28 Haziran 2012 Perşembe

LANET

LANET
Lanet etmek, insanın Allah'ın yardımından ve rahmetinden uzak­laşmasını istemektir. Bir kimsenin Allah'ın rahmetinden ve yardımından uzak olmasını dilemektir. Mümine lanet etmek, onun cennetten uzak kalmasını temenni etmektir. Kafire lanet de Allah'ın rahmetinden büs­bütün uzaklaşıp, cehenneme gitmesini istemektir.
Lanet, Kur'an'da değişik anlamlarda kullanılmıştır. Nitekim "Her ümmet ateşe girdikçe yoldaşına lanet etti" ayetinde hakaret, sövüp sayma anlamında İsrailoğullarından inkar edenlere Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir."
"İşte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder" ayetlerinde beddua, "Kalplerimiz perdelidir dediler. Hayır, ama inkarlarından dolayı Allah onları lanetlemiştir" ayetinde Allah'ın rahme­tinden uzaklaştırma ve gazab etme anlamlarını dile getirmek üzere kul­lanılmıştır.
Şeytana melun, lanetlenmiş denilmesi de Allah'ın rahmetinden ko­vulması, gazabına uğraması nedeniyledir. Bu tür kullanımlardan ayrı olarak Kur'an'ın iki yerinde iki karşılıklı lanetleşmeden söz edilmiştir. Bunların ilkinde Efendimize hitaben "Kim sana gelen ilimden sonra se­ninle tartışmaya kalkarsa de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, ka­dınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gö­nülden dua edelim, yalan söyleyenlere Allah'ın lanetini dileyelim" buyurulmuştur. Bu ayet uyarınca Efendimiz, İsa hakkında kendi­siyle tartışan Necran Hristiyan larını lanetleşmeye çağırmıştı. Ancak mübahele olayı olarak bilinen bu olayda hristiyanlar lanetleşmeye ya­naşmamışlardı.
Lanet etmek, taşıdıkları mana bakımından kötü huylar oldukların­dan mümine yakışan haller değildir. Çünkü mümin İslam'ın getirdiği güzel ahlakla ahlaklanan, asil insan olmak zorundadır. Başkasının kötü­lüğünü istemek, onun perişan olmasını dilemek ve buna rıza göstermek İslam ahlakı ile bağdaşmaz. Onun için dili bu gibi sözlerden korumak ve yalnız hayırlı sözlere alıştırmak gerekir. Nitekim Resul-i Ekrem Efendi­miz "Lanet etmek mümine yakışmaz" buyurmuştur.
Efendimizin bu uyarısını dikkate alan İbn Ömer asla kimseye lanet etmezdi. Lanet ettiği bir insan yoktu. Hayatı boyunca bu ikazı kendisine düstur edinmiş, hiç kimseye lanet etmemiştir. Mümine düşen de bu şe­kilde hareket etmektir. Zira Hak Teala kötü söz ve davranışta bulunanı, kendini kötü söz ve davranışlara zorlayanı, çarşılarda bağırıp çağıranı sevmez. insan değerini düşüren, vakarını ve ağırbaşlılığını gideren kötü ve çirkin sözlerden, yakışıksız ve uygunsuz işlerden uzak durmalı­dır. Ulu orta cadde ve sokaklarda, çarşı pazarlarda bağırıp çağırmalar ahlak düşüklüğünü gösterir. Allah Teala bu şekilde davrananları sev­mez. Onun sevmediği işleri yapmamak gerekir.
İnsanın imandan nasibi yoksa kötü işlere her zaman teşebbüs eder. Nitekim bir gün yahudilerden bir grup insan Efendimize geldi ve ona "es-Samü aleyküm: Ölüm üzerinize olsun" şeklinde selam verdiler. Orada bulunan Aişe buna cevab olarak, ölümün asıl onlara olması­nı, Allah'ın lanetine ve gazabma uğramaları için beddua etti. Efendimiz buna karşılık ona, yumuşak olmasını, sert hareketten ve çirkin sözden sakınmasmı emir buyurdu. Aişe Efendimize ne söylediklerini haber verince Efendimiz onların sözlerini geri çevirdiğini, kendisinin onlar hakkındaki duasının kabul edileceğini, fakat onların kendisi hakkındaki beddularmın kabul olunmayacağını söyledi.
