21 Ekim 2015 Çarşamba

HADIS USULU

Hadis ilmi iki kısma ayrılır: rivayet olarak hadis ilmi ve dirayet olarak hadis ilmi
1- Rivayet olarak hadis ilmi: Bu ilim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nispet edilen rivayet ve nakilleri kapsar. Bu rivayet ve nakiller, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediği sözleri, yaptığı işleri, takrirlerini veya sıfatlarını yani bi'setten önceki ve sonraki sîretini içermektedir.

Hadis Usûlü
Muhtasaru Nasihati Ehli'l-Hadis - Hatib el-Bağdadi
el-Hatib Ebu Bekr Ahmed ibni Ali ibni Sabit el-Hafız (463/1071) dedi ki:Özel olarak hadisçi, genel olarak (öğrenim çağındaki) her kişi için kaleme aldığım bu  risaledeki sözlerimi hadisçiye öğüt olsun diye (onu) korumak maksadıyla söyledim. Sözlerimin özü;
1- Hadis öğrencisinin, bilgisizlik sebebiyle, her nasılsa dost edinmiş olduğu fazilet  (ilim) ehline yaraşır hiçbir vasfı bulunmayan kişilerden derhal ayrılması; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in  hadislerini yazmak, toplamak... gibi  vaktinin çoğunu alan ve ömrünün büyük bir kısmını hasrettiği konuya, bir iyice dikkat etmesi, önem vermesi; helalini-haramını, hassını-ammını, farzını-mendubunu, mübahını-mekruhunu, nasihini-mensuhunu ve bunların dışında kalan öteki bilim dallarını öğrenmesine vesile olacak bir ilmi seviyeyi öğrenme çağını geçirmeden, imkanları yitirmeden kazanmasını tavsiye (etmekten  ibaret)dir.
Nitekim İmam Şafi'i (204/819), "Baş olmadan önce ilim öğren. Reis oldunmu ilim öğrenmeye artık imkan bulamazsın", demiştir.
Ebu Muhammed el-Mervezi (293/905) de: "Toprak, ıslaklığını koruduğu sürece şekillendirilebilir", demiştir. Bu söz, ilmin gençken elde edilmesi gereğini açıkca ifade eder.
Emiru'l-Mü'minin Ömer  ibni el-Hattab (23/643) de şöyle demiştir: "Başa geçip yönetici olmadan önce ilim öğreniniz."
Ömer (radiyallahu anh), yöneticiliğin özelliğinden ötürü, başa geçmeden önce ilimde derinleşmeyi teşvik etmiştir. Yoksa, Ashabı Kiram'ın yaşlılıklarında da ilim tahsil ettikleri bilinmektedir. Bu, hiçbir zaman ayıp değildir.
Ebu Ubeyd (224/839), Ömer (radiyallahu anh)ın bu sözünü şöyle açıklamıştır: Ömer, "küçükken, büyüyüp sorumluluk almadan önce ilim öğreniniz, yaşlandıktan (ya da sorumluluk yüklendikten) sonra ilim öğrenmeye utanırsınız ve yaşça kendisinden küçüklerden ilim öğrenmeye mahkum yaşlı cahiller olarak kalırsınız. Bu ise, sizi geriletir", demek istemiştir.
Bu, malumunuz olan şu söze ne kadar uygun düşmektedir. "Toplumlar ilmi yaşlılarından aldığı sürece hayr üzere devam ederler. İlim için Esağire (küçüklere) gitmek zorunda kaldılar mı helak olmuşlardır." Bu sözde gençlerin alim olması değil, yaşlıların cahil kalmış olmaları tenkid edilmektedir.
Ebu Ubeyd, Esağir kelimesi hakkında bir başka yorum daha yapmış ve Abdullah İbni Mübarek (181/797)in Esağiri "Bidatçılar" olarak anladığını nakletmiştir.
Ebu Ümeyye el-Cumahi de dedi ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)e Kıyametin alametleri soruldu, o (sallallahu aleyhi ve sellem): "İlmin Esağir (küçükler) katında aranması Kıyamet alametlerindendir", buyurdu.
Abdullah İbni Mesud (radiyallahu anh)dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar ilmi yaşlılarından ve bilginlerinden aldıkları müddetçe hayr ve huzur içinde yaşarlar. Ama ilmi gençlerinden ve şerirlerinden almaya kalktılar mı helak olmuşlar demektir."
İbni Kuteybe (276/889) demiştir ki: "İnsanlar ilmi yaşlılarından aldıkları müddetçe hayr üzere yaşamaya devam edecekler sözünden maksat, alimleri gençleri değil de yaşlıları olduğu sürece toplumlar hayr üzere yaşarlar, demektir. Zira yaşlılarda, gençliğin çıkar sağlama hırsı, hiddeti, acelesi, sefahati görülmez. Tecrübe ve ilim tam yerleşmiştir. Bilgisine şüphe arız olmaz ve kendisine istek ve arzuları hakim olamaz. Tamamı onu doğrudan saptırmaz. Şeytan yaşlıları, gençler gibi baştan çıkaramaz. Yaşla birlikte vakar, celalet ve heybetin ağrılık kazandığı açıktır. Genç(ler) ise böyle değildir. Yaşlıların kendisinden emin bulundukları birtakım tehlikeler gençler için (daima) sözkonusudur. Yukarıda işaret edilen tehlikeli durumlar içinde bir genç fetva verdi mi hem sapmış hem de saptırmış olur."
2- (Hadisçi) sadece bir ravi ve muhaddis olmakla kalmamalıdır.
Ali ibni Musa er-Rıza (203/818) cedleri yoluyla Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "(Hadisi) bilenler olunuz, nakledenler değil! Yorumunuz bildiğiniz bir hadis, (anlamadan) rivayet ettiğiniz bin hadisten (sizin için) daha faydalıdır."
Rebi ibni Süleyman, Şafiiden işittim dedi: İlmi üstün körü (sebep ve sonuçlarını araştırmadan) öğrenen kişilerden bahsediyordu, dedi ki: "Bunlar geceleyin bir yük odun toplayıp yüklenen kişiye benzer. Belki odunlar arasında bir yılan vardır da farkına varmadan onu sokuverecek." Rebi ibni Süleyman ilave etti: "Bu sözüyle Şafii, delil sormayan, nereden alındığını araştırmayan kişileri kasdetmiştir."
Ebu Bekr Muhammed ibni Hasan dedi ki: Bilginlerden birine: "Edeb ne zaman zararlı hale gelir diye sordular. O da: Rivayetlerin çoğalıp anlayışın azaldığı zaman", cevabını verdi.
Kadı Ebul-Ala Muhammed ibni Ali el-Vasıti (431/1039), Ebul-Hasen Muhammed ibni Cafer et-Temimi el-Kufinin şöyle dediğini nakletti: Ebul-Abbas ibni Akkar, birgün kendisine bir hadis sorulduğunu, kendisinin de: "Bu (ve benzeri) Hadis(leri rivayeti) azaltın. Zira Tevili bilinmeden bu tür hadisleri rivayet doğru değildir" dediğini bize anlattı.
Ömer (radiyallahu ah) şöyle buyurmuştur: "Toplumların Salah (dirlik) ve Fesat (bozgun) zamanlarını anladım: İlim gençlerde olur da yaşlılar onlara karşı koymak isterlerse bozgun; ilim yaşlılarda olur gençler de onlara uyum gösterirlerse her iki grup da doğru yolda devam ederler (bu da dirlik zamanıdır). Eğer yaşlı birine Allahtan hidayet erişir de kendisini zorlayan biri bulunmadığı halde genç bir fakihe herhangi bir konuyu sorarsa, fakih de adamın gençliğindeki acziyeti yüzüne vurur ve meseleyi öğretmekte ihmal gösterirse işte o zaman adam fakihe kızacak fakat geçmişteki ihmalinden dolayı da pişman olarak oradan ayrılacaktır."
Muhammed ibni Ubeyd şöyle demiştir: Uzun sakallı bir adam Ameş (148/765)e gelerek çocukların bile ezbere bildiği bir soru sordu. Ameş başını kaldırıp adamın yüzüne şöyle bir baktı ve sonra: "Şunun bir, dört bin hadisi ezberleyecek saçına sakalına bakın, bir de sorduğu soruya!.. Çocuk sorusu!.." dedi.
3- Bilmeli(sin) ki, çok hadis yazma ve rivayet etmekle kişi fakih olamaz.Ancak kişi hadisin manalarını anlamaya çalışmak ve üzerinde derin ve etraflıca düşünmekle anlayışını geliştirebilir.
Kardeşi Ebu Uveysin oğulları Ebu Bekr ve İsmaile Malik ibni Enes (179/795) şöyle demiştir: "Görüyorum ki siz ikiniz hadisle meşgul olmayı seviyor ve istiyorsunuz. Evet, dediler. Eğer hakikaten hadisten yararlanmak ve Allahın sizi faydalandırmasını istiyorsanız, hadisin rivayeti ile az meşgul olun ve fakat hadisi anlamaya çalışın!.."
Ameş (148/765) de şöyle demiştir: Hadis okudum, öğrendim. "Şayet bir toplulukta bulunuyorsam, onlara fetva verebilirim dedim. Dediğim oldu bir cemaatte bulundum. İlk sordukları bilmediğim bir konuydu!.."
Hallal, Ebu Amr Ahmed ibni Muhammed ibni Suheylin şöyle dediğini nakletmiştir: Alimlerden biri (ki ibni Hallal, ismini unuttum diyor), bana anlattı ki: Bir kadın Yahya ibni Muayk, Ebu Hayseme ve Halef ibni Salimin bulunduğu hadis müzakere edilen bir meclise rastladı. "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur", "şunu falan rivayet etti", "bunu falandan başkası rivayet etmiştir" gibi sözleri bir süre dinleyen kadın: Hayz halindeyken kadın cenaze yıkayabilir mi, diye bir soru sordu. Hiçbiri cevap veremedi. Birbirlerine bakışmaya başladılar. Bu sırada Ebu Sevr gözüktü. Kadına: Sen şu geleni (Ebu Sevr) yakala dediler. Kadın iyice yaklaşmış olan Ebu Sevre yöneldi ve sorusunu sordu. O (Ebu Sevr): Evet yıkayabilir çünkü Aişe (radiyallahu anha)dan Kasımın rivayet ettiği hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Aişe (radiyallahu anha)ya: "Senin Hayzın elinde değil ki" Müslim buyurmuştur.
Yine Aişe (radiyallahu anha): "Hayızlı olduğum halde, ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in saçlarını yıkar, tarardım" Buhari; Müslim buyurmuştur.
"Hayz halindeyken dirinin saçları taranır, yıkanırsa ölü haydi haydi yıkanır." Bunun üzerine anılan üç kişi: "Evet, onu falan rivayet etmiştir", "onu bize falan nakletti", "o şu kanalla da bilinir", diye rivayet tariklerini sayıp dökmeye başladılar. Kadın dayanamadı: "Daha önce aklınız neredeydi!.," diye onlara çıkıştı.
4- Muhalifler en çok, hadisçilerin usulu fıkhı, sünenlerin ihtiva ettiği delilleri ve asıl konularını bilmediklerini dillerine dolamaktadırlar. Binaenaleyh hadisçi, bunları derinlemesine bildiği zaman, tenkitçi ağızlardan korunacak, göz ve gönüllerde yer tutacak, tan ve teşni etmek isteyenler de kendisinden çekineceklerdir.
Veki ibni el-Cerrah (197/812) şöyle demiştir: Birgün yolda Ebu Hanife rastladı. "Hadis yazmayı bıraksan da fıkıh öğrensen daha faydalı olmaz mı", dedi, ben de: "Hadis bütün fıkhı ihtiva etmiyor mu", dedim. "O halde, kocası inkar ettiği halde haml iddia eden kadın hakkında ne dersin", dedi. Bana Abbad ibni Mansur, İkrimeden o da İbni Abbas (radiyallahu anh)dan rivayet etti ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) haml iddiası halinde lian yaptırırdı" Ahmed, Müsned, dedim. Bunun üzerine Ebu Hanife beni terketti, gitti. Ve bu olaydan sonra, beni nerede görse yolunu değiştiridi.
Ali ibni Haşrem de şöyle dedi: Çok defalar Vekiden duymuşumdur, o şöyle derdi: "Ey gençler, hadisin fıkhını öğreniniz. Şu bir gerçektir ki, siz Fıkhul-Hadisi iyi bilirseniz, Ehli Rey size galib gelemez."
Yine Ali ibni Haşrem el-Mervezi, Veki'i hadisçilere şunları derken işittim demiştir: "Eğer siz hadisleri tefekkuh eder ve hadisi iyi bilirseniz, rey ehli size galib gelemez. Ebu Hanifenin ihtiyaç duyup da bir görüş ortaya koyduğu herhangi bir konu yoktur ki biz o konuda hadisten en az bir bab rivayet etmiş olmayalım."
