28 Haziran 2012 Perşembe

YATMA ADABI

YATMA ADABI
Yatmanın bazı şekilleri vardır. Normal hallerde insanın sağma, so­luna yatması caiz olduğu gibi, sırtüstü yatması da caizdir. Abdullah İbni Zeyd bir gün Efendimizi ayaklarından birini diğeri üzerine koyarak sır­tüstü yatarken gördüğünü söylemiştir.
Bir başka rivayette, sırtüstü yatarak ayakların birini diğeri üzerine koymak yasaklanmıştır. Ancak bu yasak, avret yerlerinin açılma tehlike­si ile kayıtlıdır. Bir görüşe göre de bu yasaklık hükmü sonradan kaldı­rılmıştır. Nitekim Ebu Bekir, Ömer, ve Osman'ın da sırtüstü yattıkları rivayet edilmiştir. Müsevvir İbni Mahreme de dayısı Abdurrahman İbn Avf'ı ayaklarından, birini diğeri üzerine kaldırmış sırt üstü yatarken gördüğünü söylemiştir.
Erkekler için göbekten diz kapaklan altına kadar olan vücut kısmı avrettir. Zaruret olmaksızın bu kısımların açılması ve bunlara bakılması caiz değildir. Sıcak bölgelerde yaşayan ve entariye benzer uzun elbise giyen insanların sırt üstü yattığı zaman avret yerlerinin görülmesi söz konusu olabilir. Avret yerlerinin açılmaması şartıyla sırtüstü yatılma­sında bir sakınca yoktur.
Yüzüstü yatmak normal şartlarda caiz değildir. Efendimiz Suffe as­habından olan Tıhfe'yi geceleyin mescidde yüzükoyun uyurken görmüş kendisini dürterek "Kalk! Bu yatış şekline Allah buğzeder!" demiştir. Tıhfe başını kaldırıp baktığında başucunda duranın Efendimiz olduğu­nu görmüştür. Bir diğer rivayette Tıhfe'nin ciğeri rahatsız olduğu için böyle yüzükoyun yattığı, Efendimizin bu durumu bilmediği rivayet edilmiştir. Yine bir gün Resul-i Ekrem Efendimiz mescidde yüzükoyun yatmakta olan bir adama rastladı da onu ayağı ile dürterek "Kalk! Bu cehennemliklerin uykusudur" buyurdu. Yüzükoyun yatış, Allah'ın razı olmadığı bir iş olduğundan, ondan sakındırmak için tehdid yoluyla cehennemliklerin uykusu olduğu ifade edilmiştir.
Herhangi bir özür bulunmadıkça bu şekilde yatmamak gerekir. Uy­ku ve istirahat için en uygun yatışlar, sağa, sola dönmek ve sırtüstü üze­re uzanmaktır. Her işte olduğu gibi yatarken de sağ yan üzerine yatmak sünnettir.
Yatmadan önce yatılacak yerin kontrol edilmesinde fayda vardır. Aynı şekilde dam üzerinde uyuyanların düşmemek için tedbir almala­rında da büyük yarar vardır. Efendimiz "Üzerinde çatı gibi bir örtü ol­maksızın bir evin damında uyuyan kimseden, hiç kimse sorumlu tutul­maz. Çünkü o açık olarak kendisini tehlikeye atmıştır" buyururdu.