Efendimiz hakarette bulunan yahudilere bile hoş olmayan sözlerin söylenmesini doğru bulmamıştır. Ancak onların kötü sözlerini kendilerine iade etmekle yetinmiş ve Aişe'nin söylediklerine rıza göstermemiş­tir. Düşük karakterli insanların seviyesine inmeye, onlar gibi olur olmaz sözler sarfetmeye hiç gerek yoktur. Zira Efendimiz, müminin dil uzatan, lanet eden, kötü iş yapan, kötü söz söyleyen kimse olmadığını ifade bu­yururken bu duruma işarette bulunmuştur.
Bu hadiste müminde bulunmaması gerekli dört çirkin huy beyan edilmiştir. Bunlar, mümine yakışmayan ve İslam ahlakında yeri olma­yan söz ve hareketlerdir. Olgun ve ahlak sahibi dürüst bir müslüman ta'n etmez, lanet okumaz, kötü hareket yapmaz ve kötü söz söylemez. Kişi hem mümin olduğunu söyler, hem de mümine yakışmayan bu ni­fak alametlerinden vazgeçmezse o zaman iki yüzlü kimselerin güvenilir olamayacağını belirten hadisin tehdidi altına girer.
Kötü söz ve davranışlardan mümkün olduğunca uzak durmak ge­rekir. Abdullah İbni Mesud, müminin en düşük ahlakının kötü sözlü olmak olduğunu söylemiştir. Ali de lanet edenlere lanet olundu­ğunu ifade etmiştir.
Lanet etmek kişinin değerini düşürür. Nitekim Efendimiz lanetçile-rin kıyamet gününde şahit ve şefaatçi olamayacaklarını haber vermiş­tir. Peygamberlerin insanlara tebliğ görevlerini yerine getirdiklerine şahid olamazlar. Lanetle seviyelerini ve değerlerini düşürdüklerinden şahitlikleri kabul edilmez. Herhangi bir savaşta öldürülseler şehidlik mertebesini kazanamaz, ahirette şehitlik muamelesi görmezler. Bunun yanı sıra lanet edenler kıyamette başkalarına şefaatçi de olamazlar. Din kardeşlerine ve yakınlarına şefaat edemezler. Böyle bir hak kendilerine verilmez. Bundan mahrum olurlar. Öyle ise lanet okumak, imanla bağ­daşmaz. Hele hele iman bakımından üstün seviyede olanlara lanet et­mek hiç uygun olmaz. Bunun için Resul-i Ekrem Efendimiz sıddıklara lanetçi olmanın yakışmayacağını ifade buyurmuştur.
İnsanları sık sık kötü sözlerle ayıplayıp telin etmek, dürüst ve sadık kimselerin yapacağı işlerden değildir. Sadakati tam ve doğru sözlü kişilerin bu çirkin ve kötü şeylerden uzak durmaları gerekir. Gelişi güzel söz sarfetmek, dengesiz şeyler söyleyip saçmalamak laubaliliğe yol açar. İma­rım nurunu söndürür, müminin onurunu zedeler. Bu tür davranışlar dü­rüstlüğe, aklı selimliğe aykırı şeylerdir. Eğer aklı selim sahibi insanlar da böyle ölçüsüz ve orantısız sözler sarfetmeye başlarlarsa, toplumun denge­si tamamen altüst olur. Fazilet duygulan kaybolur, ilişkiler çığırından çı­kar, nefsani duygular hayata hakim olur. Huzeyfe karşılıklı olarak lanet-leşen bir topluma üzerine lanetin gerçekleşmiş olacağını söylerken bu du­ruma işaret etmiştir. Karşılıklı olarak lanetleşen insanlardan her ikisi de büyük sorumluluk altına girer. Sürekli olarak lanet okunan bir topluma da bir gün lanet iner de Allah'ın rahmetinden mahrumiyetin ne demek olduğunu yakinen görürler. Ama o zaman da iş işten geçmiş olur.
