14 Ağustos 2012 Salı

TESBİH NAMAZI - 04

HADİSİN MEŞRULUĞUNA DAİR FAKİHLERİN GÖRÜŞLERİ
Meşhur tabiiler ve onlardan sonra gelenler tesbih namazındaki büyük mükâfat ve  sevabı  bildiklerinden  tesbih  namazının  kılınması  hususunda  ısrarcı  olmuşlardır. İbn Hacer, Ebû’l-Cevzâ’nın tesbih namazı hadisinin kendisinden nakledildiği en eski ravi  olduğunu  bildirmektedir. 
Ebû’l-Cevzâ’nın  gerçek  ismi  Evs  b.  Abdullah  olup Tâbiîn’in  güvenilir  ravilerindendir.  Dârekutnî  ondan  hasen  bir  senetle  şu  hadisi rivayet  etmiştir:  “Öğle  ezanı  okunduğunda  mescide  gelip  müezzine:  “Rekatlerde (yani  farz  namaza  başlamada)  acele  etmeyiniz”  diyordu  ve  ezanla  kamet  arasında tesbih namazı kılıyordu.” Bu nakil aynı şekliyle Abdullah b. Nafi‘ den de gelmiştir. Abdulaziz b. Ebî Revvâd (Ebû’l-Cevzâ ve Abdulaziz b. Ebî Revvâd İbn Mübârek’ten daha daha önce  yaşamışlardır) da “Cenneti dileyen kimsenin tesbih namazı kılması gerekir” demektedir. Onun tesbih namazı ile alakalı bu sözü teşvik içermektedir. Ebû Osman el-Hayri ez-Zahid de şöyle diyerek bunu güçlendirmektedir: “Tesbih namazı gibi şiddetli ve sıkıntılı bir namaz görmedim”.
Tirmizî, Abdullah b. Mübârek’in ve birden çok ilim adamının tesbih namazını rivayet ederek bu namazdaki fazileti dile getirdiklerini belirtmektedir.
Ahmed b. Ubde, Ebû Vehb’den şu rivayeti dile getirmektedir: Ebû Vehb dediki: “Abdullah b. Mübârek’e içinde tesbih zikredilen hadisi sordum. Şöyle açıkladı: Tekbir getirdikten sonra “Subhânekallâhümme ve bihamdik vetebâre kesmuk ve teala cedduk ve lâ ilâhe gayruk” de. Sonra onbeş kez “Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe            illallâhu vallâhu          ekber” deyip   euzu    besmele           çekerek “Bismillâhirrahmânirrahîm” de. Sonrasında Fatiha ve bir sûre oku. Sonra yine on kez “Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber” diyerek rükûa giderek  on  kez  söyle,  başını  rükûdan  kaldırarak  yine  on  kez  söyle.  Sonrasında secdeye giderek on kez söyle, başını kaldırıp on kez söyle, ikinci secdeye giderek yine on kez söyle. Her bir rekâtta yetmiş beş tesbih okuyarak bu şekilde dört rekât namaz kıl. Her rekâtta on beş tesbihle başla, sonrasında ise on tesbih oku. Bu namazı gece kılan kimsenin iki rekatte bir selam vermesi daha hoştur. Gündüz kıldığında ise ister iki rekâtta bir selam  verir isterse dördüncü rekatin sonunda selam verir.” Hadisin senedi  sahihtir.  Hâkim  de  onu  Ebû  Vehb’den  başka  bir  tarîkle  rivayet  ederek Abdullah  b.  Mübârek’ten  rivayet  edilen  bu  hadisin  ravilerinin  güvenilir  olduğunu belirtmektedir.  Zaten  Abdullah  İbn  Mübârek,  kendisine  göre  sahih  olmayan  bir senedi öğretmekle sorgulanamaz.
Taberî,   birçok   âlimin   tesbih   namazında   i‘tidalin   ve   iki   secde   arasındaki oturuşun  uzun  olması  konusunda  aralarında   fikir  ayrılığı  olmakla  birlikte  onu kılmaktan   menetmediklerini   söyleyerek   Ebû   Muhammed   el-Cüveynî’nin   tesbih namazını bunun dışında olduğunu açıkladığını da ekledi.
