13 Haziran 2012 Çarşamba

Hadîs Usûlü İlminin Tarifi:

Hadîs Usûlü İlminin Tarifi:


Adına “Ulumu’l-hadis” ve “Usulu’l-hadis” denen bu ilmin, mütekaddimûn ve müt'eahhirûn'a ait olmak üzre iki tarifi vardır:[1]
Müteahhirûn'un tarifi: “Kabul edilen ve reddedileni bilmek bakı­mından “râvî” ve “mervî = rivayet edilen” den bahseden ilimdir”.
Mütekaddimûn'un tarifi: “Rasûl-i Ekrem'e (s.a.), hadîslerin nasıl ulaştığını bilmek için; zabıt ve adalet bakımından râvîlerin durumunu, muttasıl veya munkati'... olması bakımından senedin durumunu incele­yen ilimdir” [2]
Birinci tarif, ikincinin özetidir diyebiliriz.[3]
Tarifte geçen bütün terimleri “hadis terimleri” ve “râvîde aranan şartlar” baksinde açıklamaya bırakarak, bu ilmin nasıl doğduğunu ve nasıl geliştiğini görelim.[4]
Birinci yüzyıl:
Ashâb devrinde hadîs nakil işini; iman, ihlâs (samîmiyyet) ve yük­sek ahlâk örneği ashâb yapıyordu. Pek azında unutma ve yanılma olabildiyse de çoğu büyük kabiliyyet sahibi idiler. Buna rağmen, bu devrede de, sened ve metin üzerinde şu kişilerin söz söyle­dikleri olmuştur:
İhn-Abbâs (v. 68/687), Ubâde b. Sâmit (v. 34/654), Enes b. Mâlik (v. 93/712), Âişe (v. 57/677) (r.a.).
Büyük tabiîler devri de ashâb devrini andırır. Pek az kişi hakkında, şu zatlar söz etmişlerdir:
Şa'bî (v. 104/722), Saîd b. el-Müseyyeb (v. 93/712), İbn-Sîrîn (v. 110/ 728).
İkinci yüzyıl:
Bu devrede -orta yaşlı tabiîler devri- mürsel hadîsi merfû' gös­termek... gibi [5] bazı rivayet hataları olmuş, bu sebeple, ikinci hicret as­rının ortalarında, sened ve metin tetkiki biraz daha hareketlenmiş ve çoğalmıştır. Bu asrın ortalarından sonra, çeşitli mezheb salikleri çoğal­mış, müslümanlar başka milletlerle kültür temasında bulunmuşlar, her­kes kendi inanç ve görüşünü müdâfaa için hadîsler ileri sürmüştür. Ehl-i sünnete karşı, çeşitli bid'at sahiplerinin hadîs uydurmaları da bu devrede başlar. İşte buna karşı, İslâm’ın bozulmasını önlemek, sahih hadîslere sahtesinin karışmamasını temin etmek için bu devrede hadîs usûlü ilmi­nin temelleri atılmıştır. Üçüncü asır sonuna kadar, bu konuda çalışan, söyleyen ve yazanlardan birkaçı:
el-A'meş (v. 148/765), Şu'be (v. 160/777), Mâlik b. Enes (v. 179/795) Ma'mer (v. 153/770), Hişâm (v. 154/771), Evzâî (v. 156/773), Süfyânü's-Sevrî (v. 161/778), Hammâd b. Seleme (167/783) el-Leys b. Sa'd (v. 175/ 791).
İbn-Mübârek (v. 181/797), Ebû-İshâka'l-Fezârî (v. 185/801), İbn-Uyeyne (v. 197/812), Vekî b. el-Cerrâh (v. 197/812), Yahya b. Saîdi'l-Kattân (v. 189/805), Abdurrahman b. Mehdî (v. 198/813). Ahmed b. Hanbel (v. 241/855). Buhârî (v. 256/870), Ebû-Zur'a (v. 264/877), Ebû-Hâtim (v. 277/890)