5- (Hadisin) fıkhını tahsil eden kişi için, müşkil meselelerde müracaat edebileceği, ictihad yollarını, sıhhat ve fesadı tanıtıcı hususları kendisinden öğreneceği ders veren bir hoca mutlaka gereklidir.
Süleyman ibni Şeyh, Küfeli biri bana şunu anlattı, dedi: Ebu Hanifeye Mescidde bir grubun fıkıh mütaala ettiği haber verildi. Ebu Hanife: "Bir başları (hoca) var mı", dedi. "Hayır", dediler. Bunun üzerine Ebu Hanife: "Onlar asla birşey öğrenemezler!.," dedi.
İbrahim ibni İshak ez-Zuhriye isnad ile Ebu Nuaymın şöyle dediği nakledilir: Ben Zufere gelir-giderdim. (Birgün) o köşesinde elbisesine bürünmüşken bana: "Ey şaşı, gel! Sana görmediğin duymadığın biçimde şu senin hadislerini değerlendireyim", dedi. Sonra da: "bununla amel olunur", "bununla asla", "şu ise şu nedenle nasih, bu mensuhtur" diye tasnif etti.
Ubeydullah ibni Amr (180/796) şöyle dedi: Ameşe bir adam geldi ve bir soru sordu. Ebu Hanife de orada bulunmaktaydı. Ameş, "Ey Numan (Ebu Hanife), bu mesele hakkında görüşünü söyle!" dedi. O da (Ebu Hanife) söyledi. Bu defa Ameş: "Sen bunu nereden çıkardın", dedi. Ebu Hanife de: "Senin bize rivayet ettiğin hadisten", dedi. Ameş: "Evet, doğru! dedi. Biz eczacı, siz doktorlarsınız!.."
Bir başka rivayette ise olay şöyle nakledilir: Ebu Hanife, Ameşin yanındadır. Ameş birtakım meseleler sorar. Ebu Hanife cevaplandırır. Ameş: "Sen bunları nereden çıkarıyorsun", deyince Ebu Hanife: "İbrahimden şöyle, Şabiden böyle, sen rivayet ettin bize", der. Bunun üzerine Ameş de: "Ey fakihler siz doktorsunuz, biz ise eczacı!.." der.
Atiyye ibni Numan anlattı: Babam bana (şu olayı) nakletti, dedi ki: Ben, Şube ibni Haccac (160/766)ın yanındaydım. Bir ara, bana: "Ey Eba Muhammed, sana zor bir mesele gelse, bizden başka kime sorabilirsin", dedi. Ben kendi kendime: "Bu kendini beğenmiş biri", dedim. Sonra: "Ey Eba Bistam, hallettiğiniz sürece sorular sana ve arkadaşlarına yöneltilir", dedim. Çok geçmeden bir adam çıkageldi ve: "Ey Eba Bistam, bir adam bir başkasının tam tepesine vurdu, adamın koklama duyusunun tahrib olduğu iddia olunuyor (ne dersin?)" Şube, sağla solla meşgul olmaya başladı. Ben adama ısrar etmesi için işaret ettim (adam da ısrar etti). Bunun üzerine Şube bana döndü (biraz önceki iddiasından pişman olduğunu ima ederek): "Ey Eba Muhammed, zalime zulüm ne ağır cezadır (büyük konuştum, susturuldum). Evet, vallahi bu konuda ben birşey bilmiyorum. Buna sen cevap ver", dedi. "Adam, sana soruyor niçin ben cevap vereyim", dedim. "Kabul et ki, bunu ben sana sordum", dedi. Bunun üzerine ben: "Evzai ve Zubeyriyi şöyle derlerken dinledim: Hardal bir iyice dövülür, inceltilir sonra koklatılır. Eğer aksırırsa, yalan söylemiştir yok aksırmazsa doğru söylemiştir", dedim. Şube: "Onu bize, Bakıyye rivayet etmiştir. Vallahi koklama duyusu tahrib olmuş kişi asla aksırmaz", dedi.
Hadis İlmi
Hadis ilmi iki kısma ayrılır: rivayet olarak hadis ilmi ve dirayet olarak hadis ilmi
1- Rivayet olarak hadis ilmi: Bu ilim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nispet edilen rivayet ve nakilleri kapsar. Bu rivayet ve nakiller, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in söylediği sözleri, yaptığı işleri, takrirlerini veya sıfatlarını yani bi'setten önceki ve sonraki sîretini içermektedir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda bir iş yapıldığında veya bir söz söylendiğinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in karşı çıkmamasına "Takrir" denilir. Sahabe ve tabiine nispet edilen nakiller de hadis rivayeti ilminin kapsamındadır.
Bu konuda yazılan eserler:
Hadislerin ilk tedvininden itibaren yazılan eserler Rivayetü'l-Hadis ilmine ait eserler kabul edilir. İbnu Şihab'dan sonra İbnu Cureyc (Mekke'de), el-Evzai (Şam'da), Süfyanu's-Sevri (Kufe'de), Hammad b. Seleme (Basra'da) hadisleri ilk tedvin edenler sayılır. Sonraları bunların eserlerine el-Kutubu Sitte ashabının eserleri de eklenmiştir.
2- Dirayet olarak hadis ilmi: Bu ilme, "Hadis Usulü ilmi", "Hadis Rivayeti Usulü İlmi", "Hadis Istılahları İlmi" veya "Eser Ashabının Istılahları İlmi" de denir.
Hadis Istılahları İlminin meşhur olan tarifi şudur: Hadis metni ve isnadının durumlarının bilindiği kaidelerin ilmidir.
Dirayetü'l-Hadis ilmi, çeşitli eserlerde tasnif edilerek yazılmış hadisler hakkında kabul veya red hükmünü verebilmek için, onları değişik yönleriyle ele almaktadır. Bu ilmin konusu kısaca, kabul veya red yönünden hadisler ve ravileridir.
Cerh ve Ta'dil İlmi:
Cerh ve ta'dil hadis ravilerini eleştirerek onların özel hayatlarında ve hadis rivayetinde kusur ve ayıp sayılan hallerini ya da güvenilir olduklarını açığa çıkarmak demektir. Cerh ve ta'dil ilmi ravilerde hadis rivayetinde kusur sayılan bazı hallerin bulunup bulunmadığını araştıran ilimdir. Sahabeden itibaren bütün hadis râvîlerinin doğruluk ve güvenirlik durumlarının incelendiği bir ilim dalıdır. Genellikle râvîler isimlerine ve künyelerine göre alfabetik bir tarzda sıralanır ve her birinin hayatı, kimlerden hadis rivâyet ettiği, kimlere hadis naklettiği, râvîler arasındaki yeri, adâlet ve zabt yönünden durumu, kendisi hakkında hadis münekkidlerinin görüşü teknik tâbirlerle ifade edilir.
Sened ve Metin:

Sened: Hadisin ilk kaynağına kadar ulaşan yolu teşkil eden raviler zincirine denir. Buna "tarik" ve "vecih" de denilir.
Metin: Hadisin, isnadının son bulduğu yerden başlayan kısmıdır.
İsnad: Bir hadis veya haberi söyleyenine nispet etmeye isnad denir. Bazen isnada; sened, bazen da senede isnad denir. Bunlar eş anlamlı kelimelerdir.
Abdullah b. Mubârek (ö. 81/797) "İsnâd dindendir, eğer isnâd olmasaydı herkes dilediği sözü söylerdi" demiştir. Müslim, (Mukaddime, 1 , 12).
Örnek: Buhari dedi ki: "Bize, Ebu Muaviye tahdis etti, o el-A'meş'ten, o Zeyd b. Vehb ve Ebu Zabyan'dan, ikisi Cerir b. Abdillah radıyallahu anh'den rivayet etti, dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez." Buhari (7376).
Ebu Muaviye'den Cerir b. Abdillah radıyallahu anh'e kadar gelen ravilere "sened" denilir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in: "İnsanlara merhamet etmeyene..." diye başlayan sözüne de "metin" denilir.
Bir hadîs esas itibariyle metni yani, metinde ifâde ettiği mâna ve hükümler sebebiyle kıymet taşır. Hadîsten esas maksad bu hükümlerdir. Ancak unutmamak gerekir ki, muhaddisler açısından hadîsin sened kısmı en az metin kısmı kadar değerlidir. Hatta senedin ehemmiyeti metinden önce gelir. Zîra bir metni "hadîs" yapan, o hususta sonraki İslâm nesillerine kanaat veren, senettir. Hadîste sened olmasaydı o, hadîs olmaktan çıkar, sıradan bir "söz" olurdu.
İbn Hazm bu konuda şöyle der: "Hadisin Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e varıncaya kadar muttasıl bir şekilde rivayet edilmesi, Allah'ın yalnız müslümanlara has kıldığı bir sistemdir. Her ne kadar yahudilerde isnâda benzer rivayet şekilleri mevcut ise de, bunlar vasıtasıyla Musa aleyhi's-selâm'a yaklaşmaları bizim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaşmamız gibi değildir. İsnâd bizi tabiûn ve sahabe vasıtasıyla Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaştırdığı halde, onları Musa aleyhi's-selâm'dan otuz asır sonrasına kadar götürebilmiştir. Hristiyanlarda ise talâkın haramlığı ile ilgili bir haber dışında isnâdla gelen hiç bir haber mevcut değildir."
Hadis, Sünnet, Haber ve Eser
Hadis: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nispet edilen söz, fiil, takrir ve
O'nun kişisel özellikleri için kullanılan ifadedir.
Bazı âlimlere göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in fizyonomik özellikleri ile Hira Mağarasında ibadete çekilmesi gibi peygamberlik öncesi davranışları da hadisin tarifine girer.
Sünnet: Lügatte yol demektir. Istılahta Sünnet ile Hadis kelimeleri eş anlamlı kelimelerdir. Sünnet kelimesi başlangıçta "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in fiili" anlamında, hadis de "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in sözü" anlamında kullanılmışsa da sonraları sünnet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in sözle veya fiille açıktan gördüğü ya da duyduğu olayları susarak onaylamak suretiyle zımnen yaptığı açıklamaların tamamını anlatan terim olmuştur.
Sünnet aynı zamanda, sahabelerin Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e nisbet ederek rivayet ettikleri haberleri de kapsamaktadır. Kısaca 'Sünnet', Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e ait sözlere, fiillere ve O'na ait olaylara verilen genel isimdir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e ait olduğu kesinleşen 'Sünnet' dinin kaynağıdır, müslümanları bağlar. Bunun böyle olduğu hem Kur'an'da, hem de hadislerde belirtilmiştir;
"Kim Rasul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa: 80)
"Peygamber size neyi verdiyse alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah'tan hakkıyla ittika edin (çekinin), çünkü Allah'ın azabı çetindir." (Haşr: 7) Bu ve benzeri âyetler bunu göstermektedir
Haber: Lügatte, inşa kelimesinin zıddıdır. Söz, ya haberdir ya da inşa. Haber, sözü söyleyen için "sözünde doğrudur" veya "yalancıdır" denmeye elverişli söze; inşâ ise, sözü söyleyen için "sözünde doğrudur" veya "yalancıdır" denmeye elverişli olmayan söze denir.  
Hadisle eş manalıdır; hadis demektir ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sahabe ve tabiûndan nakledilen rivayetlere denir.
Bu tarife göre haber, hadisten daha geniş kapsamlı sayılmıştır. Zira hadis, sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'le ilgili rivayetler olduğu halde, haberin kapsamına hadislerle birlikte sahabe ve tâbi'ûndan, hatta daha sonrakilerden nakledilen rivayetler de dâhildir. Hadis, Haberden daha özeldir. Bütün hadisler, haberdir. Ancak bütün haberler, hadis değildir.
Eser: Sahabeden ve onlardan sonrakilerden gelen sözlere denilmiştir. Sahabe ve tabiin'in sözüne eser ismi verilmesi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüne de haber denilmesi münasip olur.
Kudsî Hadis
Temizlik ve kusurdan uzaklık anlamındaki "Kuds" kelimesine nispet edilerek "kudsî hadis", ilaha nispet edilerek "ilahî hadis" ve Rabbe nispet edilerek; "Rabbânî Hadis" de denilir.
Istılah anlamı olarak; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Kur'an haricinde Rabbine isnad ettiği sözlerdir.
Örnek: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Allah Teâla buyuruyor ki: Ey kullarım! Ben kendime zulmü haram kıldığım gibi sizin üzerinize de haram kıldım, birbirinize zulmetmeyiniz." Veya sahabenin şu sözü gibi; "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbinden rivayet ederek buyurdu ki..."
KUDSİ HADİS İLE KUR AN I KERİM ARASINDAKİ FARK
* Kur'an-ı Kerim, kudsi hadislerde bulunmayan bazı özeliklerle ayrılmıştır. İşte bu özellikler, Kur'an-ı Kerim ile Kudsî Hadis arasındaki farkı belirler.
* Kur'an-ı Kerim ebedi bir mucizedir. Zamanların geçmesiyle hem lafız hem de mânâ olarak bozulma ve değiştirilmeden muhafaza olunmuştur, bütün kelimelerinde, harflerinde ve üslubunda, lafzı mütevatirdir. Kudsî hadisin ve diğer hadislerin ise yalnız mânâsı korunmuştur.