Mezhep   imamlarına   gelince;   Ahmed   b.   Hanbel   hariç   hiç   birinden   tesbih namazının müstehap veya mekruh olduğu hakkında       her hangi         bir        görüş nakledilmemiştir. Ahmed b. Hanbel ise daha önce de zikrettiğimiz üzere önceleri bu hadisin zayıf olduğu görüşündeyken daha sonra bu görüşünden vazgeçmiştir.
İbn  Hacer,  Zekeriya  b.  Yahya  es-Sâcî’nin  (o  Tirmizî’nin tabakasındandır) fakihlerin tesbih namazı hakkındaki görüş farklılığını zikrettikten sonra onun şöyle dediğini  nakletti:  “Ne  Şâfî’nin  ne  Mâlikî’nin  ne  Evzâî’nin  ve  ne  de  rey  ehlinin  bu konudaki görüşünü bilmiyorum. Ahmed ve İshak, amel edildiği takdirde iyi olacağı görüşündedirler”.
MEZHEP İMAMLARININ GÖRÜŞLERİ
1-  Hanefîler
Hanefîlere göre nafile ibadetler; sünnet olan nafileler ve mendup olan nafileler olmak   üzere   iki   kısma   ayrılır.   Tesbih   namazı   mendup   olan   nafile   ibadetler arasındadır.
İbn         Hacer, Serrûcî’nin      ‘Muhtasaru’l-Bahr’     da        mezhepleri      hakkında naklettiğinin   haricinde   Hanefilerin   bu   konudaki   görüşüne   rastlamadığını   ifade etmektedir. Muhtasaru’l-Bahr’da nakledilenin ise tesbih namazının müstehap olduğu ve sevabının büyük olduğudur.
Zebîdî   de   şöyle   demektedir:   “Ashabımızdan   birçok   kişi   onun   müstehap olduğunu belitmiştir. Bunların dışında Bahr’ın ve Burhanu’l-Halebî’nin Sahibi de bu görüştedir.  El-Pezdevi,  Muhammed  b.  Hasan’ın  Şerhu’l-Câmiı’s-Sagîr’ınde  onu zikretmektedir.”
Alâaddin   Hasfeki   Durru’l-Muhtar’da   nafile   ibadetlerden   bahsederken   iki rekatlik İstihare Namazı’nı ve üç yüz tesbih ile kılınan dört rekatlik tesbih namazınıda  nafile  ibadetler  arasında  zikretmektedir.  Ona  göre  tesbih  namazının  fazileti büyüktür.
İbn Âbidin de şöyle demektedir: “Tesbih namazı, mekruh olmayan bir vakitte, her gün, her gece kılınabilir ya da her hafta bir kez, her Cuma, her ay veya ömürde
bir  defa  kılınabilir.  Bu  hadis,  tarîklerinin  çok  olması  sebebiyle  hasendir.  Onun uydurma  bir  hadis  olduğunu  iddia  edenler  de  tarîklerinin  çok  olmasından  şüphe ederek   bu   fikri   savunmuşlardır.   Ondaki   sevap   bitmez.   Bundan   dolayı   bazı muhakkıklar şöyle demiştir: “Onun faziletinin büyüklüğünü duyup da onu terk eden ancak  dinde  gevşek  davranan  bir  kimse  olabilir.”  Namazın  kılınış  şeklinin  diğer namaz  şekillerinden            farklı   olması  sebebiyle         onun    mendup           kabul edilmesi eleştirilmiştir.  Hadisin  zayıflığı  bundan  kaynaklanıyor.  Hadis  hasen  derecesine yükseldiği zaman kendini ispat etmiş olur.”
