28 Haziran 2012 Perşembe

ÖFKELENMEK

ÖFKELENMEK
Güzel ahlakın en önemli işaretlerinden biri de öfkeye sahip olmak­tır. Abdullah Ibni Mübarek güzel ahlakı bir cümle ile anlatmasını iste­yenlere İbni Mübarek güzel ahlakın öfkeye sahip olmak olduğunu söy­lemesi son derece anlamlıdır ve müminlere önemli bir hatırlatmada bu­lunmaktadır.
Öfke, insanın yüzünde ve diğer organlarında elde olmadan beliren bir haldir. Öfke adeta bir ateş gibidir, insanın o ateşi hilim suyu ile sön­dürmesi, yutup içine gömmesi gerekir. Ondan daha önemlisi, öfkenin kalpdeki izlerini, kin ve nefret denilen eserlerini yok edip intikam his­sinden vazgeçmektir. Kinin olduğu yerde dinin olmadığı gibi, kindar bir insanın da dindarlığından söz edilemez. Dindarlık öfkeye hakim olmayı gerektirir. Hak Teala bu konuda "Allah'dan korkan kimseler öfkelerini yutarlar" buyurmuştur.
Öfkeye hakim olamamak insanı zor durumlara düşürür. Bir anlık öfke ateşi ile kendisine yakışmayan işler yapmasına, ölçüsüz sözler söy­lemesine sebep olur. Böyle durumlar da onun değerinin düşmesine, iti­barının kaybolmasına yol açar. Yıllarca çalışılıp kazanılan güzel hallerin bir anda yok olmasına, yeşertilen iman ağacındaki yaprakların kısa za­manda sararıp solmasına neden olur. Bir şeyi yıkmak, yerle bir edip yok etmek kolaydır. Ama bir şeyi yapmak, sıfırdan başlayıp yükseltmek zor iştir. Onun için mümin manevi değerleri yiyip bitiren, bir anda yok edip küle çeviren öfke ateşinden uzak durmak, onu yutmak zorundadır.
Resul-i Ekrem Efendimiz de aynı noktaya dikkat çekmiş, kendisin­den öğüt isteyen bir adama Efendimiz tek kelime ile "Kızma!" buyur­muştur. Adam isteğini birkaç defa tekrarlamasma rağmen, Efendimiz her defasında adama kızmaması tavsiyesinde bulunmuştur. Tavsiye bir kelime olsa da ihtiva ettiği mana binlerce kelimelere denk önemli bir husustur. Efendimiz Öfke ateşinin tehlikesine dikkat çekerek ateşle oy­nanmamasını, daha doğrusu hiç yanma yaklaşılmamasını tavsiye bu­yurmuştur. Zira ateş tutuşduktan sonra onu söndürmek değil, ateş hiç yanmadan tedbir almaktır. Bu tedbiri alan veya öfkelendikten sonra Öf­ke ateşini yutarak içine gömebilen insan büyük bir gayret sarfetmiş, mü­cadele vermiştir. Hoşuna gitmeyen kırıcı ve tahkir edici ağır söz ve ha­reketler karşısında nefsinin taşkınlık göstermesine izin vermemiş, öfke ateşi içinde yanıp gitmemiştir. Böyle bir halde kendisine hakim olan in­san büyük başarı göstermiş, takdir edilmeyi hak etmiştir. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz böyle bir insanın övgüye değer bu halini takdir ede­rek "Gerçek babayiğit güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kimsedir" buyurmuştur.
Güreşte karşıdaki rakibi yenenin yaptığı iş yerine göre güzeî ve an­lamlıdır. Ama asıl anlamlı olan görünmeyen rakib olan nefsin öfke seli­ne hakim olmaktır. Onun insana vereceği zarar daha büyüktür. Bunun için ona hakim olmak daha zordur. Zor olanı başaran daha büyük bir iş yapmıştır. Buna muvaffak olan kimse, fenalıklardan ve musibetlerden kurtulmuş olur. Cennete girecek olanlardan biri de öfkelerini yutanlar­dır. Nefse hakim olup, öfkeyi yutmanın mükafatı cennet olduğundan bundan daha büyük pehlivanlık düşünülemez.Öfkeyi yutmak, hatayı bağışlamak şahsa karşı işlenen suçlarda söz konusudur. Yapılan suç top­lumu ilgilendiriyorsa, o zaman her şeyden önce adil davranmak, doğru­yu yanlışı ortaya koymak gerekir. Kızmak, öfkelenmek hayrı ve bereketi götürür. Sabırlı olup kızmamak gerekir.
