14 Ağustos 2012 Salı

TESBİH NAMAZI - 01

TESBİH NAMAZI
ARAŞTIRMANIN KONUSU VE ÖNEMİ
İslam dininde namaz çok önemli bir yer işgal eder. Kur’an-ı Kerîm ayetleriyle ve Hz. Peygamber’in fiilî sünnetiyle sabit olanlara farz namazlar denir. Öğle, ikindi, akşam  namazlarının  farzları  gibi.  Bunlara  ek  olarak  Hz.  Peygamber’in  kıldığı namazlar  vardır  ki,  bunlara  nafile  namazlar  denir.  Bunların  arasında  çok  yaygın olmamakla beraber bir tesbih namazı da bulunmaktadır. Biz bu çalışmamızda tesbih namazı ile ilgili rivayetleri ele alacağız.
B.  ARAŞTIRMANIN AMACI
Araştırmanın amacı, bugün Müslümanlar arasında yaygın olarak kılınan tesbih namazının  dinde  yerinin  olup  olmadığını,  varsa  ne  şekilde  uygulandığını,  belirli vakitlere  tahsis  edilip  edilmediğini  ve  kılınış  gayesini  araştırarak  konuyla  ilgili rivayetlerin   hadisin   sened   ve   metin   yönünden   sahih   olup   olmadığının   sıhhat derecesini tespit ederek konuya açıklık getirmeye çalışmaktır.
Araştırmamızın  giriş  bölümünde  “Tesbih”  ve  “Namaz”  kelimeleri  kavramsal çerçevede incelenmiştir. Böylelikle bu konuya  dair temel kavramlar hakkında bilgi vererek  konunun  daha  iyi  anlaşılmasına  yardımcı  olacak  bazı  bilgilerin  verilmesi amaçlanmıştır.
C.  ARAŞTIRMANIN KAYNAKLARI VE METODU
Çalışmanın        giriş     bölümünde      tesbih  namazına         dair      temel   kavramların açıklanmasında,  Arapça,  Osmanlıca,  Türkçe  lügatler  ve  ansiklopedi  maddelerinden istifade  edilmiştir.  Cevherî  (ö.  393h.)’nin  Sıhah’ı,  İbn  Manzûr  (ö.  711/1311)’un Lisânü’l-‘Arab’ı,   Zebîdî   (ö.   1145/1205)’nin   Tâcü’l-‘Arûs’u,   Âsım   Efendi’nin Kâmûs  Tercümesi  ve  Müctebâ  Uğur’un  Ansiklopedik  Hadis  Terimleri  Sözlüğü, çeşitli vesilelerle kullandığımız lügatlerdir.
Tesbih  namazı  hadisinin  rivayet  yollarını  incelediğimiz  birinci  bölümde;  Ebû Dâvud  (ö.  275/888)’un  Sünen’i,  İbn  Mâce  (ö.  275/888)’nin  Sünen’i,  Tirmîzî  (ö.279/892)’nin   Sünen’i,   İbn   Huzeyme   (ö.   311/923)’nin   Sahîh’i,   Taberânî   (ö. 360/971)’nin   el-Mu’cemü’l   Kebîr’i   ve   el-Mu’cemü’l   Evsat’ı,   Abdurrezzak   (ö. 211/826)’ın  el-Musannef’i,  Hâkim  (ö.  405/1014  )’in  el-Müstedrek’i,  Beğavî  (ö. 516/1122)’nin Mesâbîhu’s-Sünne’si, Beyhakî (ö. 458/1066)’nin Sünen’i, Ebû Ya‘la el-Halîlî (ö. 307/919)’nin el-İrşâd fî Ma‘rifeti Ulemâi’l-Hadîs’inden yararlandık.
Ayrıca   Ebû   Dâvud’un   Sünen’inin   şerhlerinden   biri   olan   Subkî’nin   el- Menhelü’l-Azbü’l-Mevrûd’u  ile  Tirmizî’nin  Sünen’inin  iki  şerhi,  İbnü’l-‘Arabî’nin Ârızatü’l-Ahvazî’si ile Mübârekfûrî’nin Tuhfetü’l-Ahvezî’sinden istifade ettik.
Amellerin faziletine dair kaleme alınan eserlerden İbn Şâhin (ö. 385/995)’in et- Terğîb    Fadâili’l-A’mâl’i  ile  Münzirî  (ö.  656/1258)’nin  et-Tergîb  vet-  Terhîb’i yararlandığımız  kaynaklardandır.  Ayrıca  Nevevî  (ö.  676/1277)’nin  Tehzîbu’l-Esmâ ve’l-Lugât’ı,  Mizzî  (ö.  742/1341)’nin  Tuhfetü’l  –Eşrâf  bi  Ma‘rifeti’l  Etrâf’ı,  İbn Teymiyye   (ö.   758/1357)’nin   Minhâcü’s-Sünne’si,   İbn   Hacer   (ö.  852/1448)’in Telhîsu’l-Habîr’i, Hindî (ö. 975/1567)’nin Kenzu’l-Ummal’i kullandığımız kaynaklar arasında yer almaktadır.