* Kur'an-ı Kerim'in manasıyla rivayeti haramdır. Lafızlarıyla nakli zorunludur. Kudsî hadis böyle değildir.
* Kur'an-ı Kerim, namazlarda okunur, kudsî hadis namazlarda okunmaz.
* O, Kur'an diye isimlendirilmiştir ve kıraati ile kulluk yapılır. Her bir harfine on sevap vardır. Kudsî hadisler böyle değildir.
* Kur'an-ı Kerim'in hem lafzı ve hem de manası Allah katındandır. Kudsi hadisin ise yalnız anlamı Allah katındandır.
Kudsi Hadis ile Diğer Hadisler Arasındaki Fark:

* Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dinî hüküm içeren hadisleri vahiy kaynaklıdır. Ancak bunlar doğrudan Allah Azze ve Celle'ye nispet edilmediği için kudsi hadislerden farklı değerlendirilmiştir. Kudsi hadisler haricinde dînî hüküm içeren hadisler, ya mânâ olarak Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e vahyedilmiştir, yahut Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in içtihadı vahyin kontrolünde olduğundan hükmen vahiy konumundadır. Mükellefler üzerindeki bağlayıcılığı açısından Kur'an ayeti, kudsi hadis ve diğer hadisler arasında fark yoktur.
Kabul ve Red Açısından Hadisler
Nebevî hadisler makbul ve merdud olarak ikiye ayırmışlardır:
Makbul: Bu hadisi rivayet edenlerde kabul şartları bir araya gelmiştir. Bu sebepten onların naklettiği hadis makbul görülmüştür.
Merdud: Bu hadisi rivayet edenlerde kabul şartları tamamlanmamıştır. Bu sebepten onun naklettiği hadisler reddedilmiştir.
Sahih ve hasen hadislere "makbul" ismi verilir. Zayıf ve uydurma hadislere de "merdud" denir.
Sahih: Adalet ve zabt sahibi ravilerin kesiksiz isnadla birbirlerinden rivayet ettikleri şaz ve illetli olmaktan uzak hadislere denir.
Hükmü; Sahih Hadis, Akidede, hükümlerde ve bunların dışındaki konularda delil olarak kullanılır ve onunla amel etmek gerekir.
Hasen: Adalet şartına sahip olmakla beraber zabt yönünden, sahîh hadîs râvilerinin derecesine ulaşamayan kimselerin, muttasıl isnâdla rivâyet ettikleri şâz olmayan ve illet taşımayan hadîslere hasen hadis denilir.
Hükmü: Kendisiyle delil getirme ve amel edilmesi bakımından sahih gibidir. Bir sahih hadisle bir hasen hadis çeliştiği zaman, sahih hadis öne geçer, tercih edilir. Çünkü sahih hadis, rütbe olarak hasenden yüksektir..
* Âlimlerin: "Bu bâbta bundan daha sahîh hadîs yoktur" sözü, o hadîsin sıhhatini gerektirmez. Bundan maksad, bu babda onun diğer rivayetlere nazaran en sahîh olduğunu ifade etmektir. Âlimler bu sözden umumiyetle bu manayı kastederler.
* Ceyyid: Sahîh anlamında kullanılır. Ancak, bazıları, hasen li-zâtihi mertebesinden yükselmiş olmakla beraber sahîhlik kazanmasında tereddüt edilen hadis için ceyyid demiştir. Kavi: Ceyyîd ile aynı anlamdadır.
* Sâlih: Sahîh ve hasen tabirlerinin her ikisini de kapsayan bir terimdir. Yine i'tibâr'a (başka rivayet yollarıyla desteklenmeye) elverişli olan zayıfa da sâlih denmiştir.
Sahih Hadisin Şartları
Kabul sıfatları beştir. Bunlara şurûtu'l-hamse denilir.
1. Senedin muttasıl (bitişik/kesintisiz) olması: Bunun anlamı ravilerden her bir ravinin kendisinden bir üstteki raviden hakikaten işitmiş olmasıdır. Kendisinden bir üstteki ravinin de daha üstteki raviden hakikaten işitmiş olması ve senedin sonuna kadar böyle devam etmesidir.
2. Ravinin adaleti; Seneddeki ravilerden her birinin adi sıfatına sahip olmasıdır. "Adi", fısktan küçük düşürücü vasıflardan salim olan akıllı Müslüman kişiye denir. Kâfir, fâsık, mecnun, hali bilinmeyenler, "adi" değildirler. Bir kadın, fısktan ve kötü sıfatlardan salim, akıllı ve Müslümansa onun da rivayeti makbuldür.
3. Tamamu'z-zabt; Ravinin işittiği hadisi zihninde sabitleştirmesi ve istediği zaman onu sunması hususunda yüksek bir mertebede bulunmasıdır. Çok hata yapan gafil kişi ile hafifu'z-zabt olan kişi bunun aksinedir.
4. Ademi'ş-şuzuz; Sika (güvenilir) ya da makbul bir râvînin, kendisinden daha güvenilir ya da daha öncelikli olan râvîye muhalefet etmemesidir. Böyle bir muhalefet söz konusu olursa zayıf hadis türlerinden olan""şaz" hadisin tamına girer.
5. Selametun mine'l-ille; Hadiste, illetin bulunmamasıdır. İllet ile kastedilen mana inşallah ileride açıklanacaktır.
Sahih Hadislerin Dereceleri:

1. Buhârî ve Müslim'in müştereken kitaplarına aldıkları hadisler bunlara "müttefakun aleyh" denir.
2. Buhârî'nin yalnız başına rivâyet ettiği hadisler;
3. Müslim'in yalnız başına rivâyet ettiği hadisler;
4. Her ikisinin de şartlarına uymakla beraber Buhârî ve Müslim'in kitaplarına almadıkları hadisler;
5. Buhârî'nin, şartlarına uymakla beraber kitabına almadığı hadisler;
6. Müslim'in, şartlarına uyduğu halde kitabına almadığı hadisler;
7. Her ikisinin de şartlarına uymamakla beraber, diğer hadis imamlarına göre sahîh olan hadisler.
Hasen Hadisin Şartları
Hasen hadisin beş şartı vardır.
1- İttisâlu sened: İsnadının kesintisiz olması.
2- Adâletu'r-râvi: ravinin adi sıfatına sahip olması.
3- Zabtu'r-râvi; bundan murad, hasen hadisin ravisinin zabt sıfatının sahih hadisin ravisinin zabtından daha düşük bir derecede olması yani hafifu'z-zabt olmasıdır.
4- Ademu'ş-şuzuz:
5- Selametun mine'l-ille: İleride ayrıntısı verileceği üzere, illet taşımamasıdır.
Böylece anlaşılıyor ki: hasenin şartları, üçüncü şart müstesna, sahihin şartları ile aynıdır. Üçüncü şart da zabt kuvvetidir. Sahih hadiste zabt sıfatının en yüksek derecede olması şart koşulur. Ama hasende bu yüksek derece şart koşulmaz, zabtın hafif olması yeterli görülür.
Örnek; Muhammed b. Amr b. Alkame'nin, Ebu Seleme'den onun da, Ebu Hureyre radıyallahu anh'den naklettiği hadistir.
Muhammed b. Amr b. Alkame, sıdk ile meşhurdur. Ama hıfz sıfatı onda en yüksek derecede değildir. Diğer raviler güvenilirdir. Bu sebeple bu hadis hasendir.
Müşbih (müşebbeh): Hasen ve hasene yakın olan zayıf hadîs için kullanılır.
Müstahsen: Sahih olmaya da Hasen olmaya da ihtimali var, demektir.
* Beğavî el-Mesâbîh'te, hadîsleri ikiye ayırır: Sıhâh (sahihler) ve hısân (hasenler). Sıhâh tâbirini Sahîheyn'den aldığı hadîsler için, hısân tâbirini de sahîheyn dışındaki kitaplardan aldığı hadîsler için kullanır. İbnu Salâh, bunun Bagavî'ye has bir kullanış olduğunu, âlimler tarafından benimsenmiş ıstılâhî mânada kullanmadığına dikkat çeker ve şöyle der: "Çünkü Sahîhayn dışındaki sünenlerde sahîh olduğu gibi hasen, zayıf ve münker hadîsler de mevcuttur." Öyle ise hepsine hısân demek uygun değildir.
* Bazı âlimlerin: "Hâdîsun, hasenun, sahîhun" gibi bileşik tabir kullanmaları halinde, hadisin iki ayrı senetle geldiğine delalet eder. Bu isnatlardan biri sahih, diğeri hasen demektir. Bazen "hasen" kelimesinin ıstılahi anlamda değil de, lugavi anlamda "güzel" manasına kullanıldığı da görülmüştür.
Zayıf Hadis
Zayıf: Sahih veya hasen hadisin sıfatlarının kendisinde bir araya gelmediği hadistir. Zayıf hadise merdud hadis de denir.
Örnek: "Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın veçhiyle sadece cennet istenilebilir." Ebu Davud (1671) Bu hadis zayıftır. Zira isnadındaki Süleyman b. Muaz et-Temimi zayıftır.
Hükmü; Zayıf hadis ile akidede, hükümlerde ve faziletlerde delil getirmek caiz değildir. Bazı şartlar yerine geldiği takdirde, amellerin faziletleri, terğib ve terhib (teşvik ve sakındırma) konularında, menkıbe zikrinde rivayet edilebilir.
Zayıf hadisi rivayet etmek için âlimler şu şartları koşmuşlardır:
1.) Kitap ve Sahih sünnete aykırı olmayacak
2. ) Rivayet edilen zayıf hadis, hükümler hakkında olmayacak, amellerin faziletleri hakkında olabilir. Ancak hadis, fazilet hakkında olmakla beraber hüküm de içerirse bu şartın dışında kalır.
3. ) Rivayet edilen hadisin sahih olmadığı açıklanacak.
Meta'inu'l-Aşera
Metâin, yaralamak manasına gelen "ta'ane" fiilinden alınma bir kelimedir.
Metâin-i aşere ise ravilerin adalet ve zabt durumlarının tesbitinde göz önünde bulundurulan on hale denir.
Ravinin cerhine sebep olan hallerin beşi adaletiyle, beşi de zabtıyla ilgilidir.
En ağırından en hafifine doğru sıralanmak üzere adaletle ilgili olanları
1- Kizb (ravinin hadiste yalan söylemesi);
2- Töhmet-i kizb (yalan söylemek ithamına maruz kalması);
3- Fısk (dinin yasakladığı hallere düşmesi);
4- Bid'at (bidatçılık)
5- Cehalet (ravinin bilinmemesi) dir.
Zabtla ilgili olanlar ise
1- Gaflet (dikkatsizlik);
2- Kesretul-Galat veya Fuhşu'l- galat (çok hata yapmak);
3- Sû'ul-hıfz (kötü ezberlemek)
4- Vehm (hadisleri karıştırmak, ne rivayet ettiğini bilmemek)
5- Muhâlefetu's-sikât (sika ravilere muhalif rivayetlerde bulunmaktır.
Bir ravide ilk beş halden birisi bulunduğu takdirde o ravi adalet vasfını kaybeder, adalet vasfını kaybeden ravinin hadisi ise reddedilir. Zabtla ilgili hallerden birine sahip olması halinde ise ravi zabt vasfını yitirir. Gerek adalet, gerekse zabt vasfını kaybeden ravi ise cerh edilmiş demektir.
Merfu Hadis
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e nispet edilen söz, fiil ve takrirlere merfu hadis denir. Bu hadis, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e nispet edilmesi sebebiyle derecesi yükseldiği için merfu diye isimlendirilmiştir. İsnadı muttasıl veya munkatı olsun aynıdır.
Sahabe "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" veya "şöyle yaptı" dediği zaman bu hadis merfu olur. Ve yine tabiin veya tabiüt-tabiin veya onlardan sonra gelenler de "Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle yaptı" veya "şöyle buyurdu" derse, bu hadis de merfu diye isimlendirilir.
Merfu Hadisin Türleri:
1- Tasrihen merfu: Bir hadiste "Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu" veya "Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet edildi..." gibi ibareler varsa bu hadis açık olarak, sarahaten merfudur.
2- Hükmen merfu: Ravi, bir hadisi şerifte açık olarak "Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu " ibaresini belirtmez ise bu hadis hükmen merfu olur. Bunun pek çok çeşidi vardır. Sahabe, "şu ve şu sünnettendir" derse bu sözde merfu hükmü vardır ve bu hadise, "hükmen merfu hadis" denir. Sahabenin şahsi görüşle söylenemeyecek bir mesele hakkındaki sözü de bazı şartlarla birlikte hükmen merfu hadis kabul edilir.
Merfu Hadisin hükmü: Merfu hadis; sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Müsned ve Muttasıl
Müsned Hadis: Ravisinden itibaren, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'de son buluncaya kadar isnadı kesintisiz olan hadistir.