Etrafı çevrili olmayan dam gibi yerlerde emniyet tedbirleri alınmak­sızın yatmak doğru değildir. Uyku bir çeşit ölüm halidir, insan uyurken ileri geri gidebilir. Öteye beriye yuvarlanabilir, kalkıp gezinebilir. Uyku rehaveti ve karanlığın tesirleriyle damdan düşebilir. Güvenlik ve emniyet tedbirleri alınmaksızın meydana gelecek kazadan dolayı kimse sorumlu tutulamaz. Buna tedbirsizlik sebep olacağından, ölen kimse için şehitlik sevabı da düşünülemez. Beşer olarak gerekli tedbirler alındıktan sonra meydana gelecek kaza sonucu ölümlerde şehitlik sevabı vardır. Nitekim Ebu Eyyub bir gün bir dam üzerinde uyumayı düşünmüş, ama hemen hadisteki yasağın hikmetini düşünerek uyumaktan vazgeçmiştir.1330
Yatmadan önce dua edilmesi güzel bir davranıştır. Efendimiz gece­lediği zaman da "Allahım! Senin kudretinle geceledik ve ancak senin kudretinle sabahladık. Yine senin kudretinle yaşarım ve senin kudretin­le ölürüm Dönüş de yalnız sanadır" diye dua ederdi.
Yine Resul-i Ekrem Efendimiz sabahladığı ve akşamladığı zaman şu kelimeleri söylemeye devam ederdi: "Allahım! Dünyada ve ahirette senden afiyet isterim. Allahım! Di­nimde ve dünyamda, ehlimde ve malımda senden af ve afiyet isterim. Allahım! Benim ayıplarımı ört ve korkularımdan emin kıl. Allahım! Önümden ve arkamdan, sağımdan ve solumdan ve üstümden gelecek felaketlerden beni koru! Altımdan yerin dibinden bir musibetle helak edilmemden senin azametine sığınırım!" Af, günahların bağışlanma­sı, afiyet de hastalıkla musibetlerden selamet dileğidir. Efendimiz sabah, akşam ve hayatları boyunca çeşitli dualarda bulunmuş ve birbirinden farklı olarak ashab-ı kirama tavsiyelerde bulunmuştur. Bunların hepsini ayrı ayrı ezberleyip de devamlı okumak hem hafıza bakımından, hem de zaman bakımından kolay bir şey değildir. Aynı manayı taşıyanlar arasından birer tane seçip onları devamlı okumak da yeterli olur. Kolay gelen ve ezberlenmesi mümkün olanlar seçilmelidir.
Resul-i Ekrem Efendimiz yine sabahlayınca şu sözleri söyleyenin o günde ölürse Allah'ın dörtte birini ateşten azad edeceğini, bunları iki de­fa söyleyeni Allah'ın yarısını ateşten azad edeceğini ifade buyurmuştur. Dua şudur: "Allahım! Seni şahid kılarak, arşını taşıyanları, meleklerini ve bütün yarattıkların şahid kılarak sabahladık ki, sen kendinden başka İlah olmayan ancak bir Allarısın! birliğine şahidlik ederiz. Gerçekten de Muhammed de senin kulun ve elçindir."
İnsan geceleyince de dua eder. Ebu Bekir bir gün Efendimize sabahladığı ve gecelediği zaman kendisine okuyacağı bir şey öğretmesi­ni istedi. Bunun üzerine Efendimiz ona "Ey gökleri ve yeri yaratan, ha­zır olanı ve gaybı bilen Allahım! Her şey senin kudret elindedir. Senden başka hiç bir ilah olmadığına şahidlik ederim. Nefsimin şerrinden, şey­tanın şerrinden ve şirkinden sana sığınırım" demesini tavsiye buyur­du. Abdullah İbni Amr'a gelen birisi Resul-i Ekrem Efendimizden işit­tiği bir şey anlatmasını istedi. Abdullah ona bir kağıt yazıp verdi ve onu Efendimizden öğrendiğini söyledi. Efendimiz şöyle dua edilmesini tav­siye etmişti: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve hazırı bilen, her şeyin sahibi ve rabbi olan Allahım! Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirkinden, nefsime kötülük etmekten veya o kötülüğü bir müslümana yapmaktan sana sığınırım!"