Öfkelenmemek için öfkeyi doğuran sebeplerden uzak durmalıdır. Öfkenin büsbütün yok edilmesi mümkün değildir. Zira bu duygu insan­la birlikte yaratılmıştır. Öfke insanın değerini düşüren, ayrıca karşısın­daki insanın gönlünü kıran kötü bir huydur. Bu sebeple herkes öfkesini tutmaya çalışmalı, bunun için çaba göstermelidir. Öfkesini yenenler, in­sanların kusurlarını bağışlayanlar Allah Teala'nm kendilerinden hoşnut olduğu kimselerdir. Güçlü kuvvetli olmak makbul sayılmakla beraber, öfkeyi yenmek ondan da üstün kabul edilmiştir. Cahillere uymamak, onlara öfkelenmemek iyi müslümanın en belirgin özelliğidir. Sabırlı ol­mak, gazap ve öfkeden uzak durmak mümine büyük dereceler kazandı­rır. Sükunet ve teenni her zaman güzeldir, ancak özel bazı durumlarda, din gibi yüksek gayeler uğrunda sükunet terk edilebilir. Öfkelenmek as­lında olumsuz bir davranış olduğu halde, bazı durumlarda olumlu ve meşru bir davranış haline gelir. Halim ve yumuşak olmak güzel ahlakın başında gelen huylar arasında olmakla birlikte, Özel bazı durumlarda ve kutsal değerler uğrunda din için Allah için yumuşak davranış terk edilir.
Öfkelenme durumunda alınması gereken bazı tedbirler vardır. Efendimiz öfkeye sahip olma konusunda "Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne ala geçmezse yatsın" buyurmuştur. Kişi öfkelendiği zaman bir şeyler yapmaya kalkarsa, pişman olacağı şey­ler yapar. Öyle ise kişi öfkeli iken bir şeylerle oyalanmalı, öfkesini yatış­tırma çalışmalıdır. Başka bir şeyle meşgul olmak, öfkenin gereğiyle ilgi­lenmekten uzaklaşmaktır. Ayakta olanın oturması, oturanın yatıp uzanması öfke ateşinin sönmesine yardımcı olabilir. Allah'a sığınmak da öfkenin geçmesine sebep olur. Nitekim bir gün Efendimizin yanında iki kişi birbirine sövmeye başladılar. Bunlardan birinin yüzü öfkeden kıp­kırmızı olmuş, boyun damarları şişmiş, dışarı çıkmıştı. Bunu gören Re-sul-i Ekrem Efendimiz "Ben bir söz biliyorum, eğer bu kişi onu söylerse, üzerindeki bu kızgınlık hali geçer. Eğer o, "Euzü billahi mine'ş-şeytanirracim: ilahi rahmetten kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım" derse, üzerindeki hal kaybolur" buyurdu. Oradakiler Efendimizin ona "İlahi rahmetten kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!" tavsiyesinde bu­lunduğunu ilettiler. Buna karşı öfkeli adam kendisinin deli olmadığını söyleyerek bu teklifi kabul etmedi. Öfkelenince yapılacak en önemli şeylerden biri de susmaktır. Bu hususta Resul-i Ekrem Efendimiz "Öfke­lendiğin zaman sus" buyurdu. Bunu iki defa söyledi.
Öfkesine hakim olanlara büyük mükafat vardır. Efendimiz "Öfkesi­nin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kim­seyi Allah Teala kıyamet günü çağırır ve onu dilediği huriyi seçmekte kendisini serbest bırakır" buyurmuştur. Demek ki öfkeye sahip olmak büyük bir fazilettir. Bu fazilete sahip olanlar dünyada seçkin insanlar oldukları gibi kıyamet gününde de seçkin insanların en başında olacak­lardır. Allah için öfkesini yenenlere, Allah Teala büyük ikramlarda bu­lunacak, onları razı ve hoşnut edecektir.
Bazı insanlar kolay kolay kızmaz. Kızsa da kızgınlığı çabuk geçer. Bazıları çabuk kızar, çabuk öfkesinden döner. Bazıları da çabuk kızar, öf­kesi uzun sürer. Bunlar içerisinde en hayırlı olanı geç kızan çabuk razı olandır. En kötüsü de çabuk kızan, geç razı olandır.
İnsan insandır. Etten kemikten yaratılmıştır. Zaman olur kızar, za­man olur sakin olur. Önemli olan kızgınlığına sahip olmak, yanlış bir iş yapmamaktır. Vaktiyle müellefe-i kulubdan ve kaba saba bir kabile reisi olan Uyeyne İbni Hısn Medine'ye geldi ve yeğeni Hur İbni Kays'a misa­fir oldu. Hur, Ömer'in danışma meclisi üyelerindendi. Zaten genç olsun yaşlı olsun alimler, Ömer'in danışma meclisinde bulunurlardı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hur İbni Kays'a, onun devlet başkanı yanın­da önemli bir yerinin olduğunu, kendisini Ömer ile görüştürmesini söy­ledi. Hur, Ömer'den izin aldı. Uyeyne Ömer'in yanma girince, kendile­rine fazla bir şey vermediğini, aralarında adaletle de hükmetmediğini belirtti. Ömer hiddetlendi, Uyeyne'ye ceza vermek istedi. Bunun üzerine Hur, müminlerin emirine Allah'ın peygamberine affı seçmesini, iyiliği emredip, cahilleri cezalandırmaktan vazgeçmesini emrettiğini amcasının da o cahillerden olduğunu söyledi. Hur bu ayeti okuyunca Ömer, Uyeyne'yi cezalandırmaktan vazgeçti. Zira Ömer, Allah'ın kitabına son derece bağlı olanlardandı.
Ömer, Allah'ın emirlerine saygılı bir müslümandı. Bu yüzden kendisine hatırlatılan ayetin çizdiği hududu aşmadı, sabretti ve adamı cezalandırmadı. Güzel ahlaka sahip olmanın en önemli belirtilerinden biri öfkeye hakim olmak, kusurları bağışlamaktır. O da güzel ahlakın gereğini yerine getirmiş, öfkesine hakim olmuştur. Allah korkusunun gereği budur. Zira Allah'dan korkan kimseler, öfkelerini yutarlar ve in­sanları bağışlarlar.
Nefsin öfke seline engel olmak, bir adım daha öteye giderek kusur işleyeni bağışlamak büyük bir fazilettir. Şahsına karşı yapılan kabalıkla­ra tahammül etmek, insanların hatalarını hoşgörmek üstün ahlak sahip­lerinin yapabileceği bir büyüklüktür. Hasan'ın öfkeyi yutup suç ba­ğışlama konusunda güzel bir hatırası vardır.
Bir gün Hasan'm kölesi elindeki tabağı düşürerek efendisinin elbisesini kirletmişti. Bu dikkatsizliği sebebiyle ceza göreceğini zanne­den köle Kur'an'daki "Onlar ki öfkelerini yenerler" ayetini okuyuver-di. Hasan köleye bakarak yendiğini söyledi. Köle ayetin deva­mındaki "Onlar insanları affeder" bölümünü de arkasına ilave etti. Bu­nun üzerine Hasan köleyi bağışladığını ifade etti. Buna çok sevinen köle ayeti tamamlayarak "Allah iyilik edenleri sever" deyince, Hasan onu azad ettiğini bildirerek kendisine dörtyüz gümüş akçe verdi ve onu hürriyetine kavuşturdu.
Öfke, engellenme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen şid­detli kızgınlık duygusu, gazap ve hiddet demektir. Kişi kendisine yapı­lan kadar, başkasma karşı yapılandan da incinebilir ve bundan dolayı da öfkelenebilir.
Öfke, ahlaki eksikliklerdendir. Bunun için "Öfke ile kalkan zararla oturur" denilmiştir. Bir anlık öfke ile cinayet işleyenlere sık sık rastlanır. Öfke ev ve iş yerlerinde huzursuzluklara sebep olur. İnsan, iradesini kullanarak öfkesini yenmeye, kendisini öfkelendirenleri bağışlamaya ça­lışmalıdır. Aksine müminler öfkelerini yenen insanlardır.
Yine Efendimiz öfkeyi güç ve kuvvetin değil zayıflığın ve aczin alameti olarak görmüştür. Öfke nefse hakim olamamanın işaretidir. Ne­fislerine hakim olamayanların sonu ise hüsrandır. Müslüman, işlerini öfke ile değil, teenni, sabır ve yumuşaklıkla halletmelidir. Urve İbni Muhammed es-Sa'di bir adama öfkelenmiş ve kalkıp abdest almış, sonra dönüp bir daha abdest almış ve Resul-i Ekrem'in "Gazap şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür. Biriniz kız­dığınız zaman abdest alsın" hadisini hatırlatmıştır.