Tesbih    namazı hadisinin senedinin ve metninin ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiği eserler incelenmiş olup, hadisin uydurma olduğunu savunanlardan İbnü’l  Cevzî  (ö.  597/1201)’nin  Mevzûât’ı,  Suyûtî  (ö.  911/1505)’nin  el-Leâli’l Mesnû‘a’sı,             Fettenî   (ö.   986/1578)’nin   Tezkiratü’l   Mevzû‘at’ı,   Şevkânî   (ö.1250/1834)’nin   el-Fevâidü’l-Mecmûa’sı   ve   es-Seylü’l-Cerar’ı   ile   Leknevî   (ö.1304/1887)’nin  el-Asâru’l-Merfû‘a’sı,  yararlandığımız  temel  kaynaklardır.  Ayrıca, İbnü’l-Cevzî’nin  kitabındaki  hatalı  hükümleri  hakkında  Suyûtî’nin  telif  ettiği  en- Nüketü’l Bedî‘ât’dan da istifade ettik.
Çalışmamız  esnasında  kendisinden  sürekli  istifade  ettiğimiz  Ebû  Süleyman Casim’in et-Tenkîh lima Cae fi Salati’t-Tesbih’ini de zikretmek yerinde olacaktır.
Raviler  ile  ilgili  araştırmalarda  Ukaylî  (ö.  322/934)’nin  ed-Duafâü’l  Kebîr’i, Ebû   Nuaym’ın   Hılyet’ül-Evliyâ’sı,   Mizzî   (ö.   742/1341)’nin   Tehzîb’ul-Kemâl’i, Zehebî (ö. 748/1347)’nin Mîzânü’l-İ‘tidâl’i, İbn Hacer (ö. 852/1448)’in Tehzîbü’t- Tehzîb’i, Takrîbu’t-Tehzîb’i ile Lisânü’l-Mîzân’ını kullandık.
Hadisin  metnini  ele  aldığımız  ikinci  bölümde  yukarıda  zikrettiğimiz  eserlerin yanı sıra İbn ‘Allân el-Mekkî (ö. 1057/1647),’nin el-Futûhâtü’r-Rabbâniye’si ile ez-Zebîdî  (ö.  1145/1205)’nin  İthâfu’s-Sâdeti’l-Müttekîn’i  de  sık  sık  başvurduğumuz temel kaynaklardandır.
Mezhep imamlarının     görüşlerini       incelediğimiz  bölümde          ise        Nevevî’nin Mecmu‘’u,  İbn  Kudâme  (ö.  620/1223)’nin  Muğnî’si  ile  Zuhaylî’nin  el-Fıkhu’l- İslamiyyü   ve   Edilletühü   isimli   eserinden   yararlandık.   Ayrıca   Kuveyt   Evkaf Bakanlığı’nın el-Mevsûatü’l-Fıkhiyye’si de yararlandığımız kaynaklar arasındadır.
Araştırmalarımızda, tesbih       namazı hadisinin         bütün senedlerini        tek tek inceleyerek hadisin sahih olup olmadığı hususunda görüş beyan eden, müstakil birer çalışma yapmış âlimlerin varlığını tesbit ettik. Ancak eserlerine ulaşamadığımız için burada  isimlerini  vermekle  yetineceğiz.  İbn  Mende,  Ebû’l-Hasan  ed-Dârekutnî  (ö.385/995), el-Hatîb Bağdâdî (ö. 463/1071), Ebû Sa‘d es-Sem‘ânî (ö. 562/1167), Ebû Mûsâ el-Medînî (ö. 581/1185), İbn Hacer (ö. 852/1448), Celâlü’d-dîn es-Suyûtî (ö. 911/1505).
TESBİH NAMAZI HADİSİNİN RİVAYET YOLLARI
A-  İBN ABBÂS TARÎKI
1-  Birinci Tarîk
Ebû Dâvud (ö. 275/888), Sünen isimli eserinde tesbih namazı hakında şu hadisi rivayet etmiştir:Abdurrahman  b.  Bişr  b.  El-Hakem  (ö.  260/874)  <  Musa  b.  Abdulaziz  (ö.175/791) < Hakem b. Ebân (ö. 154/771) <‘Ikrime (ö. 104/722) < İbn Abbâs (ö.68/687).