Bunlar ve muasırlarının bu konudaki çalışma mahsulleri ve fikirleri bir eserde toplanmış değildi. Rivayet kitaplarında karışık ve dağınık bu­lunuyordu.
Bilindiğine göre, bu konudaki bilgi ve kaideleri ilk defa tasnif dü­zenine koyan, Kadı el-Hasen b. Abdirrahmani'r-Râmhürmüzî dir.  (v. 360/971). Eserinin adı: “El-Hadisu’l-Ğasıl Beyne’r-Ravi vel-vai” Bu eser, -İbn-Hacer'in dediği gibi- muhteva bakımından eksiktir.
el-Hâkim, Ebû-Abdillâh en-Nîsâbûrî (v. 405/1014), “Ulûmu'l-hadîs” isimli kitabını yazıyor ve -hadisle ilgili- elli çeşit ilim dalından söz açıyor. İbn-Hacer'e göre bu da eksiktir.[6]
Bundan sonra Hatîb Bağdadî (v. 463/1071),  “El-Kifaye fi Kavanini’r-Rivaye” ve “El-Camiu’l-Âdabı’ş-Şeyh ve’s-Sâmiı’” adlı kitaplarını yazıyor. İbn-Nukta'ya gö­re, bundan sonra gelenler, hep onun kitaplarından faydalanmışlardır.
Arada birkaç kişiden sonra, (643/1245) de vefat eden “Osman b. Abdirrahmani'ş-Şehrzûrî”, “İbnu's-Salâh” mukaddimesi diye meşhur olan “ulûmu'l-hadîs” ini yazıyor. En çok okunan ve üzerinde çalışılan kitap bu eser olmuştur.
Zeynu'l-Irâkî (v. 806/1403), Bedru'z-Zerkeşî (v. 794/1392) İbn-Haceri'l-Askalânî (v. 852/1448) gibi büyük muhaddislerin, bu eser üzerine “Nüket” isimli çalışmaları vardır.
İmam Nevevî (v.  676/1277), mezkur kitabı iki defa kısaltarak “Et-takrib ve’t-teysir lima’rifeti süneni’l-beşiri’n-nezir” i yazmış, Süyûtî (v. 911/1505), “Tedribu’r-Ravi…” adıyla onu şerhetmiştir.
Îbn-Kesîr'in (v. 774/1372) “El-baisu’l-hadis” i mezkûr kitabın muhtasar­larının en güzelidir ve basılmıştır.
Bu konuda zamanımıza kadar eser verilmeye devam edilmiştir. Ba­zı örnekler:
İbn-Dakîkı'1-Îyd (v. 702/1302), “El-İktirah” “El-Hulasatu fi Usuli’l-Hadis”
İbn-Haceri'1-Askalânî. “Nuhbetü’l-fiker fi Mustalahi Ehli’l-Eser”
Bu kitap üzerinde de şerhler yapılmıştır. Aliyyu'1-karî (v. 1014/1605) ninki bunlardandır.
Cemâlüddîni'l-Kaasimî (v.  1332/1914), “Kavâidu’t-tahdis” (Basılmıştır).
Zeydî'lerden İbnu'l-Vezir (v. 840/1436), “Tehkihu’l-İnzâr” adlı değerli bir eser yazmış, bu kitap, Muhammed b. İsmâîl (el-Emiru's-San'ânî) tarafın­dan, “Tavdiu’l-efkâr” ismiyle şerhedilmiştir. (Bu da matbû'dur).
Dr. Subhî's-Sâlih “Ulumu’l-hadisi ve mustalahahu” ismiyle bir eser yazmıştır.[7]
İlmin her kolunda büyük hizmetleri geçen milletimizin de bu konuda çalışmaları vardır.
Biz, asrımıza yakın olanlarla, yaşayanlardan bir iki örnek hatırlaya­lım:
Abdünnâfi' Paşa, “Nuhbetu'l-fiker tercemesi”.
Mahmûd Es'ad “Usûl-i Hadîs”.
İzmirli İsmâîl Hakkı, “Siyer-i Celîle-i Nebeviyye Mukaddimesi”.
Ahmed Naîm, “Tecrîd tercemesinin büyük mukaddimesi”.
Prof. M. Tayyib Okiç, “Bazı Hadîs Meseleleri Üzerinde Tetkikler”.
Prof. M. Fuâd Sezgin, “Buhârî'nin Kaynakları.” [8]