İş işten geçmeden dile sahip olmak, ahlakı güzelleştirmek gerekir. De­ğil hür bir insana köleye bile lanet edilmesi doğru değildir. Nitekim Ebu Bekir'in bir gün kölesine lanet ettiğini duyan Resul-i Ekrem Efendimiz ona lanetçilikle sıddıkiyetin bir arada bulunamayacağını söyledi. Efen­dimiz bu sözü iki defa veya üç defa söyledi. Ebu Bekir de o gün kölesini azad etti. Sonra Efendimize gelip artık'bir daha lanet etmeyeceğini söyledi. Ebu Bekir hiçbir tereddüt göstermeksizin Efendimize iman eden, onun yo­luna baş koyan en müstesna insanlardan biridir. Bu ümmetin en önde gele­nidir. Bu güzel meziyetlerinden dolayı Efendimiz ona sıddık lakabını ver­miştir. Böyle üstün bir niteliğe sahip olan insanın insanlık gereği bir defa da olsa ağzından çıkan lanet sözünü kendisine yakışüramayan Efendimiz bu hususta gereken ikaz ve İhtar yapmıştır. O da bu yaptığı hataya keffaret olmak üzere kölesini azad etmiş ve bir daha böyle bir söz söylemeyeceğine dair söz vermiştir. İnsan beşer olduğundan zaman zaman şaşabilir. Böyle durumlarda yapılması gereken en kısa sürede yapılan hatadan geri dön­mek, tevbe edip bir daha işlemeye söz vermektir.
Bela bazı zamanlar ağızdan çıkan söze bağlıdır. Bazen ağızdan çı­kan bir söz kadere tesadüf eder de kötü söz insana keder verir hale gelir. Bu konuda Efendimiz ümmetine Allah'ın laneti, Allah'ın gazabı ve ateş­le lanetleşmemelerini emir buyurmuştur.
Müminler birbirleri hakkında edeb ve terbiyeye, güzel ahlaka aykırı sözler söylemekten uzak durmalıdırlar. Duaların kabul saati olduğu gi­bi, bedduaların de kabul saatlari vardır. Bir başkasına "Allah lanet etsin" "Allah'ın gazabına uğrasın" "Ateşte yansın" gibi-lanet ve beddua cüm­leleri kullanmak doğru değildir. Ola ki duaların kabul zamanına rastlar da bu sebeple din kardeşine zarar vermiş olur. Eğer karşıdaki söylenen sözün muhatabı değil de mazlum durumda ise bu takdirde kötü söz sa­hibine döner de zalimi mahveder. Allah'ın gazabına bu defa kendi uğrar da azabına müstehak olur. Bunun için Efendimiz böyle gereksiz ve lü­zumsuz şeyleri ümmetine yasaklamıştır. Çünkü o rahmet peygamberi­dir. Alemlere rahmet olmak üzere gönderilmiştir. Onun lanetle, kötü sözlerle işi olmamıştır. Nitekim bir gün müşrikler aleyhine dua etmesini söyleyenlere "Ben lanet edici olarak değil, rahmet olarak gönderildim" diyerek cevap vermiştir.
Efendimiz bütün aleme rahmet olarak gönderildiğinden, müşrik dahi olsalar bir kısım günahkar insanlara bile lanet etmeyi uygun bul­mamışlardır. Karşıdaki laneti hak etmiş olsa dahi, rahmet kaynağı olan bir peygamber dilini lanete bulaştırıp beddua etmek yerine, onlar hak­kında hidayet isteyip dua etmeyi tercih etmiştir. Kötülüğe misli ile karşı­lık vermek caiz olsa da affedip daha üstün bir davranışı sergilemek daha hayırlıdır. Hidayete vesile olmak, felaket tellallığı yapmaktan daha fazi­letlidir. Efendimiz de güzel ahlakının gereği olarak şanına yakışan en güzel hareketi yapmıştır.