İbn  Abbâs  anlatıyor:  Resûlullah  (s.a.s.)  Abbâs  b.  Abdilmuttalib’e  dediler  ki: “Ey   Abbâs,   ey   amcacığım!   Sana   bir   iyilik   yapmayayım   mı?    Sana   bağışta bulunmayayım  mı?  Sana  ikram  etmeyeyim  mi?  Sana  on  haslet(in  hatırlatmasını) yapmayayım  mı?  Eğer  sen  bunu  yaparsan,  Allah  senin  bütün  günahlarını  önceki-sonraki, eskisi-yenisi, hataen yapılanı-kasten yapılanı, küçüğünü-büyüğünü, gizlisini- alenisini yani hepsini affeder. Bu on haslet şunlardır: Dört rekât namaz kılarsın, her bir rekâtte Fâtiha sûresi ve bir sûre okursun. Birinci rekâtte kırâati tamamladın mı, ayakta olduğun halde on beş defa “Sübhânallâhi velhamdulillâhi ve lâilâhe illâllahü vallâhü  ekber”  dersin.  Sonra  rükû  yapıp,  rükûda  iken  aynı  kelimeleri  on  kere söylersin.  Rükûdan  başını  kaldırır  on  defa  da  ayakta  okursun.  Sonra  secde  edip, secdede iken onları onar kere söylersin. Sonra başını secdeden kaldırıp onları onar kere (iki secde arasında) oturduğun sırada yerde okursun. Sonra tekrar secde edip aynı  şeyleri  onar  defa  söylersin.  Sonra  başını  kaldırır,  bunları  on  defa  daha söylersin. Böylece her bir rek‘âtte yetmiş beş defa söylemiş olursun. Aynı  şeyleri  dört  rekâtte  yaparsın  (cem‘an  üç  yüz  tesbih  eder).  Dilersen  bu namazı  her  gün  bir  kere  kıl.  Her  gün  kılamazsan  haftada  bir  kere  kıl,  haftada kılamazsan  her  ayda  bir  kere  kıl.  Ayda  olmazsa  yılda  bir  kere  kıl.  Yılda  da kılamazsan ömründe bir defa olsun kıl”.
Hâkim (ö. 405/1014) ve İbn Şâhin (ö. 385/995) aynı hadisi İshâk b. Ebî İsrâil tarîkından tahric etmişlerdir.  Abdurrahman b. Bişr, Bişr b. Hakem ve İshâk b. Ebî İsrâil  olmak  üzere  bu  üç  ravi  de  hadisi,  Musa  b.  Abdulaziz < Hakem  b.  Ebân  <‘Ikrime < İbn Abbâs senedi ile rivayet etmiş olup sened merfû hükmündedir. Hâkim,   aynı   zamanda   hadisi   Bişr   b.   Hakem   el-‘Abdî   tarîkından   rivayet etmiştir.  Yine aynı hadisi İshâk b. Râhûye < İbrâhim b. Hakem < Ebân < ‘Ikrime < İbn Abbâs tarîkı ile merfû olarak rivayet etmiştir.
Hadisin senedi sâhih  olup senedinde bulunan ravilerden Abdurrahman b. Bişr el-Abdî,  Ebû  Dâvud’un  hocasıdır.  Kendisinin  güvenilir  (sika)  bir  kimse  olduğu nakledilir. Buhârî (ö. 256/870) ondan üç veya dört, Müslim (ö. 261/875) ise yirmi üç hadis  rivayet  etmişlerdir.  İbn  Ebî  Hâtim  (ö.  327/939)  ve  İbn  Hıbbân  (ö.  354/965) onu güvenilir olarak kabul etmekte, Sâlih b. Muhammed de onun son derece doğru sözlü (sadûk) bir kimse olduğunu belirtmektedir. Hâkim ise onun için “Âlimdir, aynı zamanda âlimin oğludur” demiştir.
Abdurrahman  b.  Bişr  rivayetinde  yalnız  olmayıp,  babası  Bişr  b.  Hakem’i izlemiştir. Bişr b. Hakem güvenilir bir kimsedir, zâhiddir ve fakihtir.
Musa  b.  Abdulaziz  el-Adenî,  doğru  sözlü  bir  kimsedir.  Hıfzının  zayıf  olması sebebiyle hata etmiştir. İbn Ma‘în (ö. 233/847) ve Nesâî (ö. 303/915) onun zararsız (Lâ  be’se  bihî)  olduğu  görüşündedirler.10   İbn  Hıbbân  onu  güvenilir  raviler  içinde zikrederek ve “Belkide yanıldı”demiştir. İbnü’l-Medînî, zayıf        olduğu görüşündedir. Muhammed b. Sehl b. Asker’den nakledildiğine göre; Abdurrezzak, Musa b. Abdilaziz hakkında sorulan bir soruya karşılık ondan övgüyle söz etmiştir.