Haklı bir davada bile olsa öfkeyi yenip karşı tarafı affetmek büyük bir meziyettir. Ömer halifeliği döneminde bir sarhoşa had uygula­mış, sarhoşun kendisine kötü sözler söylemesi üzerine Ömer onu bı­rakarak kendisini kızdırdığını, ceza verirse nefsine uymuş olacağını, bir kimseyi nefsi için cezalandırmayacağını söyledi. İsa'ya dünyada en zor olan şeyin ne olduğu sorulduğunda o herşeyden şiddetli olanın Al­lah'ın gazabı olduğunu, ondan cehennemin bile titrediğini söylemiş, on­dan kurtuluş yolunun ne olduğu sorusuna da insanın kendi öfkesine sa­hip olması gerektiğini söyleyerek cevap vermiştir. İbni Ömer de Allah rızasını dileyerek öfkesini yutan bir kulun yudumundan sevabca daha büyük ve daha faziletli bir yudum olmadığını söylemiştir.
Namus ve şerefin, onur ve haysiyetin korunması gerekeren yerlerde öfke güzel bir huy olur. Çünkü öyle durumlarda öfke cihad yerine geçer. Hak Teala, müminlerin güzel hallerini anlatırken onların kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise merhametli olduğunu haber vermiştir. Alemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberine de aynı şeyi emrede­rek "Ey Nebi! Kafir ve münafıklarla mücahede et ve onlara karşı sert ol!" buyurmuştur. Meşru olmayan ilişkilerde bulunanlara ceza verilmesi­ni ve bu konuda onlara açınmamasını da emretmiştir.
Resul-i Ekrem Efendimiz de Sa'd İbni Ubade'nin gayretli bir insan olduğunu, kendisinin Sa'd'dan daha gayretli, Allah'ın da kendisinden daha gayretli olduğunu ifae buyurmuştur. Gayret, gerekli olduğu ve ge­rektiği yerde kızmaktır. Hak Teala da merhametli ve gayretlidir. O ken­disinin kullarına karşı merhametli, azabının da şiddetli olduğunu haber vermiştir. İnsanın dini ve insani değerlere sahip çıkmaması, kötülük­lerle mücadele etmemesi kadar kötü bir şey olmaz.
Olur olmaz yerde kızmayı izzet-i nefis saymak da yanlıştır. Aksine, çoğu kızmalar nefsin izzetinden değil, zillet ve hamlığından kay­naklanırlar. Bunun gibi, kızmayı erkeklik saymak da doğru değildir. Çünkü en çok kızanlar kadınlar, hastalar, yaşlılar ve çocuklardır. En az kızanlar ise, sağlıklı, dengeli ve kendine güveni olan kuvvetli insanlar­dır. Güçlü olan, başkasının sırtını yere getiren değil, kendi kızgınlığını yutan kimselerdir. Kızgınlığını yutmak peygamberlerin, velilerin, alim­lerin ve hakimlerin büyük akıl sahiplerinin huyudur. Kızmak ise zorba­ların, zalimlerin, hainlerin, cahillerin ve rezillerin ahlakıdır.
Kızmak, sorunları çözmenin yolu değildir. O, sorunları büyütür ve yeni sorunlar doğurur. Çoğu düşmanlıklar, büyük kavgalar ve bunların beraberlerinde getirdikleri yıkım ve kıyımlar, yutulabilen kızgınlıkların pahalı faturalarıdır. Kızgınlığını yutmak için kızan insanın çirkinleşen yüzünü, deli saçmasına benzeyen sözlerini ve köpeğin kudurması gibi olan davranışlarını düşünmek bile yeterlidir. Tahriklere karşı kızmama­nın halk nazarında korkaklık ve ayıp sayılması, kızmak için itici bir se­beptir. Ancak, bu korkunun Allah Teala'dan olması ayıp değil, şereftir. Çünkü Allah Teala kendisinden korkup kötülük yapmaktan sakınanları şereflendirir ve yükseltir.
Mümin bir kimse, hareketlerini halk nazarmdaki değerine göre de­ğil, Hak yanmdaki değerine göre düzenler. Kızmak, bir yönüyle de, işle­rin kendisinin istediği şekilde değil, Allah Teala'nın istediği şekilde ge­lişmesine tepki göstermektir. Bu türlü bir tepki ise, imana zarar verir. Kızgınlığını yatıştırmak için bu mülahazaları akılda tutmanın yanında, şeytanın şerrinden Allah Teala'ya sığınmak ve sakinleşmeye yardımcı olan bir vaziyet almak da yararlıdır.
Öfkelenmek gibi kötü huylardan bir diğeri de kötü söz söylemek, insanlara sövmektir.