Örnek: Buhari dedi ki; bize Abdullah b. Yusuf tahdis etti, dedi ki; bize Malik haber verdi, o Hişam b. Urve'den, o babasından, o da müminlerin annesi Aişe radıyallahu anha'dan rivayet etti... Bu isnad zinciri kesintisiz olduğundan, yani bütün ravileri birbirlerine yetişmiş olduğundan müsned hadistir.
Hükmü: sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Muttasıl Hadis: Ravilerinden her birinin bir üstündeki raviden işitmesi suretiyle senedi ittisal eden hadise denir. Bu işitme, senedin sonuna kadar devam eder. Sened ister Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'de, isterse sahabede son bulsun, aynıdır, bu şartları taşıyan hadise muttasıl hadis denir. Muttasıl hadis mevsul ve mu'tesil diye de isimlendirilmiştir.
Örnek; Buhârî'nin şu sözü buna örnektir: "Abdullah b. Yusuf, bize söyledi, ona da Malik haber verdi, Malik, Ebu Zinad'dan, O da, A'rec'den, O da Ebu Hureyre radıyallahu anh'den, O da, Rasulûllah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet etti." Dedi ki: "Rasulûllah sallallahu aleyhi ve sellem: "İki kişinin yiyeceği üç kişiye yeterlidir" buyurdu." Buhari, Kitabu'l-Et'îme'de rivayet etti.
Bu sened, muttasıldır. Bunun anlamı, Buhari, bu hadisi, Abdullah'tan işitti. Abdullah, Malik'ten işitti, Malik, Ebu Zinad'dan işitti. Ebu Zinad, A'rec'den işitti. O da, Ebu Hureyre radıyallahu anh'den işitti. Ebu Hureyre radıyallahu anh de, Rasulûllah sallallahu aleyhi ve sellem'den işitti. Bu durum ravi ile kendisinin bir üstündeki ravinin aynı zamanda yaşamış olmasını gerektirir, ta ki ondan işitmiş olması mümkün olsun ve ona ittisal etsin.
Muttasıl hadisin hükmü: Sahih, hasen ya da zayıf olabilir.
* Muttasıl ile Müsned hadis arasında ince bir fark vardır. Muttasıl hadiste raviler işitmeye delalet eden sigaları kullanarak rivayet ederler. Müsned hadiste ise, isnad kesintisiz olmasına rağmen, işitme sigaları tasrih edilmemiştir.
Mevkuf ve Maktu
Mevkuf Hadis: Sahabeye nispet edilen söz ve fiillere mevkuf hadis denir. Senedinin muttasıl ya da munkatı olması fark etmez.
Sözlü (Kavlî) mevkufa örnek: "İbn Ömer radıyallahu anhuma şöyle dedi, İbn Mes'ud radıyallahu anh şöyle dedi"... gibi hadislerdir.
Fiilî mevkufa örnek: "İbn Ömer radıyallahu anhuma, seferde, bineği üzerinde vitir namazının son rekatini kıldı" gibi hadislerdir.
Mevkuf hadisin hükmü: Sahih, hasen ya da zayıf olabilir. Mevkuf hadis, merfu hadise aykırı olmamak, diğer sahabelerden gelen mevkuf rivayetlerle çelişmemek gibi bazı şartlarla hüccet olur. Merfu oluşuna delalet eden bir karine varsa o zaman hükmen merfu olur.
Maktû Hadis: Tabiin veya daha sonrakilere nispet edilen söz ve fiillerdir. İsnadı muttasıl ya da munkatı olsun fark etmez. Bu hadisin maktu olarak isimlendirilmesinin sebebi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e veya sahabeye ulaşamayıp, tabiinde kesilip kalmasıdır.
Hükmü; Sahih, hasen ya da zayıf olabilir. Maktu hadis hüccet olmaz ancak burada sözün merfu oluşuna delalet eden bir karine varsa o zaman hükmen merfu olur. Veya mevkuf oluşuna delalet eden bir karine varsa mevkuf olur.
Tabiinin: "şu ve şu sünnettendir" sözü, bu karineye misaldir. Ancak, tercih edilen görüş, bu karine ile hadisin merfu hükmünde değil mevkuf hükmünde olmasıdır.
Munkatı ve Mu'dal
Munkatı' Hadis: Senedinde, bir ravinin düşürüldüğü hadistir. Ancak şu şartla ki, düşen ravi sahabe olmamalıdır.
Ravinin senedin tek bir yerinde veya birden fazla yerinde düşmesi fark etmez, lakin her tabakada düşen ravi sayısı birden fazla olmamalıdır. Senedin farklı yerlerinde birden fazla ravi düşerse, iki yerde munkatı veya üç yerde munkatı veya daha fazla yerde munkatı hadis denir. Ravinin senedin evvelinden ya da ortasından düşmesi de eşittir.
Hükmü; munkatı hadis, zayıf hadisinin çeşitlerindendir.
Mu'dal Hadis: Senedin hangi yerinde olursa olsun iki veya daha çok ravinin düştüğü hadistir. Şu şartla ki, düşen raviler peş peşe olmalıdır. Sahabe ve tabiinin düşmesi veya Tabiin ile Tebaut-Tabiinin düşmesi veya bu ikisinden önce iki ravinin düşmesi gibi. İki ravinin arasındaki bir ravinin düşmesi ve sonra senedin başka bir yerinde başka bir ravinin düşmesine gelince buna iki yerde munkatı hadis denir.
Örnek: İmam Malik, Muvatta'da şu hadisi rivayet etti. "Bana, Ebu Hureyre radıyallahu anh'den ulaştı ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yiyecek ve giyim kölenin hakkıdır" buyurdu."
İmam Malik, Muvatta dışında bu hadisi muttasıl olarak, Muhammed b. Aclan'dan, o da, babasından, o da, Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet etti. Bu durumda, Muvatta'daki isnadda iki ravinin düşürülmüş olduğu ortaya çıktı.
Hükmü; Mu'dal hadis, zayıf hadisin bir çeşididir
Mürsel ve Muallak Hadis
Mürsel Hadis: Tabiinin, sahabeden raviyi zikretmeden, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e ref ettiği hadise denir. Tabiinden birisi; "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu" derse, bu hadis mürsel olur.
Örnek; İmam Malik, Muvatta'da, Zeyd b. Eslem'den, O da, Ata b. Yesar'dan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Ateşin şiddeti, cehennemin kabarmasındandır" buyurduğunu rivayet etti. Ata b. Yesar, tabiindendir, bu hadisi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ref etmiştir.
Mürsel hadisin hükmü; Birçok muhaddis, yalnızca güvenilir kimselerden rivayet etmekle bilinen; Said b. El-Museyyeb gibi tabiin'in Mürsel rivayetleri sahih kabul edilmiştir.
Muallak Hadis: Senedinin başında, ravisi düşürülen hadistir. Zikredilmeyen ravinin tek bir kişi olması veya birden fazla olması ya da birden fazla olanın peş peşe olup olmaması fark etmez. İsterse senedin sonuna kadar bütün raviler hazf edilmiş olsun.
Örnek: Ravinin "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu" veya "Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle söyledi" veya "Zuhri şöyle dedi" gibi ibarelerle, hadisleri senedsiz olarak rivayet etmesi muallak hadisin misalidir. Hâlbuki o Ravi ile Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ya da sahabe ya da tabiin arasında birden fazla ravi vardır.
Müselsel Hadis
İsnadının ricalinin her birinin, tek bir hal veya tek bir sıfat üzere olduğu hadislerdir.
Teselsülün çeşitleri
1- Ravilerin sözlü halleri konusunda teselsül: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in, Muaz radıyallahu anh'e (ra) sözü gibi; "Ey Muaz! Seni seviyorum, her namazın arkasından, Allah'ım! Zikrinde ve şükründe bana yardım et" de." Bu hadisin her bir ravisi, kendinden sonra gelen raviye, "Ey fulan! Seni seviyorum..., söyle" der. Buna muhabbet müselseli denir.
2- Ravilerin fiilî halleri konusunda teselsül: Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisindeki gibi; "Ebul Kasım aleyhi's-selâm elimi tuttu ve buyurdu ki: "Allah Teala dünyayı cumartesi günü yarattı." Bu hadisin ravilerinden her biri kendisinden rivayet eden ravinin elini tutup ona "falanca benim elimi tuttu ve bana... dedi," der. Buna müşabeke müselseli denir.
3- Hadisi yüklenme vasıfları konusunda teselsül;
a- Sema (işitme); Bütün raviler, "filandan işittim o da filandan işitti " der.
b- Rivayet zamanı: Bayram günlerinde rivayet edilen hadis gibi..
c- Rivayet mekanı: Duanın kabul olunacağına dair, mültezemde rivayet edilen hadis ve benzerleri gibi...
Müselselin Faydası; Müselsel hadis, zabtı kuvvetli raviler tarafından rivayet edilir.
Hükmü: Müselsel hadis, isnadının teselsülü konusunda, çok az zaaftan salim kalabilir. Bu teselsüldeki zayıflıktan salim kaldığı oranda yani çok az defa sahih olur.
Garib ve Ferd Hadis
Garib Hadis: Garib hadisin ravisi, rivayetinde tek kalmıştır. Bu hadisi ondan başkası rivayet etmemiştir. Veya bu ravi, hadis metnindeki bir fazlalıkta veya isnad zincirindeki bir fazlalıkta infirad etmiş/tek kalmıştır. Vatanından ayrı kalmış kimseye garib denildiği gibi, rivayetinde başkalarından infirad ettiği için bu hadislere de garib adı verilmiştir.
Garip hadis iki kısımdır.
Mutlak Ferd/Mutlak garabet: Ravinin, rivayet ettiği hadislerde, bütün ravilerden infirad etmesi/tek kalmasıdır.
Örnek: Abdullah b. Dinar'ın, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan rivayet ettiği Vela hadisinde teferrüdü, ferd-i mutlak'a örnektir. "Vela (köle azadı), neseb bağı gibi bağ meydana getirir, satılmaz ve hibe edilmez" Bu hadisi, İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan, Abdullah b. Dinar'dan başka hiçbir ravi rivayet etmemiştir. İbn Dinar, rivayetinde tek kalmıştır.
Nisbî Ferd/Nisbi Garabet: Nisbî ferd'de bazı kayıtlar vardır:
1- Sikanın infiradı: Burada, "bu hadisi, şu güvenilir raviden başka hiçbir sika/güvenilir ravi rivayet etmedi" kaydı vardır.
2- Ravinin, hocasından rivayetinde infiradı: Burada, "bu hadisi, filan hocadan şu öğrencisinden başka hiçbir öğrencisi rivayet etmedi" kaydı vardır.
3- Bir belde ehlinin infiradı: Burada "bu hadisi sadece filan şehrin ahalisi rivayet etti" kaydı vardır.
Hükmü: Garib hadis; sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Güvenilir Ravinin Ziyadesinin Hükmü
İbn Cema'a şöyle der: "Güvenilir ravinin ziyadesi üç kısımdır: Birincisi: Güvenilir ravilere aykırı olarak rivayet edilendir ki; bu reddedilir. İkincisi: Güvenilir râvi, rivayet ettiği haberle başkalarının rivayetine hiçbir surette muhalif düşmez; bu durumda her hadîs, hepsi güvenilir olan râvilerin, rivayetiyle tek kaldıkları hadîs gibidir ve makbuldür. Hattâ el-Hatîb, böyle bir hadîsin kabulü hakkında ulemânın ittifakı bulunduğu görüşündedir. Üçüncüsü: Hadisin metninde, aynı hadisi rivayet eden diğer râvilerin zikretmediği ziyadeyi rivayet etmek. Birçok imam bununla (üçüncü türden sikanın ziyadesiyle) delil getirmişlerdir.
El-Hatîb, fıkıh ve hadîs ashabının, sika olan bir râvinin, rivayetinde tek kalması halinde ziyadesinin makbul olduğu görüşünde olduklarına işaret etmiştir.
Aziz Hadis ve Meşhur Hadis
Aziz Hadis: Senedin bütün tabakalarında ravi sayısı ikiden az olmayan hadistir. Diğer bir ifadeyle bütün tabakalarda iki kişinin iki kişiden rivayetine azîz denilir.
Örnek: Buhâri ve Müslim'in Enes radıyallahu anh'den; ayrıca Buhârî'nin Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet ettikleri şu hadistir: "Sizden biriniz, ben kendisine ana babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça tam manasıyla iman etmiş olmaz." Buhari (İman 7)
Bu hadisi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den Enes ve Ebu Hureyre radıyallahu anhuma; Enes radıyallahu anh'den Katâde ve Abdulazîz b. Suheyb; Katâde'den Şu'be ve Sa'id; Abdulaziz'den İsmail b. Uleyye ve Abdulvâris; bunların her birinden sayılan ikiden fazla olan raviler rivayet etmişlerdir.
Hükmü: Aziz hadis, sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Meşhur Hadis: Tevatür derecesine varmamakla birlikte ikiden fazla tarîki bulunan habere denir. Fakihler böyle hadisler hakkında "müstefiz" tabirini kullanırlar.
Örnek: Önceleri sadece Ömer radıyallahu anh'den rivayet edilmiş olmakla ferd iken isnadında ondan sonra gelen üçüncü ravisi Yahya b. Sa'îd el-Ensârî'den; Ebu İsmail El-Herevî'nin araştırmasına göre yedi yüz kişinin rivayetiyle sonradan şöhret bulmuş ve meşhur haline gelmiştir.
Ravisi olsun olmasın yahut aslı bulunsun, bulunmasın dillerde hadis olarak dolaşan haberlere de meşhur denir. Bir başka deyişle isnadı ister bir; ister birden fazla olsun, isterse hiç olmasın halk arasında hadis olarak bilinen rivayetler de meşhur adıyla bilinirler. Böyle hadislere meşhur denmesinin rivayet tarikleri ile alakası yoktur. Rivayetin hadis olarak yayılmasına bağlıdır.
Hükmü: Meşhur Hadis, sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Mütevatir Hadis
Mütevatir Hadis: Her tabakada Nebî sallallahu aleyhi ve sellem üzerine yalan söylemeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda ravi tarafından görerek veya işiterek rivayet edilen habere/hadîse mütevatir denir.
Mütevatir'in Şartları:
1- Ravi sayısının çokluğu
2- Ravilerin, adeten yalan üzerine birleşmelerinin imkânsız olması
3- Bu çokluğun, senedin başından sonuna kadar devam etmesi
4- Görerek veya işiterek rivayet edilmiş olması.
Örnek; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Kim kasten benim adıma yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazırlansın" Bu hadis, yüz sahabeden gelmiştir.
Hükmü; Mütevatir Hadis, zaruri ilim ifade eder.
Mütevatir hadîsler mutevatir-i lafzî (lafzen mütevatir) ve mütevatir-i ma'nevi (ma'nen mütevâtir) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Lafzî mütevâtir: Lafzında tevatür hâsıl olan hadîslerdir.
Ma'nen mütevâtir: Lafızları az çok birbirinden farklı olmak üzere manasında tevatür yoluyla rivayet edilen hadîstir.
Mütevatirin bu iki kısmı şöyle bir misalle daha iyi anlaşılabilir. Diyelim ki bir kimsenin sadaka verdiğine dair çeşitli rivayetler gelse, bu rivayetlerin birinde o kimsenin deve sadaka ettiği, bir başkasında at, bir diğerinde koyun sadaka verdiği belirtilse bu haberin sadaka verme hususu ma'nen mütevâtir olur. Eğer böyle bir haber hep aynı sözlerle rivayet edilirse o zaman da lafzen mütevâtir adını alır.
Mu'an'an, Muen'en ve Mubhem Hadis
Mu'an'an Hadis: "an" lafzı ile rivayet edilen hadistir. Ravi bazen hadisini rivayet ettiği isnadında semâ/işitmeye veya diğer hadis rivayet metotlarından biriyle rivayete delâlet eden "semi'tu", "haddesenâ", "ahberanâ" yahut benzeri eda lafızlarından birini kullanmaz. Yerine sadece "an" lafzını kullanır. İsnadda "an" lafzı kullanarak rivayete "an'ane"; böyle rivayette bulunan raviye "mu'an'in" denir. An'ane ravi ile şeyhi arasında mülakata/karşılaşmış olmaya delalet etmez. Şeyhinden "an fulân" diyerek rivayette bulunan ravi gerçekte onu görmemiş ve hadisi ondan almamış olabilir. Bu durumda isnadı munkatı/kopuk olabileceği gibi tedlis yapmış da olabilir. Her iki halde de hadisi sahih addedilmez.
Mu'an'an hadisin muttasıl sayılabilmesinin şartları:
1- "an" lafzı ile rivayette bulunan ravinin sika olmasıdır.
2- Ravinin tedlis yapan yani karşılaşmadığı şeyhlerden hadis rivayet eden biri (mudellis) olmaması.
3- Ravinin hadis aldığı şeyhiyle karşılaşmış olduğunun bilinmesidir.
Hükmü: Sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Mu'en'en Hadis: "enne" edatıyla rivayet edilen hadistir. Buna "Mü'ennen" de denilmiştir. Mu'an'an hadis hakkında söylenenlerin aynısı Mü'ennen hadis için de geçerlidir.
Mubhem Hadis: Senedinde veya metninde ismi zikredilmeyen bir erkek veya kadın bulunan hadistir.
Örnek: "...Süfyan'dan, o da bir adamdan..." Burada "bir adamdan" denilerek ismi belirsiz bir ravi zikredilmiştir.
Hükmü; Eğer ibham (ismi belirtilmeyen şahıs) isnadda bulunursa ve bilinmiyorsa, o zaman zayıf gurubuna girer. Ama mübhem olan kişi, metinde geçiyorsa, o zaman zarar vermez.
Müdelles Hadis
Müdelles Hadis: Bir ravinin muasırı olup görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı bir şeyhten işitmişçesine rivayette bulunmasına tedlis denir. Ravinin hadis işittiği şeyhten gerçekte işitmemiş olduğu hadisi rivayet etmesi de tedlistir. Ravi bu hadise kapalılık karıştırdığı için müdelles hadis denilmiştir.
İsnad Tedlisi: Ravi, hadisini, isnadında kesinlikle rivayeti belirten cezm sığaları yerine "kâle", "an" gibi lafızlar kullanarak nakleder. Oysa naklettiği hadisi isnad ettiği kimseden işitmiş değildir. Ondan işittiği zannını uyandıracak şekilde rivayet etmekle isnadında tedlis yapmış olur.
Örnek: "Ali b. Haşrem anlatmıştır: "Bir gün, Sufyan b. Uyeyne'nin yanında idik. Bize "Kale'z-Zuhrî: ez-Zuhrî dedi ki..." diyerek bir hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadisi ez-Zuhrî'den bizzat işitip işitmediği soruldu. İşitmediğini söyledi ve şöyle dedi: "Bana Abdurrazzak, Ma'mer'den tahdis etti, o da Zührî'den rivayet etti."
Sufyan b. Uyeyne, ez-Zuhri ile aynı asırda yaşamış, onunla görüşmüştür. Ne var ki ondan hiçbir hadis rivayet etmemiştir. Oysa bu haberde görüldüğü gibi önce "kale'z-Zuhrî" diyerek bizzat ondan kendisi işitmiş gibi hadis rivayet etmiştir.
İkinci örnek: "... Yahya şöyle derken işittim: "Hişam b. Urve babasından Aişe radıyallahu anha'nın şöyle söylediğini naklederdi: "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem iki iş arasında muhayyer bırakılmadı. Eliyle bir şeye asla vurmadı."
Yahya şöyle dedi: (Hişam'a) sorduğumda şunları söyledi: "Babamın Aişe'den naklen haber verdiğine göre o "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem iki iş arasında muhayyer bırakılmadı." dedi. Ben babamdan bundan başka bir şey duymadım. Geri kalan kısmı ondan işitmedim. O kısım ancak ez-Zühri'dendir.
Bu hadis de manasından anlaşılacağı gibi iki kısımdır. Her iki kısım Hişam'ın babası - Urve İbnu'z-Zübeyr - Aişe radıyallahu anha isnadıyla rivayet ettiği hadis olarak görünmektedir. Oysa ikinci kısım başkasından rivayet edildiği halde yine Hişam'ın babasından işiterek rivayet edilen bir hadis gibi gösterilmiştir. Böylece tedlis yapılmış, müdelles olmuştur.
Hükmü: Müdellis olan kişi, müdelles hadisi işitmeye veya işitmemeye ihtimali olan bir lafız ile mesela 'an' lafzı ile rivayet ederse bu hadis reddedilir. Eğer o hadiste "haddeseni, semi'tu, ahberana" gibi işitmeye delalet eden ifadeleri açıklarsa ve ravi de sika ise o zaman hadis makbul olur.
Şuyuh Tedlisi ve Tesviye Tedlisi
Şuyuh Tedlisi; Ravinin hadis rivayet ettiği şeyhinin isnadında herkesçe bilinen meşhur isim, künye veya lakabıyla değil, bilinmeyen isim, künye, ya da lakapla anmasıyla meydana gelen tedlistir.
Ravinin şuyuh tedlisi yapmasına neden olan sebepler çeşitlidir.
- Şeyh, ya cerh edilmiştir; ravi onu herkesçe bilinen isim, künye veya lakabıyla andığı takdirde hadisi zayıf sayılacaktır. Bu kusuru gizlemeye çalışır.
- Ya yaş bakımından kendisinden küçüktür.
- Yahut da ondan pek çok hadis işitmiştir.
Bu hadisleri aynı şahıstan aynı şekillerde rivayet etmek hoşuna gitmez. Bir değişiklik yapmak ister. Bu gibi durumlarda ravi, şeyhini herkesin bileceği şekilde anmamakla tedlis yapmış olur.
Örnek: Ebu Bekr b. Mucâhid isimli bir ravi, bazı isnadlarında "haddesenî Abdullah b. Ebî Abdillah" demiştir. Abdullah b. Ebî Abdillah ismiyle andığı şeyhinin muhaddislerce bilinen ismi Abdullah b. Ebî Dâvud'dur. Sünen sahibi meşhur muhaddis Ebu Davud'un oğludur. Ebu Bekr b. Mucâhid'in isnadında şeyhini bütün hadisçilerin bildiği ismiyle değil değişik bir isimle anmış olması şeyhini tedlistir.
Tesviye Tedlisi: Ravinin isnadında sika olan raviler arasındaki bir zayıf ravinin adını atlayıp, isnadı aynı seviyede sika ravilerden meydana geliyormuş gibi göstermesinden ibaret tedlistir.
Örnek: "Bakiyye'den rivayet edilmiştir: (demiştir ki) bana Ebu Vehb el-Esedî tahdis etti. O Nafi'den, o da İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan rivayet edildiğine göre (şöyle demiştir). "Bir kimsenin görüşünün esasını bilmeden müslümanlığım övmeyiniz."
Bu hadisin isnadı, aslında Ubeydullah b Amr - İshak b. Ebî Ferve - Nafi - İbn Ömer şeklindedir. Ancak Bakiyye, aradaki İshâk b. Ebî Ferve adındaki zayıf raviyi isnadından düşürüp, bütün isnadı aynı seviyede sika ravilerden ibaret gibi göstermiştir.
Diğer taraftan yaptığı tedlisin anlaşılmaması için Abdullah b. Amr isimli şeyhini, meşhur olmayan "Ebu Vehb el-Esedî" künyesiyle anmıştır. Böylece hem tesviye hem de şuyuh tedlisi yapmıştır.
Şaz ve Mahfuz
Sika bir ravinin, metinde veya senedde, kendinden daha sika olan ravilere (hıfz ve sayı olarak kendisinden daha tercihe şayan olana) muhalif olarak, ziyade ve noksan yapıp, hadisi sevk etmesine şaz denir. Burada daha güvenilir ravilerin rivayetine de "mahfuz hadis" denir.
Bir hadisin şaz olabilmesi için; iki rivayet arasında gerçekten bir muhalefetin bulunması ve iki hadisin cem'inin (aralarının bulunmasının) imkânsız olması gerekir. Araları bulunamayınca hadislerden birinin kabulü, diğerinin reddi lazım gelir. Ama cem imkânı varsa o zaman hadis şaz olmaz.
* Yine burada sikanın ziyadesi ile şazı karıştırmamak gerekir. Sika bir ravinin, - muhalefet söz konusu olmadığı sürece - metinde diğerlerinin zikretmedikleri bir ziyade zikretmesi veya diğerlerinin zikrettikleri bir ziyadeyi zikretmemesi şaz değildir. Yahut isnadda, başkalarının kesik bir isnadla rivayet ettikleri bir hadisi, sika bir ravinin muttasıl olarak nakletmesi her zaman şaz değildir. Bazen bazı karinelerle bu durum, isnadda sikanın ziyadesi olarak kabul edilir.
İsnadda şaz olana örnek: Güvenilir bir ravi bir hadisin isnadını, mesela Zuhri - Ebu Seleme yoluyla zikrederken, ondan daha güvenilir raviler aynı hadisi; Zuhri - Said b. El-Museyyeb şeklinde rivayet ederlerse, Zuhri'nin şeyhini "Ebu Seleme" şeklinde zikreden rivayet; - destekleyecek başka bir karine olmadığı sürece - isnad olarak şaz kabul edilir. Yine güvenilir bir ravi bir hadisi mevkuf olarak zikreder de, ondan daha güvenilir raviler aynı hadisi merfû olarak rivayet ederlerse, mevkuf olarak rivayet edeninki şaz kabul edilir. Yahut güvenilir bir ravi aynı hadisi merfu rivayet eder, daha güvenilir olanlar mevkuf rivayet ederlerse bu da aynı şekilde isnadı şaz rivayete örnektir. Ancak yine bazı karinelerle bu durumda sikanın ziyadesi olarak kabul edilmesini gerektiren durumlar söz konusu olabilir.
Metinde şaz olana örnek; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim beni rüyasında görürse, gerçekten beni görmüştür. Şeytan benim şeklime giremez." Buhari (6994-6997) Bu hadisi; dokuz farklı sahabe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bu mânâda rivayet etmişlerdir. Ebu Hureyre radıyallahu anh'den de beş farklı tabiî rivayet etmiştir. Bu tabiîlerden biri olan Ebu Seleme'den: iki farklı ravi nakletmiştir. Ebu Seleme'den rivayet eden; İbn Şihab Zuhrî'den gelen iki rivayetten birinde râvi şekke düşerek: "Kim beni rüyasında görürse uyanık iken de görecektir veya görmüş gibidir" Buhari (6993)  lafzıyla zikretmiştir. Muhtemelen bu hata, Zühri'den rivayetlerinde bazen yanılgıya düşen Yunus b. Yezid'e aittir. Nitekim İmam Ahmed Yunus'un, Zühri'den rivayetlerinde bazen yanıldığına dikkat çekmiştir. "Uyanık iken de görecektir" lafzıyla gelen rivayet şaz, diğerleri mahfuzdur.
Hükmü: Şaz hadis zayıftır. Mahfuz hadis ise makbuldür.
Münker, Ma'ruf ve Metruk Hadis:
Münker Hadis: Zayıf bir ravinin, kendisinden daha kuvvetli bir raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Daha kuvvetli ravinin rivayetine ma'ruf denir.
Örnek: İbn Ebî Hatim, Hubeyb b. Habib - Ebu İshâk Ayzâr b. Hureys - İbn Abbas radıyallahu anhuma isnadıyla Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den şöyle bir söz rivayet etmiştir: "Kim namaz kılar, malının zekâtını verir, hacceder, Ramazan orucunu tutar ve misafirini ağırlarsa Cennet'e girer." Bu hadis İbn Ebî Hâtim'e göre münkerdir; zira diğer sika ravilerin Ebu İshak tarikinden gelen rivayetleri mevkuftur; yani İbn Abbas'ın sözüdür. Örneğimizde Hubeyb b. Habîb'in; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e kadar ulaşan (merfu); rivayeti münker olduğuna göre, İbn Abbas radıyallahu anhumaya ait mevkuf bir söz olarak Ebu İshak tarikinden gelen rivayet ma'ruftur.
Hükmü: Münker hadis, zayıf ve merduddur. Ancak onun mukabili olan ma'ruf hadis ile ihticac edilir.
Metruk Hadis: Zayıf oluşunda ittifak edilen veya yalanla itham edilmiş bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadise denir. Bazı muhaddisler metruk yerinde matrûh terimini kullanmışlardır.
Bu tarifte, makbul ravilerin rivayetlerine muhalefet söz konusu değildir. Yani onlara aykırı olmak yerine ne şekilde rivayet edilirse edilsin, cerhin ağırlarına delalet eden sebeplerle cerh edilmiş bir ravinin tek kalması esas alınmıştır. Bu nokta onu münker hadisten ayıran en önemli husustur.
Örnek: Sadaka b. Musa'nın Ferkad es-Sencî - Murra et-Tayyib - Ebu Bekr radıyallahu anh yoluyla rivayetleri ve Amr b. Şemir'in; Câbir el-Cu'fî - el-Hâris el-A'ver -Ali radıyallahu anh isnadıyla rivayetleri metruk hadislere örnektir.
Meselâ; "Hiçbir hilekâr, hiçbir cimri ve emri altındakilere kötü muamele eden kimse cennete giremeyecektir" sözü metruktür; çünkü bu sözü yukarıda zikredilen tarik ile Sadaka'dan başka rivayet eden olmadığı gibi, Sadaka'nın kendisi de, şeyhi olan Ferkad es-Sencî de çok zayıf iki ravidirler.
Hükmü: Metruk hadis çok zayıf hadis türlerindendir. Delil olmaz ve şahit getirilmeye elverişli değildir.
Âlî Hadis, Nâzil Hadis ve Mudebbec Hadis
Âlî Hadis: Herhangi bir hadisin ravisi ile kaynağı olan Nebî sallallahu aleyhi ve sellem veya o hadisi rivayet etmiş bulunan meşhur hadis imamlarından birisi arasında en az sayıda ravinin bulunduğu veyahut da tanınmış hadis kitaplarından birinin musannifine arada en az ravi ile ulaşılabilen isnaddır. Ravi ile Nebî sallallahu aleyhi ve sellem veya hadis âlimi arasındaki yakınlığa "uluvv" adı verilir. Âlî'nin çoğulu "Ava lî"dir.
İmam Mâlik'in en âlî isnadı sunâ'îdir (ikilidir) ki kendisi ile Nebî sallallahu aleyhi ve sellem arasında bir tabiî, bir de sahâbi olmak üzere iki ravi vardır. Bu Malik - Nafi - İbn Ömer - Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şeklindeki isnad zinciridir.
Nâzil Hadis: Âlî hadisin zıddıdır ve hadisi rivayet eden son ravi ile ilk kaynağı olan Nebî sallallahu aleyhi ve sellem veya bir hadis âlimi arasında normalin üstündeki sayıda ravi bulunan isnaddır.
Mesela Buharî'nin rivayet ettiği bir hadiste onu Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaştıran isnadında üç veya dört ravi varsa onun bu isnadı âlîdir. Ama bu ravi sayısı bazı isnadlarında olduğu gibi dokuz kişiye çıkarsa bu isnadı ise nâzildir.
İsnadda uluvv, aslında istenilen bir şeyse de ricalinin sika oluşu ona tercih edilir. Abdullah İbnu'l-Mubârek, "Hadisin sıhhati, isnadının Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e yakınlığında değil, ricalinin sıhhatindedir" demiştir. Ebu Tâhir es-Silefî de şöyle der: "Rivayette asıl, hadisi âlim raviden almaktır. Âlim ravilerin nazil isnadı, araştırıcı âlimlerin görüşüne göre cahillerin âlî isnadından daha iyidir."
Âlî ve Nâzil Hadisin Hükmü: Sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Mudebbec Hadis: Aynı tabakadan olan ravilerin veya aynı hocanın öğrencilerinin birbirlerinden rivayetlerine mudebbec denir
Örnek: Sahabeden: Aişe radıyallahu anha'nın Ebu Hureyre radıyallahu anh'den, Ebu Hureyre'nin de Aişe radıyallahu anha'dan rivayet etmesi,
Tabi'înden: Ömer b. Abdilaziz'in ez-Zuhrî'den, ez-Zuhri'nin de Ömer b. Abdilaziz'den rivayeti,
Etbâ'uttabi'inden: Mâlik b. Enes'in el-Evzâ'îden, el-Evzâî'nin de Malik b. Enes'ten rivayeti,
Daha sonraki tabakalardan: Abdurrazzak'ın Ahmed b. Hanbel'den, Ahmed b. Hanbel'in de Abdurrazzak'tan rivayetleri mudebbece örnektir.
Hükmü: Sahih, hasen veya zayıf olabilir.
Mudrec Hadis
İdrac: İdrac, ravinin rivayet ettiği hadisin metnine veya senedine aslından olmayan sözler sokmasına denir. Ravinin bilerek veya bilmeyerek hadise ilave ettiği bu sözler başka raviler tarafından rivayet edilir ve hadisin aslında olmadığı halde ona eklenmiş olur. Böyle idrac yapılmış hadislere "Mudrec hadis" denir.
İdrac hadisin isnadında veya metninde yapılır. Hadisin isnadına başka sözler sokulmasının belli başlı sebepleri şunlardır:
1- Ravi çeşitli isnadlarla bir hadis işitir. Bir başka ravi o hadisi senedleri arasındaki farkı belirtmeden bütün isnadlarını birleştirerek rivayet eder. Dolayısıyla rivayet ettiği isnadda olmayan öbür isnadlara ait sözleri de ona katmış olur.
2- İsnadda açıklama yapmak maksadıyla başka sözler ekler.
Metinde idracın belli başlı sebepleri ise şunlardır:
1- Metinde açıklama yapmak,
2- Ravi iki ayrı senedle iki ayrı hadis rivayet eder. Ondan rivayette bulunan bir başkası aynı hadisi senedlerden biriyle ve iki metni birbirine katarak nakleder. Bu durumda isnadıyla naklettiği hadise ikinci hadisin metninden eklemiş olur.
3- Şeyh senedi söyler, durur. Bir açıklama yapar veya başka bir şey söyler. Hadisi işitenler o sözü hadisin metninden sayar ve rivayette bulunurlar. Böylelikle isnada aslında olmayan metni idrac etmiş olurlar.
Bunun önemli bir örneğini Hâkim en-Nîsabûrî'nin naklettiği şu olay teşkil eder: Meşhur hadisçilerden Şureyk bir gün taleberine hadis yazdırmaktadır. Önce, "A'meş - Ebu Sufyân - Câbir kâle, kâle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem" diyerek isnadını söyler ve talebelerinin yazması için susar. Tam bu sırada hadis meclisine Sabit b. Musa isimli biri girer. Sabit, nur yüzlü bir gençtir. Şureyk, sustuğu an onu görür. Yüzünün parlaklığını kastederek: "Gece namazını çokça kılanın yüzü gündüzleri parlak olur" der. Sabit, isnad söylenip tam, "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki" dendiği an içeri girip böyle bir sözle karşılaşınca zanneder ki bu sözler Şureyk'in daha önce söylediği isnadın metnidir. Dolayısıyla Şureyk'in bu sözünü yazdırdığı isnadla rivayet eder. İbn Mâce, (1/422)
Maklûb Hadis
Maklûb Hadis: İsnadında bir veya birkaç ravinin isimlerini ve yahut metninde mevcut kelime ya da ibarelerin gerek yerlerini değiştirmek, gerekse yerlerine başka kelime ve ibareler koymak suretiyle rivayet edilen hadislere denir.
Bir hadisi rivayet eden ravi bazen onun senedini oluşturan ravi isimlerinin bazen de metnini teşkil eden kelime ve cümlelerin yerlerini değiştirerek yahut da yerine başka kelime ya da cümleler getirerek rivayet eder. Eklediği şeyler başka hadisin ibareleri olabilir. Yahut da hadisin isnadını bütünüyle kaldırıp başka bir hadisin isnadını getirebilir. Hadisin isnad veya metnini teşkil eden kelime ya da cümlelerin yerlerini değiştirme daha çok hata ile olur.
A - İsnad Zincirinde Kalb/Değiştirme:
1 - Ravinin isminin takdim ve tehiridir. Mesela aslı; Ka'b b. Murre olan ravi isminin Murre b. Ka'b olarak değiştirilmesi buna örnektir.
2 - Ravilerinden bir ravi ile meşhur olan bir hadisin, o ravisini, onun dengi olan aynı tabakadan başka bir ravi ile değiştirmektir.
Örnek: Hammâd b. Amr en-Nasîbî, A'meş - Ebu Sâlih - Ebu Hureyre radıyallahu anh isnadı ile şu merfu hadisi rivayet etmiştir: "Yolda müşriklerle karşılaştığınız zaman onlara önce siz selam vermeyiniz." Bu hadisin meşhur olan isnadı aslında Süheyl b. Ebi Salih - Ebu Salih - Ebu Hureyre radıyallahu anh şeklindedir. Hammâd b. Amr en-Nasîbi, Süheyl yerine el-Ameş'i koyarak rivayet etmiştir. Böylece aslında sahih olan hadis maklûb hale gelmiştir
B - Hadis Metninde Kalb;
Hadis metnini oluşturan kelime ya da cümlelerin yerlerini değiştirmektir.
Örnek: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Size bir şeyi yasak kılmışsam ondan kaçınınız; emrettiğim şeyleri de gücünüz yettiğince yerine getiriniz." 20 Bu hadisi et-Taberânî şöyle rivayet etmiştir: "Size bir şeyi emrettiğim zaman onu yapınız. Bir şey yasakladığım zaman da ondan gücünüzün yettiğince kaçınınız." 21
Bu hadis, emir ve nehiy fıkralarının yer değiştirmesiyle maklûb olmuş ve görüldüğü gibi sahih rivayetlerdeki emirlerin yerine getirilmesindeki güç yetmesi kaydı, nehylerden kaçınmaya bağlanmıştır.
Hükmü: Maklûb hadisler, ravinin gaflet ve galat gibi zabt kusurlarından kaynaklanır. Bu hadisin sabit olan aslıyla amel edilir ve maklûb olan rivayet zayıf sayılır.
Muztarip Hadis
Muztarip Hadis: Bazen bir, bazen de birden fazla ravilerden birbirine aykırı şekilde rivayet edilen, ravileri adalet ve zabt yönünden yakın derecelerde olduklarından dolayı aralarında herhangi birini tercih imkânı olmayan hadîslerdir
Bir hadîsin birbirine zıt birkaç şekli vardır. Böyle durumlarda aynı hadîsi değişik şekillerde rivayet eden ravilerin hepsi, adalet ve zabt bakımından birbirlerine yakın olduklarından bu rivayetlerden herhangi birini tercih etmek imkânı yoktur. Bu tercihi imkânsız hale iztırab denir. Gerek senedinde gerek metninde iztırab olduğu halde rivayet edilen hadîse ise muztarib adı verilir.
Bu açıklamadan anlaşılacağı gibi iztırab hadîsin isnadında veya metninde olur. İsnadında daha çoktur. Böyle isnadında iztırab bulunan nıuztaribe; muztaribu'l-isnâd, metnindeki iztırab yüzünden muztarib olana ise; muztaribu'l-metn tabir edilir.
Ravilerinin zabtının daha kuvvetli olması veya hadis aldıkları hocaları ile daha fazla sohbet etmeleri nedeniyle, rivayetlerin birini tercih imkânı varsa o zaman, tercih edilen rivayetin kabulü kesinleşir. Tercih edilmeyen rivayet ise şaz ya da münker olarak kalır. Bu durumda iztırab olmaz.
Hükmü: Muzdarib hadis, Ravilerinin zabtının zayıflığına işaret ettiği için zayıf hadistir.
Bununla birlikte isnadında iztırab bulunan bazı hadîslerin metni sahih olabilir. Bu tıpkı isnadında bulunan illetin bazen hadîsin metninde tesir etmeyişi gibidir. Bunu şöyle bir misalle açıklayabiliriz. Sufyanu's-Sevri ile Sufyan b. Uyeyrıe'den hadîs rivayet eden raviler bellidir. Bunlardan rivayeti olan ravi isnadında bazen "haddesenâ Sufyân" der. Hangisi olduğu belli olmaz. Hadis de öylece kalır. Her iki Sufyan da sika raviler olduğundan hadisin metninin sıhhatine bunun bir zararı olmaz.
Muallel Hadis
Muallel Hadis: Buna ma'lûl hadis de denir. Görünüşte, sahih olan, ancak aslında sıhhatine mani teşkil eden gizli bir kusur taşıyan hadise muallel hadis denir.
İllet; Hadisin kabulüne mani olan gizli kusurdur. Her ne kadar hadis dış görünüşte sağlam görünse de hadisin kabulüne mani olur.
Mevsul (kesintisiz) hadisin irsal edilmesi (sahabeden ravisinin zikredilmemesi), mürsel hadisin (sahabeden ravisi belli olmayan rivayetin) ittisali (kesintisiz olarak zikredilmesi), metine ve senede ekleme yapılması, merfu (Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ait) hadisin vakf edilmesi (sahabeye nispet edilmesi) veya mevkuf (sahabeye ait) hadisin ret edilmesi (peygambere nispet edilmesi) gibi hususlar, illet kapsamındadır.
Hadis illetlerini ancak Allah'ın parlak bir zekâ, güçlü bir hafıza, ravilerin dereceleri hakkında tam bir bilgi, isnad ve metinlerdeki kusurları sezebilecek kuvvetli bir meleke bahşettiği âlimler farkedebilirler. Bu bakımdan hadis âlimleri arasında çok az kimse mu'allel bahsindeki bilgisiyle şöhret kazanabilmiştir. Ali İbnu'l-Medînî, Ahmed b. Hanbel, Buhârî, Ya'kub b. Ebî Şeybe, Ebu Hatim er-Râzi, Ebu Zûrati'r-Râzî ve ed-Dârekutni mu'allel hadisler konusunda isim yapmış sayılı âlimlerden birkaçıdır.
Örnek: "Malik'den rivayet edilmiştir. Ona Ebu Hureyre'nin "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şunları buyurdu" dediği ulaşmıştır: "Yiyeceği, adet üzere giyeceği köle için (sahibi üzerinde) bir haktır. Köleye gücü yeteceği işlerden başkası teklif edilmez." Muvatta, (695) Hadis, "ennehu belağahu/ona ulaştığına göre" lafzıyla rivayet edilmiştir. Bu duruma göre İmam Mâlik ile Ebu Hureyre radıyallahu anh arasında en az iki ravi düşmüştür. Dolayısıyle mu'daldir. Hâlbuki aynı hadisi Müslim mevsûl olarak Mâlikin isimlerini zikretmediği ravilere karşılık gelen Bukeyr İbnu'l-Eşecc - Aclân - Ebu Hureyre isnadıyle rivayet etmiştir. Müslim (1662) Şu da var ki bu hadis, hangi tarîkden illetli ise sadece o tarîkden mu'alleldir. O tarîkin illetli olması sahih tarîklerini etkilemez. Şu halde İmam Mâlik'in o rivayeti her ne kadar isnadından ravi düşmesi sebebiyle illetli ise de başka muhaddisler tarafından sahih olarak rivayet edildiğinden o illeti yaralayıcı illet olmaktan çıkarmıştır.
Hükmü: Muallel hadis, zayıf hadisin türlerindendir.
Mevdu/Uydurma Hadis
Mevzu Hadis: Çeşitli maksatlarla uydurulup Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e iftira ve nisbet edilerek rivayet edilen sözlere denir.
İslâm düşmanlığı, fırka ve mezhep taassubu, kabile, dil, belde veya peşinden gidilen kişileri öğme düşüncesi, mevki ve dünyalık hırsı, cahillik gibi sebeplerle Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in ağzından hadis uydurulmuştur. İsnadsız hadis kabul görmeyeceği için de tamamen Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in ağzından uydurulan bu sözlere rağbet sağlamak üzere düzme isnadlar ekleyerek halk arasında yayılmıştır. İşte bu şekilde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e iftira edilerek onun ağzından uydurulan sonra da uydurma isnadlarla müslümanlar arasında yayılan rivayetlere mevzu hadis adı verilmiştir. Mevzu hadislere az olmakla birlikte aynı manada muhtalak denildiği de olur.
Örnek: Bir gün Me'mun b. Ahmed el-Hereviye: "Görüyor musun Horasan'da İmam Şâfiî'ye tâbi olanlar ne kadar çoğaldı" denilince hemen Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e kadar ulaşan bir isnad söyleyerek onun: "Gün gelir, ümmetimden Muhammed b. İdris (İmam Şafii'nin adıdır) isminde biri çıkar. O ümmetim için İblis'den daha tehlikelidir. Gün de gelecek, ümmetimden Ebu Hanîfe adlı biri çıkacak, o ümmetimin ışığı olacaktır" buyurduğunu rivayet eder.
Diğer bir uydurma sufiler arasında: "İşleriniz sizi sıkıştırdığı zaman kabir ehlinden yardım isteyin" şeklinde meşhur olan sözdür. Bu söz, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in gönderiliş gayesi olan tevhide tamamen aykırı olmasına ve hiçbir hadis kitabında isnadlı bir rivayeti mevcut olmamasına rağmen, sahih hadislerden daha fazla meşhur olmuştur.
Yahya b. Said el-Kattan: "Hayr ve zühde nispet edilen kişiler kadar hadis konusunda yalanı fazla olan kimse görmedim" demiştir.
Mevzu hadisleri öğrenmek için; Şevkani'nin; Fevadiu'l-Mecmua (Tercümesi: Uydurma Hadisler), el-Elbani'nin; Silsiletu'l-Ehadisi'z-Zaife, Aliyyu'l-Kari'nin; el- Masnu' Fi Marifeti'l-Mevdu (Tere: Uydurma Oluşunda İttifak Edilen Hadisler) , İbn Kayyım el-Cevziyye'nin; NakduTMenkul/el-MenaruTMunif (Tere: Uydurma Hadisleri Tanıma Yolları) gibi kitaplara müracaat edilmelidir.
Hükmü; O, batıldır. Ondan sakındırmak veya ilim taliplerine bunu öğretmek gayesi dışında, onun rivayeti haramdır.
Makrun, Şahit ve Adıd
Makrun: Bazı ravilerin, zayıf hadislerini sika olarak tanınmış bir ravinin hadisiyle birlikte zikrederek ona adeta kuvvet kazandırmak istemesine makrunen rivayet denir.
Şahit: ferd olduğu zannedilen hadis, aslında bilinen vecihlerden rivayet edilmeyip onun yerine aynı manada bir başka hadis nakledilirse buna da şahid denir.
Şahit, mutâbiden daha umumîdir; zira şahid, bazen manayı, bazen hem lafzı hem de manayı kuvvetlendirmektedir. Hâlbuki mutâbaat lafızla ilgilidir ve mana ile bir alakası yoktur.
Örnek: Ebu Sa'id el-Hudrî radıyallahu anh demiştir ki: "Yanımızda bir yetimin (emaneti bir miktar) şarap vardı. (İçkiyi yasaklayan) Ma'ide Sûresi(nin 90. ayeti) nazil olunca Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e (bu şarabı ne yapacağımı) sordum ve "Yetim malı" dedim. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: "Olsun, dökün" dedi." Tirmizî, (1263)
Bu hadisi Mücalid tarikinden rivayet eden Tirmizî sonunda hadise hasen hükmünü vermiştir. Ravisi Mücalid zayıf bir ravidir. Bazı âlimler onu rivayette yanılmak ve çok hata yapmakla cerh etmişlerdir. Ne var ki, aynı hadis, Enes radıyallahu anh ve başka sahabilerin rivayetleri olan birkaç değişik vecihten de varid olmuştur. Şu hale göre zayıf ravinin rivayeti iken başka tariklerden rivayetle destek kazanarak hasen li-gayrihî mertebesine yükselmiştir.
Adıd: İrsal, tedlîs veya cehâlet yahut da isnadında mestur (hali bilinmeyen) bir ravi bulunması yüzünden zayıf duruma düşen bir hadis, güvenilir bir ravinin rivayetiyle desteklenirse zayıflıktan kurtulur ve hasen derecesine yükselir. Bu duruma göre âdıd, zayıf hadisi destekleyen, ona kuvvet kazandırarak zayıflıktan kurtarıp hasen derecesine yükselten güvenilir ravinin aynı manaya gelen hadisidir.
Hüküm: Şahit tarikleriyle zayıf hadis, hasen ligayrihi veya sahih ligayrihi derecesine çıkar ve onunla amel edilir. Hasen hadisin sahih şahidi de onu sahih ligayrihi derecesine çıkarır.
Mutâbi' ve Mutâbaat
Mutabaat: Şeyhinden rivayetinde tek kalmış sanılan bir raviye bir başka ravinin tabi olarak ya o şeyhten veyahut o şeyhin şeyhinden aynı hadîsi rivayet etmesi demektir. Bu ikinci rivayete "mutabi" denilir.
Örnek: Hammad b. Seleme - Eyyubu es-Sahtiyânî - İbn Şîrîn - Ebu Hureyre radıyallahu anh isnadı ile bir hadîs rivayet etmiş olsun. Bu hadîs mutâbiî olmayan bir hadîs olarak bilinsin. Yani Hammad b. Seleme'nin Eyyub'dan rivayette tek kaldığı zannedilsin. Zamanla bu hadîsin gerçekten ferd olup olmadığı anlaşılmak üzere itibar denilen araştırma yapılır ve Hammad'dan başka bir ravinin Eyyub'dan veya onun şeyhi İbn Sîrîn'den yahut da İbn Sîrîn'in şeyhi Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet ettiği ortaya çıkarsa Hammad'a mutabâ'at hâsıl olmuş, Eyyub'dan rivayete o ravi de katılmış olur.
Eğer mutâba'at rivayetinde tek kaldığı sanılan ravinin şeyhinden rivayette hâsıl olursa buna mutâbaat-ı tâmme, şayet şeyhin şeyhinden veya isnadın daha yukarısındaki şeyhlerden birinden rivayetle husule gelirse buna da mutâbaat'ı kasıra veya mutâba'at-ı nakısa denir.
"...Ramazan yirmi dokuz gündür. Ramazan hilâlini görmedikçe oruca başlamayın. Yine Şevval hilâlini görmedikçe orucu bırakıp bayram yapmayın. Eğer görüş ufkunuz kapalı olursa oruç sayısını otuza tamamlayın." Buhâri, (Savm 11)
Bazıları bu hadîsi aynı lafız ve isnadla İmam Mâlik'den; Şafii'den başka rivayet eden olmadığını zannederek Şâfîî'nin rivayetini ferd sanmışlardır. Ne var ki sonradan aynı hadîsi İmam Mâlik'ten; Şafiî dışında Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebi'nin de rivayet ettiği görülmüş ve rivayette infirad ettiği sanılan İmam-Şafiî'ye mutabâ'at hâsıl olmuştur.
Aynı hadîsin Müslim sahih'inde Ubeydullah b. Ömer - Nâfi - İbn Ömer isnadiyle Müslim (Siyam 6) ; İbn Huzeyme'nin Sahih'inde ise Asım b. Muhammed - Babası Muhammed b. Zeyd - Dedesi - Abdullah b. Ömer isnadıyla benzer rivayetleri de varid olmuştur. Fakat bunlar İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan rivayet edildiklerinden mutâbaat-ı kasıra teşkil ederler.
Hüküm: Mutabaat ile zayıf hadis hasen ligayrihi veya sahih ligayrihi derecesine çıkar ve onunla amel edilir. Hasen hadis ise, sahih bir mutabi ile sahih ligayrihi derecesine çıkar.
Hadîs Alma Yolları (Tahammulü'l-Hadîs)
a) Semâ: İşitmek ve dinlemek manâsına gelen semâ', hadîs tahammül yollarından biri ve en önemlisidir. semâ', diğerlerinden daha üstün ve daha makbul sayılmıştır. Çünkü semâ'da şeyh ile talebe karşı karşıya gelir ve talebe, arada herhangi bir vâsıta olmaksızın, şeyhi doğrudan doğruya işitir. Şeyh, hadîslerini rivayet ederken talebe bu hadîsleri ya dinleyerek hıfz eder yahut dinlerken bir taraftan da yazar. Bazen de talebenin şeyhin hadîslerini önceden elde ettiği olur. Ancak talebe, bunları rivayet etmek için şeyhten icazet veya izin almadıkça rivayet edemez. Rivayet hakkını almak maksadıyla şeyhe mülâki olur ve şeyhten o hadîsleri bizzat dinler; daha önce elde ettiği bu hadîslerden hatalı olanlar varsa, onları tashih eder.
b) Arz - Kıra'a: Râvinin, bir şeyhe âit olup da ondan işitmediği, fakat herhangi bir kitaptan veya başka bir şahıstan aldığı hadîslerin o şeyhten rivayet hakkını almak maksadıyla şeyhe başvurarak ona okumasına arz denir. Hadîs ıstılahında kırâ'at ile eş anlamda "el-kırâ'a ale'ş-şeyh: şeyhe okumak" tabirinin tam karşılığı olarak kullanılmıştır.
c) İcâze: Bir kimsenin, semâ' yolu ile aldığı hadîslerin rivayetini filân kimseye bağışlaması manâsına gelir ki, bu bağışlama, bir bakıma hadîslerinin rivayetine izin vermesi manâsında kullanılmış olur.
d) Münâvele: Şeyhin, hadîslerini ihtiva eden kitabını rivayet etmesi için elden talebeye vermesidir.
e) Mukâtebe: "Yazışma" manâsına gelen mukâtebe, hadîs ıstılahında, şeyhin kendi dinlediği hadisleri veya hadîslerinden bazısını yakında veya uzakta olan bir kimseye yazıp göndermesidir. Kitabe de denilen bu metodla, kendisine hadîs gönderilmiş olan şahıs, o hadîsleri şeyhten almış ve rivayet hakkına sahip olmuş sayılır.
f) İ'lâm: İ'lâm, "bildirmek" demektir. Hadîs ıstılahında "i'lâmu'ş-şeyh", şeyhin, sahip olduğu hadîsi veya hadîs kitabını râviye göstererek, bunların kendi semâ'ı olduğunu bildirmesi ve fakat rivayeti için icazet verdiğine dâir herhangi bir beyanda bulunmamasıdır.
g) Vasıyye: Şeyhin, rivayet ettiği bir kitabı, ölümünden veya seyahata çıkmazdan önce birisine vasıyyet etmesidir.
h) Vicâde: "Bulmak" demektir. Istılahta, bulunan, ele geçirilen bir sahîfe veya kitaptan, semâ, icazet ve munâvele olmaksızın hadîs alıp rivayet etmektir. Sahîfe veya kitabı ele geçiren kimse, onu yazan kimsenin muasırı olsun veya olmasın, eğer o kitaptaki hadîsleri rivayet ederse, vicâde yolu ile rivayet etmiş olur.
Sahihayn ve Diğer Sahihler
Sahihayn ile Buhari ve Müslim'in sahihleri kastedilir. Bu iki kitap, Kütübü Sitte diye meşhur olan altı temel hadis kitabının ilk ikisini teşkil eder.
1- Sahih-i Buhârî: Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhari (194/810- 256/870) Kitabına: "el-Camiu's-Sahih" adını vermiştir. En büyük ve en meşhur eseridir. Sahih-i Buhari ismiyle de tanınır. İslam âlimleri söz birliğiyle; “Kur’an-ı kerimden sonra en sahih kitap Sahih-i Buhari’dir” buyurmuşlardır. İmam-ı Buhari bu kitabı Mescid-i Haram’da yazdı. Bu kitabı on altı yılda tamamladım.”
Kütüb-ü Sitte adı verilen altı sahih hadis kitabının en başta geleni olan Sahih-i Buhari’nin, Ali el-Yünûni tarafından el yazmasıyla çoğaltılan metni muteber olmuştur. Bu nüshanın aslı Kâhire’de Akboğa Medresesi Kütüphanesindedir. Sahih-i Buhari’nin birçok şerhleri ve baskıları yapılmıştır. 1894’te Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından Mısır’da yaptırılan iki cilt baskısı pek nefis, ciltlenmiş, altın tuğra ve nukûş ile süslenmiştir. Bu baskı Bulak’ta Emiriyye Matbaasında yapıldı. Zeynüddin Ahmed Zebidi, mukarrer rivayetleri birleştirerek Buhari-i Şerif Tecrid-i Sarih ismiyle kısaltılmıştır. Sahih-i Buhari’yi Müslümanlar Kurân-ı Kerim’den sonra ikinci kaynak olarak kabul etmişlerdir. Muhammed Ümmeti bu kitabı kabul etmiş ve hadislerin tamamının sahih olduğu hükmünü vermişlerdir.
Sahih-i Buhari de gerçekten bu övgüyü hak etmiştir. Hadis ulemasının bu kitaba verdikleri önem, bunu anlayıp şerhetmedeki çaba ve gayretleri de bunu göstermektedir. Gerçekten özel olarak Sahih-i Buhari ve genel olarak hadis kitapları büyük çabalarla derlenip hadisler bir araya getirilmiştir. Öyle ki bir hadis için aylarca yol gidilmiş ve bunun için çok büyük çabalar harcanmıştır.Böyle bir eseri arapçadan Türkçeye aktarmayı bizede nasip ettiği için Allah’a hamdu senalar olsun. Rabbım ahiret azığı kılsın. Okuyan kişilere ise öğrenme, yaşama, hıfz etme ve anlatmayı nasip etsin. Amin.  (Harun Yıldırım – Huseyin Ebu Emre)          
2- Sahih-i Müslim: Ebu'l-Huseyn Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî (202/817- 261/874) Müslim'in kitabına bab başlıklarını, Sahihu Müslim'i şerh eden imam Nevevî koymuştur. Tekrarlarıyla birlikte 7275 hadis vardır. Tekrarları çıktıktan sonra yaklaşık 4000 hadis kadar ihtiva eder. İlim adamlarının büyük çoğunluğu ya da hepsi bu kitabın sıhhat bakımından mertebesinin Sahih-i Buhârî'den sonra geldiğini kabul etmişlerdir. Böyle bir eseri arapçadan Türkçeye aktarmayı bizede nasip ettiği için Allah’a hamdu senalar olsun. Rabbım ahiret azığı kılsın. Okuyan kişilere ise öğrenme, yaşama, hıfz etme ve anlatmayı nasip etsin. Amin.  (Harun Yıldırım)
Sahihu İbn Hibban: Ebu Hatim Muhammed b. Muaz et-Temimi (354/965) Kitabın adı: et-Tekasum ve'l-Enva olup İbn Belban el-Farisi tarafından tertip edilmiştir. Bu tertibin adı: el-İhsan Fi Takribi Sahihi İbn Hibban'dır. El-Elbani ve Şuayb el-Arnaut tarafından tahkiki yapılmıştır. Sahih ve hasen hadislerin yanısıra zayıf hadislerin de bulunduğu tespit edilmiştir.
Sahihu İbn Huzeyme: Ebu Abdillah Muhammed b. İshak'ın (311/923) tasnifidir. 3079 hadis ihtiva eder. Sahih hadislerin yanısıra zayıf rivayetler de vardır.
El-Mustedrak Ale's-Sahihayn: Ebu Abdillah Hâkim en-Nisaburi (405/1014) Buhari ve Müslim'in şartlarına uygun olduğu halde onların rivayet etmedikleri hadisleri toplamaya çalışmıştır. Ancak bu kitapta Buhari ve Müslim'in şartlarına, hatta sahihin şartlarına uymayan çok sayıda hadis vardır. Hafız Zehebi, et-Telhisu'l- Mustedrek adıyla bu kitap üzerine çalışma yapmıştır.
El-Ehadisu'l-Ciyadil-Muhtare: Ziyauddin Muhammed b. Abdilvahid el-Makdisi (643/1245) Sahih ve hasen hadislerin yanısıra zayıf hadisler de içerdiği tespit edilmiştir. Kısaca "el-Muhtâre" adıyla bilinir.
El-Munteka: Abdullah b. Ali İbn Carud en-Nisaburi (307/919): Bu kitapta nadiren zayıf hadis de bulunmaktadır. Ahkâm hadislerini toplamış olan bu eser Ebu İshak el-Huveyni tarafından tahkik edilerek sahihleri ve zayıfları tespit edilmiştir.
Bu konuda zikretmeye değer muasır çalışmalar da şunlardır: es-Silsiletu'l- Ahadisi's-Sahiha; Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbani, Camiu's-Sahih Mimma Leyse Fi's-Sahihayn (6 cilt); Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadiî ve yine Şeyh Mukbil'e ait: Sahihu'l-Musned Mimma Leyse Fi's-Sahihayn (2 cilt).
Sahih Hadis Toplamakla Meşhur Diğer Kitaplar:
Sunenu'l-Erbaa/Dört Sünen
Kütübü Sitte'den sahihayn dışında kalan dört Sünen'e; Sunenu'l-Erbea' denilir. Sünen-i Erba'a'da üç kısım hadîs vardır: Birinci Kısım: Sahîhtir. Bunlar, Buhârî ve Müslim'in sahihlerinde tahric edilmiş bulunan hadîslerin şartlarını taşırlar. İkinci Kısım: Kendi şartlarına göre sahîhtir. Bunlar, Buhârî ve Müslim'in kitaplarına almadıkları sahîh hadîsler cümlesindendir. Üçüncü Kısım: Zayıf hadîslerdir. Müellifleri bir bab'a giren her çeşit rivâyeti aynen dercetmek, zayıf olanın da zayıflığına dikkat çekmek için bunları zikretmişlerdir.
1- Nesâî'nin Sunen'i: Ebu Abdirrahman Ahmed b. Şu'ayb en-Nesâi, (214/829- 303/915) "es-Sunenu'l-Kubrâ" adlı eserini telif etti. Bu kitabına sahih ve illetli olan rivayetleri de aldı. Daha sonra bunu "es-Sünenu's-Suğrâ" diye bilinen el-Mucteba kitabında özetledi. Bir hadis Nesâî'ye nisbet edilirse kastedilen el-Mucteba'dır. Şeyh el-Elbani tarafından sahih ve zayıf rivayetleri tespit edilerek yayınlanmıştır.
2- Ebû Dâvûd'un Sunen'i: Ebu Davud Süleyman b. Eş'as es-Sicistanî, (202/817-275/889) Kitabında daha çok hukuk ve ahkâma ait hadisler vardır. Şeyh el- Elbani tarafından sahih ve zayıf rivayetleri tespit edilerek yayınlanmıştır. Şuayb el- Arnaut tarafından yapılan tahkikli baskısı daha kıymetlidir.
3- Tirmizî'nin Sunen'i: Ebû îsâ Muhammed b. İsâ et-Tirmizî (206/821- 278/892) "el-Camiu's-Sahih" isimli eseri "Süneni Tirmizî" diye meşhur olmuştur. Şeyh el-Elbani tarafından sahih ve zayıf rivayetleri tespit edilerek yayınlanmıştır.
4- İbn Mâce'nin Sunen'i: Ebû Abdillah Muhammed b.Yezid b. Mâce, (209/824- 272/886) Şeyh el-Elbani tarafından sahih ve zayıf rivayetleri tespit edilerek yayınlanmıştır. Şuayb el-Arnaut tarafından yapılan tahkiki ise daha kıymetlidir.
Kütübü Sitte'ye; İmam Malik'in Muvatta'ı, Darimi'nin Sünen'i ve Ahmed'in Müsned'inin eklenmesiyle Kütübü Tis'a/Dokuz Kitap denilir.
El-Muvatta: İmam Ebu Abdillah Malik b. Enes (93-179/795): Müsned, Mürsel, mevkuf ve maktu olarak 1720 rivayet vardır. Bunlardan bazısı zayıf rivayetlerdir.
Darimi'nin Sünen'i: Ebû Muhammed Abdullah b. Abdirrahman et-Temîmî ed- Dârimî, (181/797-255/868) Huseyn Suleym Esed ed-Darani tarafından sahihleri ve zayıfları tespit edilmiştir.

İmam Ahmed'in Müsned'i: İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani (164-241), kendisinin belirttiğine göre 57.000'den daha çok hadis arasından seçmiştir. Müsned'deki hadisler tekrarları ile birlikte 40.000'i, tekrarları düştükten sonra 30.000 hadisi bulur. Ahmed Muhammed Şakir ve Şuayb el-Arnaut tarafından ayrı çalışmalar halinde sahihleri ve zayıfları tespit edilmiştir. Allah Onlardan razı olsun. Amin.