Musa  b.  Abdilaziz,  zatında  adil  olmakla  birlikte  zabtında  tartışılmıştır.  İbn  Hacer onun hakkındaki görüşleri şu şekilde özetlemektedir: “Musa b. Abdilaziz, adaletine hükmedilen bir ravidir, güvenilir olmakla birlikte zabt yönünden kusurludur”.
Hakem  b.  Ebân’ın  güvenilir  bir  ravi  olduğuna  dair  kaynaklarda  bilgi  vardır. Ahmed,  İbn  Ma‘în,  İbnü’l-Medînî  (ö.  234/848),  İbn  Numeyr,  Nesâî  ve  ‘Iclî  (ö.261/875),   onun   güvenilir   olduğu   görüşündedir.   İbn   Uyeyne   “Onun   benzerini görmedim”  demekte,  Ebû  Zür‘a  ise  “Salih”  olarak  nitelendirmektedir.  İbn  Hıbbân onu güvenilir raviler arasında zikrederek,  “Belki  de yanıldı” demekte ve  Hakem b. Ebân’ı  şu  şekilde  savunmaktadır:  “İbrahim  b.  Hakem  babasından  (yani  Hakem  b. Ebân’dan)   hadis   rivayet   etmiştir.   Ancak   İbrahim’in   rivayetinde   zayıf   hadisler bulunmaktadır.     Dolayısıyla      burada İbrahim           zayıftır”. İbn            Huzeyme, hadis bilginlerinin  Hakem  b.  Eban’dan  rivayet  edilen  hadisleri  delil  olarak  kullanma hususunda  farklı  görüşlerde  olduklarını  söylemektedir.  Abdullah  b.  Mübârek  (ö.181/797) onu zayıf olarak görürken, İbn ‘Adiyy de onda zayıflık bulunduğunu kabul etmektedir.  İbn Hacer ise onun doğru sözlü ve âbid bir kişi olmasına rağmen çokça yanıldığını belirtmektedir.
Hakem  b.  Ebân’ın  güvenilir  olduğunu  söyleyenler  olduğu  gibi  zayıf  olduğu görüşünde olanlar da vardır. Hakem’in zayıf olduğu görüşünde olanlar, oğlu İbrahim b.  Hakem  dolayısıyla  onu  zayıf  kabul  etmişlerdir.  Ahmed  ve   İbn  Ma‘în  gibi imamların Hakem b. Ebân’ı güvenilir kabul ettiğini başta da belirtmiştik. Hakem’in zayıf  olduğu  görüşünde  olanlar  ise  onların  bu  görüşünü  reddetmek  için  uygun  bir eleştiri zikretmemişlerdir. Ahmed ve İbn Ma‘în’in bu konudaki delili ise yeterlidir.
Bu  sebeple,  Hakem  b.  Ebân’ın  zayıf  olduğunu  iddia  ederek  sebebini  belirtmeyen kimsenin görüşüne itibar edilmemesi gerekir.
Görüldüğü  gibi,  râvi  tenkitçilerinin  Hakem  b.  Ebân  hakkındaki  genel  kanaati onun  güvenilir  olduğu  yönündedir.  O,  oğlu  İbrahim  b.  Hakem  dolayısıyla  bazı âlimler  tarafından  zayıf  olarak  kabul  edilmiştir.  Ancak  bu  yönde  güçlü  bir  delil sunmadıklarından, onu adalet ve zabt yönlerinden sika yani güvenilir raviler arasında zikretmemek için her hangi bir sebep yoktur.
Buhârî’nin kendisiyle delil getirdiği ‘Ikrime, İbn Abbâs’ın kölesi olup güvenilir bir kimsedir ve tefsir âlimidir. Onun hakkında bundan başka sabit bir delil yoktur.
Zehebî, ‘Ikrime’yi ilim konusunda ehil görmektedir. Hıfzının kötü olmadığı görüşü hâkimdir,  ancak  haricî  olduğu  yönündeki  görüşten  dolayı  itham  edilmiştir.   İbn Hacer de güvenilir bir kimse olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda tefsir âlimidir. Yalan söylediğine dair İbn Ömer’den her hangi bir haber vaki değildir. Ondan bid’atde sabit değildir.
Esasen   hadisin   senedinde,   İbrahim   b.   Hakem’in   Musa   b.   Abdilaziz’den rivayette bulunmasından kaynaklanan zayıflık bulunmaktadır. İbrahim b. Hakem’in zayıflığı  şiddetlidir.  Hadis  tenkitçileri  de  bu  hususta  görüş  birliğindedirler. Musa yukarıda da zikrettiğimiz gibi güvenilir bir ravidir ancak İbrahim b. Hakem’in ondan rivayet etmiş olması kendisini kuvvetlendirmeye yetmemektedir.