Tesbih namazının fazileti büyüktür ve pek çok sevabı vardır. Tesbih namazını Müslüman  her  vakitte  kılabilir,  kerahati  yoktur.  Her  gün  veya  gecede  bir  kere yapılmalı, değilse haftada bir kere yahut her cumada bir kere yahut her ayda bir kere yahut  ömürde  bir  kere  kılınmalıdır.  Bununla  ilgili  hadis  birçok  yoldan  nakledilmiş bulunduğu  için  hasendir.  Bununla  ilgili  hadisin  uydurma  olduğunu  zanneden  kişi yanılmıştır.  
Tesbih  namazının  kabul  edilen  tarifi,  Tirmizî’nin,  Ebû  Hanîfe’nin talebelerinden  Abdullah  b.  Mübârek’ten  rivayet  ettiği  şekle  göredir.  İki  rivayet arasında tercih edilen de budur. Tesbih namazını kılan kişi tesbihleri parmakları ile saymaz.
Hanefîlere  göre  nafile  namazlar  en  az  iki  en  fazla  sekiz  rekatte  bir  selam verilerek kılınabilir. Tesbih namazı bir rekatte yetmiş beş tesbih olmak üzere toplam
üç yüz tesbih içerdiği için dört rekât kılınması gerekmektedir. Ebû Hanife’ye göre, ister gece namazı olsun, ister gündüz namazı olsun nafileler dörder rekât kılınmalıdır. Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre ise, kişi bir selamda iki rekâttan fazla kılmamalıdır. Gece namazlarında  en iyisi ikişer,  gündüz  namazlarında ise dörder  rekât  kılmaktır. Hanefî mezhebinde, hadise daha uygun olduğu için bu iki imamın görüşü ile fetva verilmiştir.
2-  Mâlikîler
Mâlikîlere  göre  nafile  namazlar  iki  kısımdır:  Birincisi,  her  hangi  bir  sebebe bağlı  olmaksızın  kılınan  nafile  namazlardır.  İkincisi  ise  bir  sebebe  bağlı  olarak kılınan  nafile  namazlar.  Tesbih  namazı  ikinci  kısma  dâhil  edilmiştir.  
Mâlikîlerin görüşünü   araştırmamız   neticesinde   bu   tasniften   başka   her   hangi   bir   bilgiye ulaşamamış bulunmaktayız.
3-  Şâfiîler
Şâfiî  fakihlerinin  birçoğu  tesbih  namazının  müstehap  olduğu  görüşündedir.
Gazali’ye göre bu namaz nasla sabittir. Tesbih namazı bir vakte mahsus olmayıp, her hangi   bir   sebebi   de   yoktur.   Haftada   veya   ayda   bir   kez   kılınması   gerektiğini belirtmiştir.
Nevevî de “Mehâmili ve Tetimme’nin sahibi ve ashabımızdan daha birçok kişi onun   hasen   bir   sünnet   olduğunu   zikretti”   demektedir.   
Ezkâr’da   ise;   “Ebû Muhammed  el-Begavî  ve  Ebû’l-Mehâsin  er-Rûyânî’nin  de  içinde  bulunduğu  ashab imamlarımızdan bir grup tesbih namazının müstehap olduğunu belirtti” demektedir. Rûyânî,   Bahr   kitabının   cenaiz   bölümünün   sonunda   şöyle   demektedir:   “Tesbih namazına rağbet edilmekte olduğunu biliyorum. Her vakitte onun huy edinilmesi ve ihmal edilmemesi müstehaptır.”
Takıyyuddin es-Subkî de tesbih namazının dinin önemli bir problemi olduğunu, bu konudaki hadisin hasen olduğunu, Ebû Hâmid, Ebû Muhammed ve daha birçok kişinin bu namazın müstehap olduğu görüşünde olduklarını belirtmektedir.
Ebû Ali Zahir b. Ahmed  es-Serahsî ise şöyle demektedir: “Zikri geçen tesbih namazının  senedinin  hasen  olduğu  sabit  olmuştur.  Onda  çok  büyük  bir  fazilet vardır.”  Taberî  onu  “Namazda  Kırâat”  kitabında  nakletmektedir.    İbn  Hacer, Şâfiîlerin   iki   tarîk   imamının   tesbih   namazının   müstehap   olarak   kabul   ettiğini belirterek onların bazısının ismini zikretmiştir.