İnsan yatağına girdiği zaman dua etmelidir. Efendimiz uyumak is­tediği zaman "Bismikallahümme emutu ve ahya, senin adınla ölür ve dirilirim Allahım!" diye dua ederdi. Uykusundan uyandığı zaman da "el-Hamdülillahillezi ahyana ba'de ma ematena ve ileyhi'n-nüşur: Bizi uyku gibi bir ölümle öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Dönüş ancak onadır" derdi. "Ey Allahım! Senin ismini devamlı olarak anarak ölürüm ve yaşanm, kalbim seni anmaktan hiç bir zaman gafil değildir" demektir.
Efendimiz yatağına girdiği zaman da "Bize yediren, içiren, bizim ihti­yacımızı gideren ve bizi barındıran Allah'a hamd olsun. Çok kimse vardır ki, onun ihtiyacını karşılayan da barındıranı da yoktur" derdi.1337 İnsanın hayatı yemek ve içmekle devam eder. Hayat devam ettikçe de insanın ihti­yaçları bulunur ve sonunda istirahat etmeye muhtaç olur. Bütün bunları veren Allah Teala'ya hamd etmek de kulun yaratıcısına karşı vazifelerin­den biri olduğunu ve bunun yerine getirilmesi gerektiğini gösterir.
Efendimiz Secde ve Mülk surelerini okumadıkça uyumazdı. Bu iki sure, Kuran'da bulunan her sureye yetmiş sevapla üstün olan surelerden­dir. Bunları kim okursa, ona yetmiş sevab yazılır ve bunlar sebebiyle o yetmiş derece yükseltilir ve ondan da bunlar sebebiyle yetmiş günah dü-şürülür. Kur'an-ı Kerim'in her suresi bütün kelimeleri ve harfleriyle Al­lah kelamı olmak itibariyle aralarında fark yoktur. Ancak içlerinde bazı sureler vardır ki, okunuşlarında ve vird edinişlerinde diğerlerine nazaran okuyucuya daha fazla sevap kazanmaya vesile olurlar. Bu bakımdan fazi­letleri farklı oluyor. Secde Suresi ismini taşıyan Elif, Lam, Mim, Tenzil Su­resi ile Tebareke Suresi bu çeşit surelerdendir. Devamlı olarak her gece okunmaları karşılığında kazanılan sevap büyük olur. Okuyana sevap ya­zılır, derecesi yükseltilir ve ondan günahı düşürülür.
Abdullah İbni Mesud da zikir anında uykunun şeytandan olduğu­nu, dilerlerse denemelerini, birinin yatağına girip de uyumak istediği zaman Allah'ı zikretmesini söylerdi. Allah Teala'mn güç ve kudretini hatırlayarak onu zikretmek ve teşbihte bulunmak en büyük bir ibadettir. Böyle hayırlı bir işte bulunurken insana uyku gelmesi, ancak şeytanın müdahalesi ile olur. Onun için ibadetler nefsin yorgun ve neşesiz bu­lunduğu anlarda yapılmamalı, şayet imkan varsa ibadetlere istek duyu­lan zamanlar tercih edilmelidir. Farz ibadetler gibi, belli zamanlarda ya­pılması gerekenler için kendi hudutları dahilinde en uygun anlar aranır ve eda edilirler. Bunların başka zamanlara bırakılması caiz değildir.
İnsan uyumak maksadıyle yatağına girdiği zaman Allah'ı anar ve onu zikrederse, şeytanın tasallutundan kurtulmuş olur. Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz yatağına sığındığı zaman izarının bağını çözsün. Onunla yatağını çırpsın. Çünkü o, yatağından çıkıp gittikten sonra arka­sında yatağına ne bıraktığını bilmez. Sonra sağ yanı üzere yatsın ve şöy­le desin: Allahım, senin isminle yanımı koydum. Eğer nefsimi alırsan ona merhamet et ve eğer onu salıverirsen hayata kavuşturursan , salih kimseleri koruduğun gibi, onu da koru!"
insan sabahleyin yatağından çıktıktan sonra, tekrar yatağına girin­ceye kadar aradan uzun zaman geçer. Bu müddet içerisinde akreb ve buna benzer zararlı haşarat yatağa girebilir ve insanı bunlar zehirleyebi­lir. Kulağa ve ağıza girebilen böcekler bulunabilir. Hatta büyü malzeme­si de konulabilir. Uykulu ve yorgun olarak yatağına dönen kimse için en kısa yoldan korunma çaresi, elbisesinin eteği ile yatağını çırpması ve böylece yatağını emin hale sokmasıdır. Yatağı çırpmanın görünüşteki hikmeti bu ise de gerçek hikmetini Allah ve Resulü bilir.
Efendimiz yatağına girdiği vakit sağ yanı üzere uykuya yatardı, sonra "Allahım! Yüzümü sana çevirdim, nefsimi sana teslim ettim, sır­tımı sana yasladım sana güvendim. Sevab umarak işimi sana bıraktım, musibetlerden korkarak da sana güvendim. Senden başka sığınacak ve kurtulacak bir yer yoktur; kurtuluş ancak sanadır. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygamberine iman ettim" diye dua ederdi. Efendimiz bir gecede bunları söyleyip de sonra ölen kimsenin İslam fıtratı üzere ölece­ğini söylerdi.
Resul-i Ekrem Efendimizin yatağına girdiği zaman yaptığı dualar­dan biri de şöyle idi:
"Göklerin ve yerin rabbi ve her şeyin sahibi olan, tohumu ve çekir­deği çatlatıp çimlendiren, Tevrat ile İncil'i ve Kur'an'ı indiren ey Allahım! Her kötülük sahibinin kötülüğünden sana sığınırım; zira sen onu perçeminden yakalayansın. Sen evvelsin, senden önce hiç bir şey yoktur. Sen ahirsin, senden sonra hiç bir şey yok. Sen zahirsin, senin üs­tünde hiç bir şey kuvvet yoktur. Sen batınsın, zatın görünmez, senden başka hiç bir şey yoktur. Benim borcumu öde ve beni ihtiyaçtan müs­tağni kıl!"
İnsanların ahlak ve ruh yapılarına göre Efendimiz değişik ve birbi­rinden farklı manalarla dua etmiş ve bu konuda ümmetine tavsiyelerde bulunmuştur. Zira her bir duanın kendine özgü meziyetleri ve ayrı ayrı hikmetleri vardır.
Cabir de insanın evine veya yatağına girdiği zaman bir melek ve bir de şeytanın ona karşı çıkıp geldiğini, meleğin ona gününü hayırla ka­pamasını, şeytanın da gününü fenalıkla kapamasını söylediğini belirtir­di. İnsan eğer Allah'a hamd eder ve onu zikrederse, şeytanı uzaklaştırır ve melek onu koruyarak geceler, insan uykusundan uyandığı zaman yi­ne bir melek ve bir şeytan ona karşı çıkıp, aynı sözü söylerler. Eğer Al­lah'ı hatırlar da öldüğü takdirde şehid olarak ölür ve eğer kalkıp namaz kılarsa, pek çok faziletler içinde namaz kılar.
İnsanın yatarken elini yanağmm altına koyması sünnettir. Efendi­miz uyumak için yattığı zaman, sağ yanı üzere yatar ve sağ elini de sağ yanağı altına koyardı. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem uyumak istediği zaman sağ elini yanağmm altına koyarak "Allahümme kini azabeke yevme teb'asü ibadek: Allahım! Kullarını yeniden dirilttiğin gün beni azabmdan koru!" derdi. Efendimiz iki şey var ki, onlara de­vam eden her müslümanm mutlaka cennete gireceğini, bu iki şeyin kolay olduğunu, fakat onları yapanların az bulunduğunu söyledi. Bu iki şeyin ne olduğu sorulunca Efendimiz her beş vakit farz namaz arkasın­da on defa tekbir, on defa hamd, on defa da teşbih olduğunu, bunların söyleniş olarak dilde yüzelli ettiğini, ama tartıda ise sevab itibariyle on misli olarak binbeşyüz sayıldığını söylerdi.
Yine Efendimiz mümin yatağına girdiği zaman otuzüç kere teşbih, otuzüç kere hamd ve otuzdört kere de tekbir getirirse, bunlar dilde yüz adet olmakla birlikte amel defterinde ve tartıda bin adet iyiliğe denk ol­duğunu, insanın gündüz ve gece iki bin beşyüz günah işleyemeyeceğini, bu kadar sevaba her gün kavuşan kimsenin elbette cennete gireceğini söylemiştir. Efendimize nasıl olur da insanın bunlara devam edemeye­ceği sorulunca Efendimiz her mümine namazında şeytanın gelip ona şu ve bu işi hatırlattığını onu ise hatırlatmadığını söyledi.
İnsan gece kalkıp da sonra yatmak için tekrar yatağa döndüğü za­man yatağını kontrol etmesi yer ve zamana göre önem arzeder. Efendi­miz yatağa girildiği zaman yatağa göz atılıp yatağın çırpılmasını, Allah­'ın zikredilmesini, besmele çekilmesini, çünkü ayrıldıktan sonra arka­sında yatağı üzerinde ne kaldığını bilmediğini, uzanmak istediği zaman da sağ yanı üzerine uzanmasını ve "Seni noksanlıklardan tenzih ederim rabbim! Senin kudretinle vücudumu yere koydum ve senin kudretinle onu kaldırırım. Eğer canımı alırsan ona mağfiret buyur ve eğer onu salı­verirsen salih kullarını koruduğun gibi onu koru!" diye söylemesini tav­siye buyurmuştur.1346 Özellikle elektriğin olmadığı, evlerin karanlık ol­duğu yerlerde Efendimizin bu uyarılarına daha çok dikkat edilmesi, olan yerlerde de her türlü ihtimale rağmen tedbir açısından bu gibi hu­suslara önem verilmesinin bir zararı yoktur. Işık ve lambaların olmadığı yerlerde veya kırsal kesimlerde yatağa girmesi muhtemel olan böcek ve haşarat gibi zararlı şeylerden korunmak için yatağı kontrol etmek insan için zararı olmayan, faydalı bir önlemdir.
Gece uyanınca dua edilir. Rebia İbni Ka'b Efendimizin hizmetinde bulunurdu. Ona gece namazı için abdeşt suyunu getirirdi. Gecenin derin bir zamanında Efendimizin "Allah, kendisine hamd edenin hamdini işitip kabul eder' dediğini işitti. Yine gecenin derin bir vaktinde "Hamd, alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur" buyurduğunu duyardı.
Yemek yedikten sonra el ve ağız yıkanmadan yağlı bir şekilde uyu­mak doğru değildir. Efendimiz "Kim elinde yemekten kalma yağ olduğu halde onu yıkamadan yatıp uyursa ve ona bir zarar dokunursa kendinden başka kimseyi ayıplamasın" buyururdu. İslam dini her şeyden önce ve ibadetlerin başında iç ve dış temizliği, maddi ve manevi temizliği emre­der. Bu temizlik olmadıkça Allah katında ibadetler makbul olmaz. Bu te­mizliğe her zaman riayet gerektiği gibi, bilhassa yatağa girip yatarken çok dikkat etmek gerekir. Elleri yağlı ve kirli olarak yatağa girmenin çeşitli yönden zararları çoktur. Bu İtibarla temizliğe riayet etmeyen kimsenin başına gelecek hastalık ve zarardan dolayı başkasını kmaması veya hasta­lığı için başka sebep araması gerekmez. Ancak kendi nefsini suçlama hakkı vardır, O halde bu çirkin hale düşmemek için her çeşit temizliğe önem vererek temizlenmeyi ilke edinmek gerekir.
Gece yatmadan önce yanan lambayı söndürmek can güvenliği açı­sından önemlidir. Resul-i Ekrem Efendimiz "Kapıları kilitleyin, su kır­basını bağlayın, kaplarm ağzını kapatın ve lambaları söndürün. Çünkü şeytan kilitli kapıyı açamaz, bağ çözmez ve kabın kapağını kaldıramaz. Fare de insanların evlerini yakıp yıkar" buyurmuştur. Burada gecele­yin evlerde alınması gereken emniyet tedbirleri üzerinde durulmakta­dır. Uyku hali, bir nevi hayatla ilgiyi kesmek olduğundan uyku esna­sında olup bitenlerden insan haberdar değildir. Tedbirsizlik yüzünden basma kaza ve felaket gelebilir. Güvenlik tedbirlerini aldıktan sonra Al­lah'a tevekkül edilerek yatılır. İşte kapıların kapatılıp kilitlenmesi, çeşit­lerine göre su kaplarının bağlanması veya kapaklarının takılması, ateşle yanan lambaların veya ocakların söndürülmesi birer güvenlik tedbiridir. Bugün bu tedbirlerde şu faydalar sıralanabilir :
İnsanlara zarar veren her şeye geniş manada şeytan ismi verildi­ğine göre, kapalı olan yerlere bulaşıcı hastalık taşıyan haşarat ve hayvan giremez, kaplar içine mikrop düşemez. Örtülü ve kapalı olan kaplar toz ve pislikten korunmuş olur. Kilitlenmiş kapılardan hırsızın girmesi kolay olmaz, kedi ve köpek gibi hayvanlar ise hiç giremez. Binalardaki yangınların çoğu, gece söndürülmeyen soba ve ocaklardaki ateşten İleri gelmektedir. Bilhassa geceleri evlerde dolaşan fareler, taşıdıkları madde­lerle de yangına sebep olmaktadırlar. Hangi şekille olursa olsun yan­makta olan ateş daima yangına hazır durumdadır: Bunun İçin gece ya­tarken tamamen söndürülmesi, en sağlam bir güvenlik tedbiridir. Zaten bugün yangın talimatları arasına girmiş bulunmaktadır.
Bir farenin gelip lamba fitilini asılmaya başladığını gören hizmetçi cariyenin onu yakalamak istemesi üzerine Efendimiz, onu bırakmasını söyledi. Sonra fare ateşli fitili getirip Efendimizin üzerinde oturduğu seccadenin üstüne bıraktı. Böylece seccadeden bir miktar yer yandı. Bu olay üzerine Efendimiz "Uyuyacağınız zaman lambalarınızı söndürü­nüz, çünkü şeytan onun gibi hareket eder de sizi yakar" buyurdu.134' Bir başka rivayete göre bir gece Efendimiz uykudan uyandı. Birden bir fare lamba fitilini alıp, onların üzerine evi yakmak için, onu dama çıkardı. Bunun üzerine Efendimiz o fareye lanet etti ve hac için ihrama girenin onu öldürmesini helal kıldı. Farelerin sayılamayacak kadar zararları vardır. Ocakları söndüren veba hastalığını taşımalarından tutun da, çar­şı ve mahalle yangınlarına kadar sebebiyet Verdikleri felaketleri hatır­lamak kafi gelir. Hac için ihrama, girildiği zaman av hayvanlarını öl­dürmek yasaklanmıştır. Bunlar arasında yılan, akrep, kuduz köpek gibi hayvanlar istisna edilmiştir. Bunlar öldürülebilir ve öldürülmelerinden dolayı da ödenmesi gereken sadaka cezası yoktur. Fare de bu zararlı hayvanlar arasında sayıldığından, onun da öldürülmesi yasaklanmamış­tır. Uyku sırasında evde ateş bırakılmaz. Efendimiz "Uyuduğunuz za­man evlerinizde ateş bırakmayınız" buyurmuştur. Yangına sebep ol­maması için muhtemel olan ateş, soba, lamba ve ışıkların söndürülerek yatılması bir tedbirdir. Buna riayet eden fertlerin içinde yaşadıkları top­lum selamet bulur.