Hadisin senedi ile ilgili âlimlerin görüşlerine baktığımızda; Ebû Hâmid b. Eş- Şarkî   (ö:   325/937)   şöyle   demektedir:   Müslim   b.   Haccac   (ö:   261/875)   tesbih namazıyla  ilgili  hadisin  manasını  Abdurrahman  b.  Bişr’den  (‘Ikrime  <  İbn  Abbâs rivayeti)  yazdı.  Onu  şöyle  derken  işittim: “Bu  konudaki  hadis  bundan  daha  iyi  bir senetle rivayet edilemez”.
Ebû Bekr b. Ebî Dâvud (ö: 316/928), babasının (yani Ebû Dâvud) tesbih namazı konusunda en sahih rivayet olarak İbn Abbâs hadisini kabul ettiğini söylemektedir.
‘Ikrime  hadisinin  bir  benzeri  olan  bu  hadis,  sahabeden  bir  grup  tarafından  ve birçok  yoldan rivayet edilmiştir. Ebû Bekr el-Âcurrî, Ebû Muhammed Abdurrahim
el-Mısrî,  Ebû’l-Hasen  el-Makdisî’nin  de  içinde  bulunduğu  bir  grup  tesbih  namazı hadisini   sahih   olarak   kabul   etmektedir.    Münzirî,   bu   konudaki   hadislerin   en sahihinin  ‘Ikrime’nin İbn Abbâs’tan rivayet ettiği bu hadis olduğu görüşündedir. Söz konusu  hadisin  senedindeki  ravileri  tek  tek  inceleyerek,  onların  rivayet  ettikleri hadislerin delil olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Zerkeşî  ise,  hadisin  mevzû  olması  şöyle  dursun  zayıf  bile  olamayacağını belirtmektedir.
İbn   Hacer   de   hadisin   senedinin   hasen   olduğu   kanaatindedir.    Hısâlu’l- Mükeffira isimli eserinde; “Bu mevsul seneddeki ravilerin zararı yoktur” demekte ve teker  teker  ravileri  inceledikten  sonra  hadisin  senedinin  hasen  olduğunu,  bunu güçlendiren  kanıtlar  bulunduğu  görüşünü  dile  getirmektedir.  Telhîsu’l-Habîr’inde ise: “Gerçek olan şu  ki  hadisin bütün tarîkleri zayıftır. İbn Abbâs hadisi ise hasen şartına yaklaşıyor ancak o da seneddeki teferrüdden dolayı şâzdır. Hadisin geçerli olabilmesi  için  yeterli  delil  yoktur.  Musa  b.  Abdilaziz  doğru  sözlü  Salih  bir  kimse olup   hadisi   teferrüdden   kurtarsa   bile   tesbih   namazının   kılınış   şeklinin   diğer namazların şeklinden faklı olması sebebiyle hadis şâzdır ” demektedir.
Bu  cümleden  hareketle  şu  şekilde  bir  kanaat  oluşmaktadır.  İlk  olarak,  hadisi desteklemek için senedinin kuvvetli olması şart koşulamaz, fakat hadisin aşırı zayıf olmaması şart koşulur. Bu hadisin aşırı zayıf olmadığına dair kanıtlar bulunmuştur. Bu sebeple hadis sahihtir.
İkinci olarak, hadisin şâz olduğuna dair İbn Hacer’in delili, bu namazın kılınış şekli itibariyle diğer namaz şekillerinden farklı olmasıdır. İbn Hacer ‘Emâlî’l-Ezkâr’ isimli eserinde ise namazların kılınış şekillerinde farklılık olabileceğini belirtmiştir.
Bu bağlamda, tesbih namazının kılınış şeklinin faklı olması sebebiyle hadisin zayıf olduğu hükmüne varılmasının yanlış olacağı kanaatindeyiz.
Şu durumda, İbn Hacer’in daha sonra hadisin zayıf olduğu yönündeki fikrinden vazgeçtiği  anlaşılmaktadır.  Nitekim  hadisi  hasen  ve  sahih  seviyesine  yükselttiği görülmektedir. Bu konuda Câsim b. Süleyman şöyle demektedir: “İbn Hacer’in, el- Hısâlu’l-Mükeffira  isimli  kitabında  bu  hadisi  hasen  seviyesine  yükseltmesi,  beni, hadisin zayıf olduğu yönündeki görüşünü değiştirdiği fikrine sevketmiştir. Çünkü İbn Hacer’in   ‘el-Ecvibe   ‘ani’l-Ehâdîsi’l-Müntekıdeti   ‘ale’l-Mişkât’   isimli   eseri   son eserlerinden birisidir. Bu eserin te’lifi 850 senesinin sonlarında yani vefatından iki sene   öncedir.   ‘el-Hısâlu’l-Mükeffira’   isimli   eserinin   te’lifi   837   senesindedir.
‘Telhîsu’l-Habîr’in   te’lifini   ise   820   senesinde   bitirdiği   görülmektedir.   Bu   da gösteriyorki;  İbn  Hacer,  ömrünün  sonuna  doğru  bu  hadisin  zayıf  olmayıp  bilakis kuvvetli olduğunu kabul etmiştir.”
İbn  Hacer,  Ebû  ‘Ali  b.  es-Seken  (ö.  353/964)  ve  Hâkim  en-Nisâbûrî  (ö.405/1014)’nin hadisin sahih bir hadis olduğu görüşünde olduklarını belirtmektedir.
Ancak  Hâkim,  bu  hadisi  Nesâî’nin  sahih  olarak  rivayet  ettiğini  iddia  etmektedir.
İbn  Hacer  ise  “Sünen’in  nüshasında  bu  konuya  dair  önemli  ya  da  önemsiz  hiçbir şeye rastlamadık” demektedir.
Mizzî,  hadisi  sadece  Ebû  Dâvud  ve  İbn  Mâce’deki  haliyle  muteber  kabul etmektedir.
İbn Huzeyme bu hadisi rivayet etmeden önce tesbih namazı konusunda “Şayet bu  haber  sahih  ise  kalpte  bu  senet  hakkında  bir  tereddüt  var”  demektedir.  İbn Huzeyme   hadisin   senedinin   zayıf   olduğu   görüşündedir   fakat   ona   göre   hadisi kuvvetlendiren deliller bulunmaktadır.
“İbnü’l-Cevzî  tesbih  namazı  hadisini  ‘Mevzûat’  kitabına  dâhil  ederek  onun uydurma  bir  hadis  olduğunu  söyler.  Fakat  yapılan  araştırmalar  neticesinde  hadisin uydurma   olması   için   her   hangi   bir   sebep   bulunamamıştır.   Çünkü   bu   senedin ravilerinden  hiç  biri  yalancılıkla  itham  edilmemiştir.  Onlar  sadece  özen  ve  titizlik göstermemekle itham edilebilir.”  İbnü’l-Cevzî ikinci tarîkteki Musa b. Abdilaziz’i ‘meçhul’  bir  kimse  olarak  görmesi  sebebiyle  hadisin  mevzû  olduğu  sonucuna varmıştır.
Zerkeşî ise Musa b. Abdilaziz’in meçhul olmadığı görüşündedir. Delil olarak da,  Bişr  b.  Hakem,  oğlu  Abdurrahman,  İshâk  b.  Ebî  İsrâil,  Zeyd  b.  Mübârek  es- San‘ânî ve bunların dışında bazı kimselerin de ondan hadis rivayetinde bulunmasını göstermektedir.  İbn  Ma‘în  ve  Nesâî,  Musa  b.  Abdilaziz’in  hadisin  senedine  zarar vermediğini belirtmektedirler. Musa b. Abdilaziz, meçhul olsaydı bile bu durum söz konusu   hadisin   mevzu   olmasını   gerektirmez.   Çünkü   hadisin   senedinde   hadis uydurmakla itham edilen bir kimse yoktur.  Zebîdî de ihya şerhinde bunun benzerini söylemiştir.
İbn  Hacer,  İbnü’l-Cevzî’nin  bu  hadisi  Mevzûat’ında  zikretmekle  kötü  yaptığı görüşündedir.  Ona  göre,  İbnü’l-Cevzî’nin  Musa  b.  Abdulaziz’in  meçhul  olduğu hakkındaki  görüşü  de  isabetli  değildir.  İbn  Ma‘în  ve  Nesâî,  Musa  b.  Abdilaziz’i güvenilir   bir   kimse   olarak   kabul   ettikleri   halde,   Nesâî   ve   İbn   Ma‘în’in   bu görüşlerinin aksini iddia ederek aynı zamanda Musa b. Abdilaziz’i meçhul görmek isabetli bir davranış değildir.
Zebîdî   de   bu   hadisin   sened   ve   metin   yönünden   sahih   (ceyyid)   olduğu görüşündedir.
Hadisin  tarîkı  merfû  olup  hadis  salihtir.  Sahih  ve  hasen  hadisler  gibi  dini meselelerde  delil  olarak  kullanılmaya  elverişlidir.  Yukarıda  zikrettiğimiz  âlimlerin, seneddeki raviler hususundaki görüşleri bizi bu sonuca ulaştırmıştır.
2-  İkinci Tarîk
Ebû Bekr b. Kureyş < Hasan b. Süfyan (ö. 303/916) < İshâk b. İbrahîm el- Hanzalî  (ö.  259/873)   <  İbrahim  b.  Hakem  b.  Ebân  <  Babası  (ö.  154/771)  <‘Ikrime (ö. 104/722) < İbn Abbâs (ö. 68/687). Musa  b.  Abdulaziz’in  Hakem’den  rivayet  ettiği  hadisin  benzeri,  bu  senedle nakledilmiştir.
Bu  rivayette  tendid  edilen  kişi  İbrahim  b.  Hakem’dir.  İbn  Ma‘în  ve  Nesâî, İbrahim’in  güvenilir  olmadığı  görüşündedir.  Buhârî  ise  İbrahîm  hakkında  görüş beyan edilmediğini söylemiştir. Ebû Zür‘a İbrahim b. Hakem’in kuvvetli olmadığını belirtirken,     Cüzcânî           ve        Ezdî    ise        onun    adaletten         düşmüş            bir        ravi      olduğu görüşündedirler.  Ukaylî,  Dârekutnî  ve  saydıklarımız  dışındaki  âlimler  onu  zayıf olarak  kabul  ederler.  Zehebî,  onu  terk  ettiklerini  (yani  ondan  hadis  almadıklarını), aynı zamanda zayıf olması sebebiyle ondan hadis rivayet eden ravilerin sayısının da az olduğunu söylemektedir. İbn           Hacer ise zayıf olmasına rağmen onun mürsellerinin kendilerine ulaştığını belirtmektedir.
Hadisin  tarîkı  merfûdur.  Ancak  İbrahim  b.  Hakem  zayıf  olduğu  için  hadisin senedi zayıf kabul edilmektedir. Onun zayıf olduğu, birçok ravi tenkitçisi tarafından da kabul edilmektedir.
3-   Üçüncü Tarîk
Lafız   farklılıkları   olmakla   birlikte   Taberânî   el-Mu‘cemu’l-Kebîr’de   hadisi aşağıdaki şekilde rivayet etmiştir:
İbrahim  b.  Nâile  <  Şeybân  <  Nâfi‘  Ebû  Hürmüz  <  Atâ  <  İbn  Abbâs  (ö.68/687). İbn Abbâs’dan rivayet edildiğine göre; Abbâs Nebî (s.a.s.)’nin bulunduğu yere geldi.  Sahabiler:  “Ya  Resûlallah  amcanız  geldi  onu  kabul  eder  misiniz?”  dediler. Resûlullah (sas): “O bir  arzusu için geldi, buyursun” dedi. Nebî  (s.a.s.)  amcasına: “Sana bir hediye vereyim mi?” Amcası: “Evet” dedi. Nebî (s.a.s.): “Sana bir hediye vereyem mi?” Amcası “Evet” dedi. Nebî (s.a.s.) “Sana hediye vereyim mi?” dedi ve ekledi:  “Namaz  kılacağın  bir  saat  var  ki  bu  vakit  ikindiden  sonra  ve  güneş doğduktan sonra değildir. O vakitte temizliğini yaparak Allah’a yönel.  Fatiha ve bir sure oku.  Sureyi okumayı bitirdiğin zaman on beş kez (Sübhânallâhi velhamdulillâhi ve lâilâhe illallâhu vallâhu ekber) de, sonra rükûya eğil. Rükûda da bu tesbihi on kez söyle. Daha sonra rükûdan kalkıp bunu yine on defa söyle”.
Bu rivayette tenkid  edilen kişi Nâfi‘ b. Hürmüz  Ebû Hürmüz’dür.  İbn  Ma‘în onun yalancı olduğu görüşündedir. İbn Hacer, metruk bir ravi olduğunu hadislerinin ise   zayıf   olduğunu   söylemektedir.   Nesâî’nin   görüşü   de,   onun   sika   olmadığı yönündedir. Ahmed ve bir grup ise onu zayıf olarak kabul etmektedirler.
Heysemî,  Taberânî’nin  ‘el-Mu‘cemü’l-Kebîr’  de  Nâfi‘  b.  Hürmüz’ün  zayıf olduğu  hakkındaki  görüşünü  dikkate  alarak  kendisinin  de  aynı  görüşte  olduğunu belirtmiştir.  İbn  Hacer,  Ebû Hürmüz  dışındaki ravilerin tamamını  güvenilir kabul etmektedir. Ebû Hürmüz ise metruktur.
Hadisin tarîkı merfûdur ancak senedi Nâfi‘ b. Ebî Hürmüz dolayısıyla zayıftır. Hiçbir  ravi  tenkitçisi  onu  güvenilir  olarak  kabul  etmemekte,  aksine  zayıf  olduğu görüşünde  birleşmektedirler.  Bunun  sonucu  olarak  onun  rivayet  ettiği  hadisler  de zayıftır.
4-  Dördüncü Tarîk
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat’ında hadisi şu tarîkle rivayet etmektedir: İbrahim  < Hişâm b. İbrahim Ebû’l-Velid el-Mahzûmî < Musa b. Ca‘fer b. Ebî Kesir < Abdulkuddüs b. Habîb < Mücâhid < İbn Abbâs (ö. 68/687).
İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Resûlullah (s.a.s.) bana şöyle dedi: “Ey çocuk sana hediye vereyim mi? Sana vereyim mi?” Ben de: “Anam babam sana feda olsun, Ya Resulallah.”dedim. Bana dünyalık mal vereceğini zannettim.
Rasûlullah (s.a.s.) bana şöyle buyurdu: “Her gün dört rekât namaz kılın. Buna gücün yetmezse her Cuma kıl. Buna da gücün yetmezse her ay kıl. Her ay kılamazsan her  sene  bir  defa  kıl.  Bunu  da  yapamazsan  ömründe  bir  defa  olsun  kıl.  Tekbir getirerek fâtiha ve bir sure oku. Sonra on beş kez ‘Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber’ deyip rükuya eğil. Rükûda iken aynı kelimeleri on kere söylersin. Rükûdan başını kaldırır on defa da ayakta okursun. Sonra secde edip, secdede iken onları onar defa söylersin. Sonra başını secdeden kaldırıp onları onar kere (iki secde arasında) oturduğun sırada yerde okursun. Sonra tekrar secde edip aynı kelimeleri onar defa daha söylersin. Aynı şeyleri dört rekâtte yaparsın.” “Bitirdiğinde  teşehhütten  sonra  ve  selamdan   önce  şu  duayı  okursun:  Ey Allah’ım   ehl-i   hüdâya   ve   ehl-i   yakîne   işlerinde   muvaffâkiyet,   ehl-i   tevbeye nasihatleşme,  ehl-i  sabra  azîm,  ehl-i  haşyeye  muhabbet,  ehl-i  rağbete  istek,  ehl-i takvaya  kulluk,  ehl-i  ilme  irfan  diliyorum.  Ki  senden  korkarım.  Ey  Allah’ım  sana isyanlardan  beni  uzak  tut.  Böylece  senin  rızana  layık  taatle  sana  ibadet  edeyim. Senden korkarak, tevbede sana karşı samimi olayım. Aşkınla sana ulaşayım. Hüsnü zan ile her işte sana tevekkül edeyim. Cehennemin yaratıcısı olan Allah her şeyden münezzehtir.”  “Ey  rabbimiz  nurumuzu  tamamla.  Bizleri  affeyle.  Hiç  şüphesiz  sen rahmetinle   her   şeyi   kuşatansın.   Sen   merhametlilerin   en   merhametlisisin.”
Rasûlulah (s.a.s.) şöyle devam etti: “Ey İbn Abbâs bu ibadeti uyguladığın takdirde Allah  Teâlâ  günahlarının  büyüğünü-  küçüğünü,  eskisini-yenisini,  gizlisini-açığını, bilerek-bilmeyerek yaptığını bağışlar.”
Bu  rivayette  tenkid  edilen  kişi  Abdulkuddüs  b.  Habîb’dir.  O,  terk  edilmesi hususunda  görüş  birliğine  varılmış  bir  kimsedir.  İsmail  b.  ‘Ayyêş  ve  Abdullah  b. Mübârek  onu  yalanlamaktadır.  İbn  Hıbbân  da  onun,  adalet  ve  zabt  vasfı  taşıyan ravileri zikrederek hadis uydurduğunu söylemektedir.
Heysemî,  hadisin  senedinde  Abdulkuddüs’ün  bulunduğunu  belirterek,  onun metruk olduğunu söylemektedir.  İbn Hacer, Abdulkuddüs’ün aşırı zayıf olduğunu ve bazı imamların onu yalanladığını belirtmektedir. 
el-Hısâlu’l-Mükeffira’sında ise Abdulkuddüs’ün metruk olduğu yönünde görüşünü dile getirmiştir. Münzirî, hadisin zayıf olduğu görüşündedir.
Senedde   hadis   uyduran   bir   kimsenin   bulunması   senedin   sıhhatine   zarar vermektedir. Bu sebeple hadisin senedi zayıftır.
Özetle; İbn Abbâs’tan rivayet edilen tarîkleri incelediğimizde; birinci tarîk hariç bütün tarîklerin zayıf olduğunu görmekteyiz. Hadis hafızları ilk tarîkle rivayet edilen hadisi hasen hatta sahih olarak kabul etmişlerdir. Hadis merfû‘ hükmündedir.