21 Ekim 2015 Çarşamba

Muhtasaru Nasihati Ehli'l-Hadis - Hatib el-Bağdadi

Muhtasaru Nasihati Ehli'l-Hadis - Hatib el-Bağdadi
el-Hatib Ebu Bekr Ahmed ibni Ali ibni Sabit el-Hafız (463/1071) dedi ki:Özel olarak hadisçi, genel olarak (öğrenim çağındaki) her kişi için kaleme aldığım bu  risaledeki sözlerimi hadisçiye öğüt olsun diye (onu) korumak maksadıyla söyledim. Sözlerimin özü;
1- Hadis öğrencisinin, bilgisizlik sebebiyle, her nasılsa dost edinmiş olduğu fazilet  (ilim) ehline yaraşır hiçbir vasfı bulunmayan kişilerden derhal ayrılması; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in  hadislerini yazmak, toplamak... gibi  vaktinin çoğunu alan ve ömrünün büyük bir kısmını hasrettiği konuya, bir iyice dikkat etmesi, önem vermesi; helalini-haramını, hassını-ammını, farzını-mendubunu, mübahını-mekruhunu, nasihini-mensuhunu ve bunların dışında kalan öteki bilim dallarını öğrenmesine vesile olacak bir ilmi seviyeyi öğrenme çağını geçirmeden, imkanları yitirmeden kazanmasını tavsiye (etmekten  ibaret)dir.
Nitekim İmam Şafi'i (204/819), "Baş olmadan önce ilim öğren. Reis oldunmu ilim öğrenmeye artık imkan bulamazsın", demiştir.

Ebu Muhammed el-Mervezi (293/905) de: "Toprak, ıslaklığını koruduğu sürece şekillendirilebilir", demiştir. Bu söz, ilmin gençken elde edilmesi gereğini açıkca ifade eder.
Emiru'l-Mü'minin Ömer  ibni el-Hattab (23/643) de şöyle demiştir: "Başa geçip yönetici olmadan önce ilim öğreniniz."
Ömer (radiyallahu anh), yöneticiliğin özelliğinden ötürü, başa geçmeden önce ilimde derinleşmeyi teşvik etmiştir. Yoksa, Ashabı Kiram'ın yaşlılıklarında da ilim tahsil ettikleri bilinmektedir. Bu, hiçbir zaman ayıp değildir.
Ebu Ubeyd (224/839), Ömer (radiyallahu anh)ın bu sözünü şöyle açıklamıştır: Ömer, "küçükken, büyüyüp sorumluluk almadan önce ilim öğreniniz, yaşlandıktan (ya da sorumluluk yüklendikten) sonra ilim öğrenmeye utanırsınız ve yaşça kendisinden küçüklerden ilim öğrenmeye mahkum yaşlı cahiller olarak kalırsınız. Bu ise, sizi geriletir", demek istemiştir.
Bu, malumunuz olan şu söze ne kadar uygun düşmektedir. "Toplumlar ilmi yaşlılarından aldığı sürece hayr üzere devam ederler. İlim için Esağire (küçüklere) gitmek zorunda kaldılar mı helak olmuşlardır." Bu sözde gençlerin alim olması değil, yaşlıların cahil kalmış olmaları tenkid edilmektedir.
Ebu Ubeyd, Esağir kelimesi hakkında bir başka yorum daha yapmış ve Abdullah İbni Mübarek (181/797)in Esağiri "Bidatçılar" olarak anladığını nakletmiştir.
Ebu Ümeyye el-Cumahi de dedi ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)e Kıyametin alametleri soruldu, o (sallallahu aleyhi ve sellem): "İlmin Esağir (küçükler) katında aranması Kıyamet alametlerindendir", buyurdu.
Abdullah İbni Mesud (radiyallahu anh)dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar ilmi yaşlılarından ve bilginlerinden aldıkları müddetçe hayr ve huzur içinde yaşarlar. Ama ilmi gençlerinden ve şerirlerinden almaya kalktılar mı helak olmuşlar demektir."