Hadîs İlminin Diğer Dalları:


Zaman geçtikçe râvî silsilesi uzamış ve tetkiki gereken insanlar ço­ğalmıştır. Ayrıca metnin anlaşılmasını ve onunla ilgili itirazların cevaplan­dırılmasını temin maksadıyla yapılan çalışmalar, bu ilmin hacmini çok büyütmüş, daha üçüncü asır sonlarından itibaren “Usûlu'l-hadîs”ten bir­kaç yeni ilim dalı doğmuştur:
1- İlmu’l-Cerh ve’t-ta’dil: İlerde buna temas edeceğiz.[9]
2- Ma’rifetü’s-Sahabe: Bu ilim, hadîsin “mürsel” olup olmadığını bilme yönünden çok lüzumludur.[10]
3- İlmu Tarihu’r-Ruvat: Ravîler'in güvenilir olup olmadıkları yolunda hüküm vermemize yardımcıdır. Çünkü, ravîlerin doğum tarih ve yerle­rini, seyahatlarını, temas ettiği ve etmediği muhaddisleri, hafıza sıhhat­lerinin -muhtelif yaşlarındaki- durumunu bu ilim inceler.
Abdullah b. Ahmed b. Rabîa'nın (v. 373/983), asırlar boyu birçok bil­gin tarafından eklerle -zeyiller- tamamlanan “el-Vefeyât” ı, İbn-Haceri'l- Askalânî'nin “Tehzibu’t-Tehzib”  bu konuda faydalı örneklerdendir.
4- Ma’rifetu’l-Esmâ ve’l-eknâ ve’l-elkab: Bazı râvîler isimleriyle, bazıları lâkab veya künyeleriyle meşhur olmuşlardır. Bu durum, bir takım yanılmalara sebep olur. Bunu önlemek için, mezkûr ilim dalı meydana gelmiş­tir. Örnekler:
Aliy b. el-Medînî, Müslim, Nesâî, İbn Ebî-Hâtim, İbn Hibbân, Hâ­kim... gibi bilginlerin bu konuda kitapları vardır. Muhammed b. Ahmed e'd-Dûlâbî'nin (v. 310/922), “El-Eknâ ve’l-Esmâ”sı Haydârâbâd'da basılmıştır.
5- İlmu Te’vilu Müşkili’l-Hadis: Buna, “Te’vilu Muhtelifu’l-Hadis” de denir. İlerde temas edilecektir.[11]
6- Ma’rifetu’n-Nâsih ve’l-Mensuh: (Hadiste nesh bahsine bakınız).
7- Ma’rifetu Ğaribu’l-Hadis: Az kullanıldığı için manası zor anlaşılan ve hadîs metinlerinde geçmiş bulunan kelimeleri, örnekler göstererek açıklar. Bu konuda en cami' eser, İbnu'l-Esîr'indir. Süyûtî'nin kısaltmasıyla birlikte basılmıştır.
8- İlmu Ilelu’l-Hadis: Hadîs ilimlerinin en incesi ve zoru olarak kabul edilmiştir. “Sened veya metinde, hadîsin sıhhatine dokunan fakat, mütehassıslardan başkasının gözüne çarpmayacak kadar gizli bulunan ku­surları inceler.  İbnu'l-Medînî, Ahmed b. Hanbel, Buhârî, Müslim, İbn Ebi Hâtim, Ebu-Zür'a, Dârekûtnî... bu ilim üzerinde durmuşlar, eserler ver­mişlerdir. Ebû-Hâtim'in İlel'i basılmış, Ahmed b. Hanbel'inki ise, Ankara İla­hiyat Fakültesi Yayınları arasında çıkmaya başlamıştır[12]
9- Uydurma sözlerin hadîs diye ortaya sürülme­ye başlaması üzerine, hem bunları toplayıp teşhir etmek, hem de bununla ilgili kaideleri vermek üzre ortaya konmuştur. Bunun üzerinde de ilerde genişçe duracağız.[13]
Hadîs metinlerini içine alan ve onların rivayet tarzını gösteren kitapları bundan sonraki bahiste ve “hadîs terimleri” mevzuunda gösterilecektir.[14]


[1] Usûl ilmi bakımından mütekaddimûn devri Hatîb Bağdadî  (v.  463/1071) ile son bulur.
[2] Tedrîbu'r-râvî, mukaddime; el-Hadîs ve'1-muhaddisûn, s. 489.
[3] Mütekaddimûn, bu tarifi verdiği ilmin adına “Ulumu’l-Hadisi Rivaye” diyor.
Halbuki Müteahhirûn'un, aynı ismi taktıkları ilim tamamen hadis senet ve metinle­rinin toplanıp nakledilmesiyle ilgili olup tarifi şöyledir: “Peygamber Efendimize (s.a.) ait bilinen (nisbet edilen) söz, fiil, takrir, vasıf ile -uykuda ve uyanıkken onda meydana gelen- davranışların naklini içine alan ilimdir.”
Mütekaddimûn “Ulumu’l-Hadisi Diraye” adıyla, “hadîsleri anlama ve onlardan hü­küm çıkarmayı” kastediyorlar. Bak. el-Muhtasar, s. 5-14.
Müteahhirûn ise bu son ismi de “Hadîs Usûlü” ilmi için kullanırlar.
[4] Asırlar ilerledikçe bu ilmin muhtevası genişlemiş ve içinden birkaç ilim dalı daha doğmuştur. “Cerh ve ta'dîl” ilmi ile “râvîler tarihi, bunlardandır. İlerde bunları da ele alacağız.
[5] Bu terimler için “Üçüncü Kitab”a bakınız.
[6] (1338/1919) da vefat eden Tâhiru'l-Cezâirî, adıyla bu eseri kısaltmıştır.
[7] Kitabımızın kaynaklarından birisi olan bu eser birkaç defa basılmış ve her baskı bir öncekinden, şekil ve muhteva bakımlarından daha mükemmel ol­muştur.
[8] Son iki eserin bibliyografyasında, belli başlı kaynaklar gösterilmiştir. Hayreddin Karaman, Hadise Dair İlimler Ve Hadis Usulü, İrfan Yayınevi: 22-25
[9] Bak. s. 57, 119.
[10] Buna ait eserler için 49-50. sayfalara bak
[11] s. 136. 18. sayfaya da bakınız.
[12] İ'lelu'l-hadîs hakkında bilgi almak için bak. el-Bâisu'l-Hasîs3 s. 58; Tedrî-bu'r-râvî s. 88; Ahmed b. Hanbel, Kitâbu'1-ilel..., Mukaddime; bu kitap, s. 92.
[13] Bu ilimler ve kitaplar için bak : er-Risâletu'1-müstatrafe; el-Muhtasar, s. 85, el-Hadîs ve'1-muhaddisûn, s. 453.
[14] Hayreddin Karaman, Hadise Dair İlimler Ve Hadis Usulü, İrfan Yayınevi: 22-26