Tac es-Subkî de şöyle demektedir: “Nevevî’nin bu namazı inkâr etmesinden ve asr ehlinin de ona dayanmasından dolayı insanların aldanmalarından korkarak sözü uzattım. Bu konuda varid olan hadisin sevabının büyüklüğünü işiten kimsenin tesbih namazını kılmada hırslı olması gerekir. Onu uygulamayı ihmal eden kimseye gelince; o   ancak   salihlerin   amellerine   dikkat   etmeyerek   dinde   gevşek   davranan   bir kimsedir.”
Zerkeşî,   tesbih   namazının   sünnet   olduğu   görüşündedir.   Ona   göre   tesbih namazındaki i‘tidalin uzun olması kabul edilebilir.  Başka bir eserinde ise namazda istirahat  celsesinin  hafif  olması  gerektiğini  zikrettikten  sonra  tesbih  namazındaki istirahat   celsesinin   bu   uygulamanın   dışında   olduğunu   söyleyerek   şöyle   devam etmektedir: “İstirahat celsesinin özelliklerinden biri de onda dua etmemektir. Tesbih namazındaki istirahat celsesi hariç.” Ayrıca Zerkeşî, İbnü’l-Cevzî’nin tesbih namazı hadisine  ‘Ahkâmu’n-Nisâ’  adlı  eserina  aldığı  için  onun  da  hadisi  sabit  görmüş olabileceği iddiasına yer vermektedir.
Sirâcuddîn  el-Bulkînî  tesbih  namazının  kendisiyle  amel  edilmesi  gereken  bir sünnet olduğu görüşündedir.  Fakih Şâfiîlerin muteahhırlarından biri olan İbn Hacer el-Heytemî  de tesbih namazının müstehap olduğu görüşündedir.
Şâfiîler, nafile namazların cemaatle kılınıp kılınmaması gerektiği hususuna da değinmişlerdir.   Onlara   göre   tesbih   namazı   cemaatle   kılınmaması   gereken   bir namazdır.
4-  Hanbelîler
Ahmed  b.  Hanbel’in  bu  konudaki  görüşü  daha  önce  geçmişti.  Ahmed  b. Hanbel’in  tâbiîleri  tesbih  namazı  hadisinin  zayıf  olduğu  görüşündedirler.  Tesbih namazı  ile  amel  etmenin  mekruh  olduğu  görüşünden  ise  vaz  geçmişlerdir.  İbn Kudâme,  Ahmed  b.  Hanbel’in  bu  konudaki  hadisi  sabit  olarak  kabul  etmediğini, onun   müstehap   olmadığı   görüşünde   olduğunu   belirtmiştir.   Şayet   bir   kişi   onu uygularsa  zararı  yoktur.  Çünkü  nafile  namazlarla  ve  fazilet  namazları  hakkındaki hadislerin sıhhat derecesinde olması şart değildir.
İbrahim b. Miflah tesbih namazı hadisini inceleyerek şöyle demektedir: “Onun hakkında birçok tartışma vardır. Eğer Ahmed b. Hanbel’in onunla alakalı bir görüşü yoksa bu, fezailde zayıf haberle amel edilmeyeceğine işarettir.”
İbn  Miflah,  İbn  Teymiyye’nin    tesbih  namazı  hadisinin  yalan  bir  haber olduğunu iddia ettiğini söyleyerek Ahmed b. Hanbel’in ve ashap imamlarının onun mekruh  olduğu  görüşünde  olduğunu  ve  Ahmed’in  onu  müstehap  olarak  kabul etmediğini belirtmiştir.  İbn Miflah şöyle devam  etmektedir: “Abdullah b. Mübârek onun  nitelik  olarak  müstehap  olduğu  görüşündedir.  Ancak  aslı  olmayan  haberle sünnetin  sabit  olmadığı  haberine  ise  cevap  vermemiştir.  Ebû  Hanife,  Mâlik  ve Şâfiî’ye  gelince  onlar  topluca  bu  hadisi  işitmemişlerdir.  Şeyh  (İbn  Teymiyye), fezailde  onunla  amel  etmenin  zararı  olmadığını  çünkü  fezailde  haberin  sıhhatinin şart   olmadığını   belirtmektedir.   Ahmed   b.   Hanbel’in   bu   konudaki   görüşünün olmaması ise fazilette zayıf haberle amelin olmadığına delildir.”