Ömer de ateşin bir düşman olduğunu, ondan sakınmak gerek­tiğini söylerdi. İbni Ömer de yatmazdan önce aile efradının yaktığı ateşleri takip eder ve onları söndürürdü. Medine'de bir ev içindeki in­sanlarla birlikte geceleyin yandı. Bu olay anlatıldığında Efendimiz "Ateş size bir düşmandır. Yatıp uyuyacağınız zaman onu söndürünüz" bu­yurdu. Ateş, insanların idare ve kontrolü altında bulundukça şüphe­siz ki, menfaati çok büyüktür. Bu takdirde ateş nimetinin kıymetine de­ğer biçilemez. İster ısıtma aracı olsun, ister aydınlatma ve sanayi aracı olsun sağladığı faydalar sınırsızdır. Fakat burada düşman sayılması, kontrol dışı kalan ateşler itibariyledir. Böyle ateşlere karşı tedbir alınma­sı için zararlarmdan ötürü düşman sözü ile ateş vasıflanmış bulunmak­tadır. En sağlam tedbir de ateşin söndürülmesidir. Gece yatmadan önce kapılar kilitlenir. Efendimiz;
"Gece sükuneti bastırdıktan sonra toplantıdan sakınınız. Çünkü Al­lah Teala'nm yarattığı şeylerden neyin çevreye dağılacağım kimse bile­mez. Kapıları kilitleyiniz, su kablarmı kapayıp bağlayınız, kabkacağı tersyüz edip örtünüz ve lambaları söndürünüz" buyurmuştur. Önem­li ve zaruri işler dışında geceleyin özellikle çocukların evden dışarı çık­malarına fazla izin vermemek gerekir. Hırsızlık, soygun, kurt ve köpek saldırısı gibi haller daha çok geceleyin olur. insanlar geceleyin etrafı ka­ranlıktan dolayı göremez, fakat bazı hayvanlar gece karanlığında çevre­yi gördükleri için dolaşmaya başlarlar. Bunlarm ne olduğunu insanlar bilemez. Bu bakımdan da korunmak için kapıları kilitleyip evdeki ted­birleri almak gerekir.
Gece karanlığında çocukları dışarıya çıkarmamak gerekir. Efendi­mizin "Gecenin karanlığı, yahut şiddeti geçinceye kadar çocuklarınızı evden çıkarmayınız. Zira o vakitte şeytanlar dağılıp harekete geçerler" hadisi bunu gösterir.
Geceleyin köpek havlaması ve eşek anırması işitildiği zaman Al­lah'a sığınmak gerekir. Efendimiz "Gece sükunetinden sonra, evden dı­şarı çıkmayı azaltınız. Çünkü Allah'ın bir takım yaratıkları vardır ki on­lar bu vakitte çevreye yayılırlar. Kim köpek havlamasını yahut eşek anırmasını işitirse, şeytandan Allah'a sığınsın. Zira bu hayvanlar sizin görmediklerinizi görürler" buyurmuştur.
Gece gereksiz yere dışarı çıkmamak ve özellikle çocukları dışarı bı­rakmamak gerekir. Burada fazla olarak köpek havlaması ile eşek anır­masına karşı takınılacak tavır beyan edilmektedir. Hayvanlarda bazı duygular vardır ki, insanlarda bu ince duygu mevcut değildir. Onlar insanlardan önce bazı tehlikeleri sezebilirler ve bu tehlikelere karşı ses ve hareketleri ile mukabele ederler. Bu bakımdan bir nevi alarm mahi­yetinde olan köpek havlaması ile eşek anırması halinde şeytanın şer­rinden ve zararlı hallerden Allah'a sığınmak gerekir. Bir rivayete göre Allah'a sığınmalar, geceleyin olan havlama ve anırışlardan dolayıdır. Gece horozun ötüşü duyulduğu zaman da dua edilir. Resul-i Ekrem Efendimiz "Geceleyin horozların ötüşünü işittiğiniz zaman, Allah'ın ihsanından isteyiniz; çünkü onlar bir melek görmüşlerdir" buyurmuş­tur. Cenab-ı Hak horozlarda bir özellik yaratmıştır. Gecenin belirli saatinde ve gündüzün belirli vaktinde öterler. Bunu gecelerin uzama­sına ve kısalmasına göre ayarlarlar. Hele bazı horozların ötüşü hiç şaşmaz. Bu ötüşler manevi bir tesirin, bir meleğin gözükmesiyle mey­dana geldiği için bu anda edilecek dualara melek de amin der ve böy­lece onun amin demesine uygun düşecek dualar da makbul olur. Onun için horoz ötüşü işitildiği zaman Allah Teala'nın geniş rahmetinden ve bol nimetlerinden istemek gerekir.
Yatma adabı içine gündüz uykusu da girer. Ömer çok defa İbni Mesud'un kapısı önünde Kureyş kabilesinden erkeklerle otururdu. Göl­ge döndüğü zaman zeval vaktinde kalkıp kuşluk uykusuna yatmalarını söylerdi. Sonra her karşılaştığı kimseyi kaldırırdı. Güneşin yükselip de gölgenin yön değişeceği gün ortasında uyumaya kaylule denir. Günün en sıcak zamanı o vakitte olur. Daha ziyade yaz mevsimlerinde ve sıcak bölgelerde güneşin zararından korunmak için hareket etmemek ve yatıp uyumak en güzel bir korunma ve dinlenme çaresidir. Gündüz yorgun­luğunu giderip uykusunu alan kimse, gece usanmadan ibadet edebilir. Dinçlikle ve istekle gece ibadetinde bulunmanın manevi değeri de daha büyük olur. Böylece bedenin hem sağlığı korunmuş, hem de manevi gı­dası alınmış sayılır. Yazın sıcak günlerinde öğle namazını geciktirmek müstahab olduğundan, öğle namazından önce veya vakit girdikten son­ra, uyku uyumada sakınca yoktur. Bu uyku, namaz vakti gözetilerek mevsimlere göre, öğleden önce veya öğleden sonra iş durumları ve za­manları müsait olanlar tarafından yerine getirilir. Türkçede buna kuşluk uykusu denilir.
Ömer bir defasında gün ortasmda Saib Ibni Yezid'e uğradı da ona kalkıp kuşluk uykusuna yatmasını tavsiye etti. Ashab da topla­nırlardı, sonra kuşluk uykusu uyurlardı. Nitekim içki haram kılındığı gün ashabdan bazıları Ebu Talha'nın evinde idiler, içkinin haram kılın­dığını orada öğrendiler. Oradan ayrılmadan ortalık serinleyinceye kadar kuşluk uykusuna yattılar. Daha sonra evlerine gittiler.
Gündüzün sonunda mümkün olduğu kadar yatmamak gerekir. Havvat Ibni Cübeyr, gündüzün başında uyumanın dalgınlık, ortasında uyumanın edeb, sonunda uyumanm ise ahmaklık olduğunu söylerdi.
Beden sağlığı ve iş görme bakımından uyku için en uygun zaman kuşluk uykusudur. Bu vaktin dışında gündüzün başında veya akşama yakın bir zamanda uyku uyumak faydalı değildir. İnsan kendisine fay­dalı olmayan her türlü zararlı davranışlardan uzak durmalıdır. Zararlı ve kötü huylar sahibine ancak zarar ve kötülük getirir.