İbni Kuteybe (276/889) demiştir ki: "İnsanlar ilmi yaşlılarından aldıkları müddetçe hayr üzere yaşamaya devam edecekler sözünden maksat, alimleri gençleri değil de yaşlıları olduğu sürece toplumlar hayr üzere yaşarlar, demektir. Zira yaşlılarda, gençliğin çıkar sağlama hırsı, hiddeti, acelesi, sefahati görülmez. Tecrübe ve ilim tam yerleşmiştir. Bilgisine şüphe arız olmaz ve kendisine istek ve arzuları hakim olamaz. Tamamı onu doğrudan saptırmaz. Şeytan yaşlıları, gençler gibi baştan çıkaramaz. Yaşla birlikte vakar, celalet ve heybetin ağrılık kazandığı açıktır. Genç(ler) ise böyle değildir. Yaşlıların kendisinden emin bulundukları birtakım tehlikeler gençler için (daima) sözkonusudur. Yukarıda işaret edilen tehlikeli durumlar içinde bir genç fetva verdi mi hem sapmış hem de saptırmış olur."
2- (Hadisçi) sadece bir ravi ve muhaddis olmakla kalmamalıdır.
Ali ibni Musa er-Rıza (203/818) cedleri yoluyla Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "(Hadisi) bilenler olunuz, nakledenler değil! Yorumunuz bildiğiniz bir hadis, (anlamadan) rivayet ettiğiniz bin hadisten (sizin için) daha faydalıdır."
Rebi ibni Süleyman, Şafiiden işittim dedi: İlmi üstün körü (sebep ve sonuçlarını araştırmadan) öğrenen kişilerden bahsediyordu, dedi ki: "Bunlar geceleyin bir yük odun toplayıp yüklenen kişiye benzer. Belki odunlar arasında bir yılan vardır da farkına varmadan onu sokuverecek." Rebi ibni Süleyman ilave etti: "Bu sözüyle Şafii, delil sormayan, nereden alındığını araştırmayan kişileri kasdetmiştir."
Ebu Bekr Muhammed ibni Hasan dedi ki: Bilginlerden birine: "Edeb ne zaman zararlı hale gelir diye sordular. O da: Rivayetlerin çoğalıp anlayışın azaldığı zaman", cevabını verdi.
Kadı Ebul-Ala Muhammed ibni Ali el-Vasıti (431/1039), Ebul-Hasen Muhammed ibni Cafer et-Temimi el-Kufinin şöyle dediğini nakletti: Ebul-Abbas ibni Akkar, birgün kendisine bir hadis sorulduğunu, kendisinin de: "Bu (ve benzeri) Hadis(leri rivayeti) azaltın. Zira Tevili bilinmeden bu tür hadisleri rivayet doğru değildir" dediğini bize anlattı.
Ömer (radiyallahu ah) şöyle buyurmuştur: "Toplumların Salah (dirlik) ve Fesat (bozgun) zamanlarını anladım: İlim gençlerde olur da yaşlılar onlara karşı koymak isterlerse bozgun; ilim yaşlılarda olur gençler de onlara uyum gösterirlerse her iki grup da doğru yolda devam ederler (bu da dirlik zamanıdır). Eğer yaşlı birine Allahtan hidayet erişir de kendisini zorlayan biri bulunmadığı halde genç bir fakihe herhangi bir konuyu sorarsa, fakih de adamın gençliğindeki acziyeti yüzüne vurur ve meseleyi öğretmekte ihmal gösterirse işte o zaman adam fakihe kızacak fakat geçmişteki ihmalinden dolayı da pişman olarak oradan ayrılacaktır."
Muhammed ibni Ubeyd şöyle demiştir: Uzun sakallı bir adam Ameş (148/765)e gelerek çocukların bile ezbere bildiği bir soru sordu. Ameş başını kaldırıp adamın yüzüne şöyle bir baktı ve sonra: "Şunun bir, dört bin hadisi ezberleyecek saçına sakalına bakın, bir de sorduğu soruya!.. Çocuk sorusu!.." dedi.
3- Bilmeli(sin) ki, çok hadis yazma ve rivayet etmekle kişi fakih olamaz.Ancak kişi hadisin manalarını anlamaya çalışmak ve üzerinde derin ve etraflıca düşünmekle anlayışını geliştirebilir.
Kardeşi Ebu Uveysin oğulları Ebu Bekr ve İsmaile Malik ibni Enes (179/795) şöyle demiştir: "Görüyorum ki siz ikiniz hadisle meşgul olmayı seviyor ve istiyorsunuz. Evet, dediler. Eğer hakikaten hadisten yararlanmak ve Allahın sizi faydalandırmasını istiyorsanız, hadisin rivayeti ile az meşgul olun ve fakat hadisi anlamaya çalışın!.."
Ameş (148/765) de şöyle demiştir: Hadis okudum, öğrendim. "Şayet bir toplulukta bulunuyorsam, onlara fetva verebilirim dedim. Dediğim oldu bir cemaatte bulundum. İlk sordukları bilmediğim bir konuydu!.."
Hallal, Ebu Amr Ahmed ibni Muhammed ibni Suheylin şöyle dediğini nakletmiştir: Alimlerden biri (ki ibni Hallal, ismini unuttum diyor), bana anlattı ki: Bir kadın Yahya ibni Muayk, Ebu Hayseme ve Halef ibni Salimin bulunduğu hadis müzakere edilen bir meclise rastladı. "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur", "şunu falan rivayet etti", "bunu falandan başkası rivayet etmiştir" gibi sözleri bir süre dinleyen kadın: Hayz halindeyken kadın cenaze yıkayabilir mi, diye bir soru sordu. Hiçbiri cevap veremedi. Birbirlerine bakışmaya başladılar. Bu sırada Ebu Sevr gözüktü. Kadına: Sen şu geleni (Ebu Sevr) yakala dediler. Kadın iyice yaklaşmış olan Ebu Sevre yöneldi ve sorusunu sordu. O (Ebu Sevr): Evet yıkayabilir çünkü Aişe (radiyallahu anha)dan Kasımın rivayet ettiği hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Aişe (radiyallahu anha)ya: "Senin Hayzın elinde değil ki" Müslim buyurmuştur.
Yine Aişe (radiyallahu anha): "Hayızlı olduğum halde, ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in saçlarını yıkar, tarardım" Buhari; Müslim buyurmuştur.
"Hayz halindeyken dirinin saçları taranır, yıkanırsa ölü haydi haydi yıkanır." Bunun üzerine anılan üç kişi: "Evet, onu falan rivayet etmiştir", "onu bize falan nakletti", "o şu kanalla da bilinir", diye rivayet tariklerini sayıp dökmeye başladılar. Kadın dayanamadı: "Daha önce aklınız neredeydi!.," diye onlara çıkıştı.
4- Muhalifler en çok, hadisçilerin usulu fıkhı, sünenlerin ihtiva ettiği delilleri ve asıl konularını bilmediklerini dillerine dolamaktadırlar. Binaenaleyh hadisçi, bunları derinlemesine bildiği zaman, tenkitçi ağızlardan korunacak, göz ve gönüllerde yer tutacak, tan ve teşni etmek isteyenler de kendisinden çekineceklerdir.
Veki ibni el-Cerrah (197/812) şöyle demiştir: Birgün yolda Ebu Hanife rastladı. "Hadis yazmayı bıraksan da fıkıh öğrensen daha faydalı olmaz mı", dedi, ben de: "Hadis bütün fıkhı ihtiva etmiyor mu", dedim. "O halde, kocası inkar ettiği halde haml iddia eden kadın hakkında ne dersin", dedi. Bana Abbad ibni Mansur, İkrimeden o da İbni Abbas (radiyallahu anh)dan rivayet etti ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) haml iddiası halinde lian yaptırırdı" Ahmed, Müsned, dedim. Bunun üzerine Ebu Hanife beni terketti, gitti. Ve bu olaydan sonra, beni nerede görse yolunu değiştiridi.
Ali ibni Haşrem de şöyle dedi: Çok defalar Vekiden duymuşumdur, o şöyle derdi: "Ey gençler, hadisin fıkhını öğreniniz. Şu bir gerçektir ki, siz Fıkhul-Hadisi iyi bilirseniz, Ehli Rey size galib gelemez."
Yine Ali ibni Haşrem el-Mervezi, Veki'i hadisçilere şunları derken işittim demiştir: "Eğer siz hadisleri tefekkuh eder ve hadisi iyi bilirseniz, rey ehli size galib gelemez. Ebu Hanifenin ihtiyaç duyup da bir görüş ortaya koyduğu herhangi bir konu yoktur ki biz o konuda hadisten en az bir bab rivayet etmiş olmayalım."
5- (Hadisin) fıkhını tahsil eden kişi için, müşkil meselelerde müracaat edebileceği, ictihad yollarını, sıhhat ve fesadı tanıtıcı hususları kendisinden öğreneceği ders veren bir hoca mutlaka gereklidir.
Süleyman ibni Şeyh, Küfeli biri bana şunu anlattı, dedi: Ebu Hanifeye Mescidde bir grubun fıkıh mütaala ettiği haber verildi. Ebu Hanife: "Bir başları (hoca) var mı", dedi. "Hayır", dediler. Bunun üzerine Ebu Hanife: "Onlar asla birşey öğrenemezler!.," dedi.
İbrahim ibni İshak ez-Zuhriye isnad ile Ebu Nuaymın şöyle dediği nakledilir: Ben Zufere gelir-giderdim. (Birgün) o köşesinde elbisesine bürünmüşken bana: "Ey şaşı, gel! Sana görmediğin duymadığın biçimde şu senin hadislerini değerlendireyim", dedi. Sonra da: "bununla amel olunur", "bununla asla", "şu ise şu nedenle nasih, bu mensuhtur" diye tasnif etti.
Ubeydullah ibni Amr (180/796) şöyle dedi: Ameşe bir adam geldi ve bir soru sordu. Ebu Hanife de orada bulunmaktaydı. Ameş, "Ey Numan (Ebu Hanife), bu mesele hakkında görüşünü söyle!" dedi. O da (Ebu Hanife) söyledi. Bu defa Ameş: "Sen bunu nereden çıkardın", dedi. Ebu Hanife de: "Senin bize rivayet ettiğin hadisten", dedi. Ameş: "Evet, doğru! dedi. Biz eczacı, siz doktorlarsınız!.."
Bir başka rivayette ise olay şöyle nakledilir: Ebu Hanife, Ameşin yanındadır. Ameş birtakım meseleler sorar. Ebu Hanife cevaplandırır. Ameş: "Sen bunları nereden çıkarıyorsun", deyince Ebu Hanife: "İbrahimden şöyle, Şabiden böyle, sen rivayet ettin bize", der. Bunun üzerine Ameş de: "Ey fakihler siz doktorsunuz, biz ise eczacı!.." der.

Atiyye ibni Numan anlattı: Babam bana (şu olayı) nakletti, dedi ki: Ben, Şube ibni Haccac (160/766)ın yanındaydım. Bir ara, bana: "Ey Eba Muhammed, sana zor bir mesele gelse, bizden başka kime sorabilirsin", dedi. Ben kendi kendime: "Bu kendini beğenmiş biri", dedim. Sonra: "Ey Eba Bistam, hallettiğiniz sürece sorular sana ve arkadaşlarına yöneltilir", dedim. Çok geçmeden bir adam çıkageldi ve: "Ey Eba Bistam, bir adam bir başkasının tam tepesine vurdu, adamın koklama duyusunun tahrib olduğu iddia olunuyor (ne dersin?)" Şube, sağla solla meşgul olmaya başladı. Ben adama ısrar etmesi için işaret ettim (adam da ısrar etti). Bunun üzerine Şube bana döndü (biraz önceki iddiasından pişman olduğunu ima ederek): "Ey Eba Muhammed, zalime zulüm ne ağır cezadır (büyük konuştum, susturuldum). Evet, vallahi bu konuda ben birşey bilmiyorum. Buna sen cevap ver", dedi. "Adam, sana soruyor niçin ben cevap vereyim", dedim. "Kabul et ki, bunu ben sana sordum", dedi. Bunun üzerine ben: "Evzai ve Zubeyriyi şöyle derlerken dinledim: Hardal bir iyice dövülür, inceltilir sonra koklatılır. Eğer aksırırsa, yalan söylemiştir yok aksırmazsa doğru söylemiştir", dedim. Şube: "Onu bize, Bakıyye rivayet etmiştir. Vallahi koklama duyusu tahrib olmuş kişi asla aksırmaz", dedi.