Mer‘a b. Yusuf el-Hanbelî tesbih namazı hadisinin sünnet olmadığı yönündeki görüşünü  belirttikten  sonra  Ahmed  b.  Hanbel’in  şu  görüşünü  nakletti:  “Tesbih namazı  ile  ilgili  sahih  bir  şey  yoktur.  Eğer  yine  de  bununla  amel  ederse  fezail amellerde  zayıf  hadisle  amele  cevaz  vermenin  zararı  yoktur.  Bir  grup  ise  onu müstehap olarak kabul etmektedir.”
Mensur el-Behûtî ve Mustafa   es-Suyûtî         Hanbelî           mezhebinin müteahhırunundan olup tesbih namazını mekruh olarak kabul etmişlerdir.
 SONUÇ
Nafile  namazların  içine  giren  ve  bu  namazın  kılınmasını  öngören  hadis,  İbn Abbâs  (r.a)’dan  merfû  olarak,  İbn  ‘Amr  (r.a)’dan  ve  el-Ensârî  (r.a)’dan  mevkuf olarak rivayet edilmiştir.
Üç  tanesi  mürsel  olmak  üzere  toplam  otuz  beş  tarîkten  rivayet  edilen  tesbih namazı  ile  ilgili  hadisin  İbn  Abbâs  (r.a)’dan  rivayet  edileni,  rivayetlerin  en  sahihi olarak kabul edilmektedir. Fakihlerin birçoğunun görüşü bu yöndedir.
Tesbih  namazının  dört  rekât  olduğu  kabul  edilmiştir.  Hanefî,  Şâfiî,  Mâlikî  ve Hanbelî imamları bu konuda hem fikirdir. Çünkü bu namaz, bir rekâtte yetmiş beş tesbih içermektedir. Dolayısıyla dört rekatte toplam üç yüz tesbih olmaktadır.
Metin  bakımından  ele  aldığımız  hadisin,  sahih,  hasen,  zayıf  ve  mevzû  olarak rivayet  edildiğini  görmekteyiz.  Sahih  rivayetlere  bakıldığında  tesbih  namazının kılınması yönünde bir fikir verir. Hasen olarak rivayet edilen hadislerin toplamı ise bu   rivayetleri   sahih   seviyesine   yükseltmektedir.   Bu   bağlamda   sahih   ve   hasen rivayetlere dayanarak tesbih namazının kılınmasında her hangi bir sakınca olmadığı kanaati  doğmaktadır.  Zayıf  ve  mevzû  olarak  rivayet  edilen  hadislere  bakıldığında genel kanı tesbih namazının kılınmaması yönündedir.
Meselenin farklı bir boyutu da tesbih namazının kılınıp kılınmamasından ziyade namazın şekli ile ilgili ortaya çıkan görüş farklılıklarıdır. Tesbih namazındaki şekil farklılıkları   küsuf   namazı   ve   cenaze   namazı   gibi   bazı   namazlarda   da   göze çarpmaktadır. Ancak zikrettiğimiz cenaze ve küsuf namazları bizzat Hz. Peygamber tarafından kıldırılmış ve ayrıntılı bir şekilde sahabeye öğretilmiştir.
Tesbih  namazının  Hz.  Peygamber  tarafından  kılındığına  dair  herhangi  bir rivayete   rastlamadık.   Merfû   olarak   gelen   hadisler   O’nun   ashabına   bu   namazı kılmalarını  tavsiye  ettiği  şeklindedir.  Hz.  Peygamber’in  bu  şekilde  tavsiyelerde bulunması,  tesbih  namazının  fiilî  sünneti  olmasa  bile  kavlî  bir  sünneti  olarak nitelendirilmiştir.  Kanaatimizce  tesbih  namazını  isteyen  kılabilir.

