefsi frenleyebilmektir.
İnsan nefse hâkim olursa kurtulur, ama nefis insana hâkim olursa helak olur. Çünkü onun istek ve arzuları bitmek bilmez. İnsan har an Allahın kontrolünde olduğunun farkında olarak yaşarsa bunu başarabilir. Çünkü her an onun kontrolünde yaşamaktayız. Hiçbir şey ondan gizli kalmaz.
“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”  (Ali-imran, 5)  Ayette Allahın, insanın açıktan yaptıklarının ötesinde, tüm gizledikleri şeyleri de bildiği ifade edilmektedir. Bu inançla yaşayan insan her yerde ve her zaman, kendisini Allah’ın görüp gözetlediğini ve bir gün hesaba çekeceğini düşünerek ölmeden önce kendini hesaba çekecektir.  
 6- Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyâdan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah’ın rızâsını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, âhirette ilâhî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır.
· Amellere riya karışması onun yok olup gitmesine neden olur.  Zekât farz ibadet olduğundan açıktan verilebilir. Ama kalbe riya geliyorsa onu da gizli vermek evladır. Başkalarını teşvik olsun da başkaları da yapsın diye açıktan verilebilir.
· Kalpte riya olmadan sadece Allah’ın rızasını kazanmak, başkalarını da teşvik etmek için yapılan hayır ve hasenata, bir esere isim verilirse bunda da mahsur yoktur. Ama her fırsatta benim hayır sahibi olduğumu bilsinler de bana tazim göstersinler diye övünme vesilesi yapılırsa ve sık sık bahsedilirse buna riya karışmış demektir. Ayrıca, verileni başa kalkmak, ondan teşekkür ve ezilmesini beklemek yapılan hayrın boşa gitmesine vesile olur. Yüce Rabbimiz bu konuda bizi uyarıyor.
Ey iman edenler! başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. (2/Bakara,264)
 ·  Hatta yapılan ikramlar karşısında teşekkür dahi beklememek gerekir. Yüce Allah İnsan Suresinde hâlis kullarını medhederek onların güzel vasıflarından bahsederken.
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz." dediklerini anlatır. (76/İnsân,8,9)
· İyilik yapıp başa kakmaktansa bir güzel söz söylemenin daha iyi olduğunu Rabbimiz beyanla
Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. (2/Bakara,263) buyurmaktadır.
Evet, Yaptığını Allah için yapan insanlarda Hiçbir himayenin bulunmadığı anda, Allahın gölgesinde olacaklardır…
7- Tenhâda Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi. İnsanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah’ı anarak gözlerinden sevgi yaşları dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. 
Allah her zaman ve her yerde zikredilir, anılır. Ancak tenha yerde anılması riyadan uzak bir davranıştır. Tenha bir yerde Allah’ı anarak gözlerin yaşarması, hem Allah’tan korkmanın hem de O’na duyulan derin bir saygının ifadesidir. Allah Teâlâ kulunun riyadan uzak bu davranışından hoşnut olmaktadır. 
· Özü Allah aşkıyla yanan, yaptığı günahlar, hatalar ve isyanları hatırlayıp bağışlanması için pişmanlık ateşiyle yanan, ağlayan kişiyi Peygamber efendimiz şöyle mücdelemektedir.
İki göz vardır ki cehennem azabı görmez; Allah korkusuyla ağlayan göz, Vatan müdafasında nöbet tutup sabahlayan göz. (tirmizi)
Yine bir hadis-i şerifte:  “Allah korkusuyla gözyaşı döken kişi, sağılmış süt memeye dönmedikce cehenneme girmez. Cihad tozu ile cehennem dumanı asla bir araya gelmez.” (Riyazussalihin No: 449,)
Bu ağlama belirli bir zamanda duyguların galeyana gelerek ağlayıp sonra o anı unuttuğunda veya o duygudan uzaklaştığında nefsani arzuların peşinde olan bir ağlama değil. Her zaman Allahı görürcesine ibadet eden, Allahın her an kendisini gözetlediğini kalbine sindirerek, ona layık bir kul olamadığından,  ibadetlerin kalitesinden endişe ederek sürekli kendisinde vuku bulan bir ağlamadır. Evet, Allah için ağlayan göz sahibi de Hiçbir himayenin bulunmadığı anda, Allahın himayesinde olacaklardır…

Rabbimiz bizleri de bu zümrelerden eylesin Amin.