10- Bayram Namazına Erken Gelmek Bâbı

Abdullah ibnu Busr şöyle dedi: namaz kılmak mekruh olan vakit çıktıktan sonra kılınan tesbih namazı vaktini kasdederek namazı ağırdan alan imama şöyle demiştir: " Bizler bu saatte bayram namazını bitirmiştik. Bu vakit ise nafile olan tesbih namazının kılındığı vakittir.”
Abdullah ibn Busr el-Mâzinî, Şam'da en son vefat eden sahâbîdir. Vefatı hicrî 88 yılındadır.
Abdullah ibn Busr'un bu sözünü Ahmed ibnu Hanbel, Humeyr tarîkinden şöyle rivayet etmiştir: Dedi ki: Abdullah ibn Busr, bir ramazan yâhud kur­bân bayramı günü insanlarla beraber bir namaza çıktı. İmâmın geç davranmasını ayıplayıp  reddetti de, başlıktaki sözleri söyledi.
İbn Battal yu­karıda zikredilen Abdullah İbnu Büsr hadisine dayanarak vaktin zeval anma kadar devam etmeyeceğini söylemiştir. Ancak bu hadisin İbnu Battal tarafından işaret edilen bu hükme delaleti açık değildir.
İmam Buhârî'nin el-Berâ'dan naklettiği hadiste geçen "Bizim bu günde ya­pacağımız ilk şey namaz kılmak olacaktır" sözü bayram gününde namaza hazır­lanmak ve musallaya gitmek üzere yola çıkmak dışında hiçbir şeyle ilgilenilmemesi gerektiğini göstermektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise şudur: "Namazdan önce namaz dışında hiçbir şey yapmamak. Bu da zorunlu olarak namazı erkenden kılmayı gerektirir."

              
TESBİH NAMAZI

Peygamber efendimiz amcası Abbas’a, Sana öğreteceğim şeyi yaptığın zaman, eski-yeni, önceki-sonraki, gizli-açık, hataen veya kasten işlediğin bütün günahları Allahü teâlâ affeder buyurup tesbih namazının nasıl kılınacağını bildirmiştir. Tirmizî, Vitir, 19; İbn Mace, ikâme, 190; Ebû Dâvud, Tatavvu, 14; et-Tergib ve't-Terhib, I, 467, 469. Bu hadisi Ebû Dâvûd, İbnu Mâce, İbnu Huzeyme, Taberani rivayet etmiştir. Hafız şöyle demiştir: Bu hadis birçok yoldan rivayet edilmiştir. Ve sahabeden bir cemaat tarafından da rivayet edilmiştir. İbnu Mübarek şöyle demiştir: "Teşbih namazı teşvik edilmiş olup, teşbih namazını her zaman âdet haline getirmeli ve ondan gafil olmamalıdır."
Tesbih Namazı 4 rek'atlı bir namazdır. Bu namazı kılabilmek için aşağıdaki tesbihi ezber bilmek gerekir.
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
Tesbih Namazının Kılınışı : Sübhâneke'den sonra 15 kere Rüku tesbihinden sonra 10 kere Rükûdan doğrulunca 10 kere, Secde tesbihinden sonra 10 kere, "Allâhü Ekber" diyerek namaza başlanır. Zamm-ı sureden sonra 10 kere   Secdeden doğrulunca 10 kere,   2.secde de tesbihden sonra 10 kere, okunur Böylece birinci rek'at kılınmış olur. İkinci rek'ate kalkılınca Fâtiha-i şerîfe'den önce yine 15 kere, diğer yerlerde de, tarif edildiği gibi 10'ar kere okunarak 4 rek'at tamamlanır. Tesbih namazının diğer tarafları aynen diğer namazlarda olduğu gibidir. Fark sadece okunan tesbihlerdir. Tesbih namazında beher rek'atte okunan tesbih adedi 75'dir. Dört rek'atte 300 tesbih okunmuş olur.
Arapça bir kelime olan "tesbih", Allah Teâlâ'yı noksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa "Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym" dendiği için bu ismi almıştır.
Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir.