28 Haziran 2012 Perşembe

AKSIRMA ADABI

AKSIRMA ADABI
Aksırmak ve esnemek insanlara arız olan tabii hallerdendirler. Bun­ların iyi veya kötü olarak vasıflanmaları, bunları doğuran sebeplere bağ­lıdır. Aksırmak, bedendeki canlılıktan ve beden hafifliğinden ileri gelir. Bunun için aksırmak iyi bir haldir. Efendimizin açıklamasına göre Allah aksırmayı sever, esnemeyi hoş görmez. Çünkü o şeytandandır, insan gücü yettiği kadar onu geri çevirmelidir. İnsan esneyip de hah! dediği zaman şeytan ona güler.
Esnemek ise, vücut ağırlığından, tembellik ve bitkinlikten, fazla yemekten meydana geldiği için iyi bir hal değildir. Elden geldiği kadar bunu engellemeye çalışmak gerekir. Aksırmak insanı çalışmaya, ibadet ve harekete götürdüğü için iyidir. Esnemek tembellik ve gevşeklik ka­zandırdığı için hoş değildir, şeytanın razı olduğu bir haldir. Esnemeyi engellemek, ağzı tutmak ve kendine gelmek suretiyle olduğu gibi. Efen­dimizin hayatlarında hiç esnemediklerini hatırlamakla da olur. insan aksırdığı zaman dua etmelidir. Bir insan aksırıp da "Elhamdülillah, Hamd Allah'a mahsustur!" deyince melek ona "Rabbi'l-alemin: Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur!" der. Aksıran "Elhamdülillahi rabbi'l-alemin!" derse, melek ona karşılık olarak "Yerhamukellah: Allah sana merhamet etsin!" der. Bu habere göre aksıran kimsenin Elham­dülillah cümlesi ile yetinmemesi ve buna rabbilalemin sözünü de ekle­mesi gerekir. Bu takdirde "Elhamdüllahi rabbilalemin" demelidir. Bunu söyledikten sonra, melek tarafından ona rahmet okunur.
Bir kimse aksırdığı zaman elhamdülillah demelidir. Bunu söylediği zaman din kardeşi de ona: Yerhamukellah, Allah sana merhamet etsin! demelidir. Kardeşi ona yerhamukellah deyince o da: Yehdikellahu ve yuslihu baleke, Allah sana hidayet etsin ve halini düzeltsin, diye söylemelidir.' Bir başka rivayete göre biri aksırdığı zaman elhamdüllah demeli, elhamdülillah deyince ona din kardeşi yerhamukellah diye dua etmeli, aksıran da yehdikümullah ve yuslıhu baleküm, Allah size hida­yet etsin ve halinizi düzeltsin diye karşılık vermelidir.
Aksırana rahmet dilemek müslümamn müslüman üzerindeki altı hakkından biridir. Bunlardan birini terkeden din kardeşinin haklarından birini terketmiş olur. Bir müslümamn müslüman kardeşi üzerinde olan haklarından biri de, aksırdığı zaman ona teşmit etmesi, yani aksı-ranm "Elhamdülillah" demesinin arkasından ona "Yerhamukellah: Al­lah sana merhamet etsin!" demesidir. Bunun yerine getirilmesi halinde mümine sevab vardır. Ancak yapılmadıkları takdirde vebale girilmiş olmaz. Sünnet terkedildiği zaman sevabdan mahrum olur.
Hz. Ali bir aksırık işiten kişinin o anda "Elhamdülillahi rabbi'l-alemin ala külli hal : Hamd, bulunulan her hal üzere alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur" derse hiçbir zaman diş ağrısı ile kulak ağrısı duymayacağını söylemiştir.
Bu rivayet aksırığı duyan kimsenin Allah'a hamdetmesine bir teşvik olarak algılanabilir. Aksi takdirde her insanın diş ve kulak ağrısının ol­ması normaldir. Hastalık da sağlık da Allah'ın takdirinde var olan ilahi işlerdendir.
İbni Abbas'a göre aksırana "Afanallahu ve iyyaküm minen-nari yerhamukümullah: Allah bize ve size ateşten afiyet versin, Allah size merhamet etsin" denir. Bir meclisde aksırma olduğu zaman, aksırma sebebiyle Allah'a hamd edilir ve bunu işitenler de karşılık olarak teşmit ederler. Allah'tan rahmet dilerler ve böylece hazırda bulunanların hepsi duadan faydalanırlar. Allah'ın rahmetine kavuşanlar da cehennem ate­şinden kurtulur, afiyet kazanırlar.
Bir başka rivayete göre ashab-ı kiram bir gün Efendimizin yanında oturuyorlardı. O sırada bir adam aksırıp Allah'a hamd etti. Resul-i Ekrem Efendimiz adama: "Yerhamukellah: Allah sana merhamet etsin" dedi. Sonra başka biri aksırdı, fakat Efendimiz ona bir şey demedi. Bu­nun üzerine adam Efendimize başkasına dua ettiği halde kendisine dua etmediğini söyledi. Bunun üzerine Efendimiz onun Allah'a hamdettiğini, ama kendisinin ise susup bir şey demediğini söyledi.
Aksıranın ilk önce Allah'a hamdetmesi gerekir. Onun hamdettiğini duyanlar da kendisine yerhamukellah demek suretiyle rahmet okur, dua ederler. O görevini yerine getirmezse dua alma şansmı kaybetmiş olur. Aksıran kimse Allah'a hamd etmezse ona karşılık verilmez. Nite­kim Efendimiz yanında iki adam aksırdı da bunlardan birine Efendimiz dua etti, diğerine etmedi. Adam kendisine neden dua etmediğini sorun­ca Efendimiz, onun Allah'a hamdettiğini, kendisininse hamdetmediğini söyledi. Yine iki adam Efendimiz yanında oturdu da bunlardan biri diğerinden daha değerli idi. Bunlardan değeri yüksek olan aksırıp Al­lah'a hamdetmedi. Efendimiz de ona dua etmedi. Sonra öteki aksırdı da Allah'a hamdetti. Efendimiz de ona dua etti. Değeri yüksek olan adam kendisinin aksırdığı halde dua etmediğini, diğer adamın aksırdığında ona dua ettiğini söyleyince Efendimiz, onun Allah'ı andığını, onun için dua ettiğini, kendisininse Allah'ı unuttuğunu, dolayısıyla kendisinin de onu unuttuğunu söyledi.
Abdullah İbni Ömer aksırıp da kendisine "Yerhamukellah" dendiği zaman, "Yerhamuna ve iyyaküm ve yağfiru lena ve leküm: Allah bize ve size merhamet etsin, bizi ve sizi bağışlasın!" diye dua ederdi. Ibni Mesud da birisi aksırdığı zaman "Elhamdülillahi rabbi'l-alemin" deme­sini, karşılık verecek olanın da "Yerhamukellah" diye karşılık vermesini, sonra aksıranm "Yağfirullahu li ve leküm: Allah beni ve sizi bağışlasın!" diye dua etmesini söylerdi.
Yine bir gün adamın biri Efendimizin yanında aksırdı ve elhamdü­lillah dedi. Efendimiz ona "Yerhamukellah" diye dua etti. Sonra adam başka bir defa daha aksırdı. Efendimiz onun nezle olduğunu söyledi.
Çoğunlukla üstüste aksırmalar nezle gibi hastalıklardan ileri gelir. Böyle hallerde ilk aksırmada dua edilir ve sonrakilerde dua etmemekte bir sa­kınca yoktur.
İbni Ömer'in biraz ilerisinde bir adam aksırdı. İbni Ömer, eğer Al­lah'a hamd etmişse, Allah'ın kendisine merhamet etmesini söyledi. İbni Ömer'in bu ifadesi gösteriyor ki, aksıran kimse uzakta olduğundan Allah'a hamd ettiği bilinmemektedir. Aksıranın hamd edişi duyulmadı­ğından ona dua etmek şarta bağlıdır. Eğer hamd etmişse, merhamet edilmeğe hak kazanmıştır; eğer etmemişse bu duaya hak kazan­mamıştır. Buna rağmen dua etmekte bir sakınca yoktur,
ibni Ömer'in oğullarında biri aksırdı da "Ab!" dedi. Bunun üzerine İbni Ömer ona Ab'ın ne anlama geldiğini, onun şeytanlardan bir şeyta­nın adı olduğunu, onu aksırma ile hamd arasına koyduğunu söyledi. İnsan hapşırınca manasız sesler çıkarmamaya gayret etmeli ve arka­sından hemen Allah'a hamd etmelidir. İnsanı hamd ibadetinden alıko­yan ve araya başka sözler koyan ancak şeytanlar olur. Bunlardan kaçınıp hamd etme görevini yerine getirmelidir.
Yahudi aksırınca onun hidayetine dua edilir. Yahudiler, Efendimizin kendilerine "Yerhamukümullah, Allah size merhamet etsin" demesini umarak Efendimizin yanında kendilerini aksırmaya zorlarlardı. Efendi­miz de onlarm aksırmalarına karşılık bekledikleri rahmet duasını değil de "Allah size hidayet versin ve halinizi düzeltsin" diye hidayet duasında bulunurdu. İslam'ı kabul etmemiş olanlara Allah'ın rahmeti istenmez. Allah'ın çağrısına uymayanlar ve onu kabul etmeyenler bu ilahi merha­mete hak kazanmaz, inkar ettikleri bir gerçekten faydalanamazlar. Onlar hakkında hidayet dilemek, İslam dini ile şereflenmelerini ve hallerini dü­zeltmeleri dileğinde bulunulur. Böylece haklarmda yine iyi niyet beslen­miş olur. Nitekim Efendimiz bu hadisiyle gayri müslimlere yapılması ge­reken dua şeklini ümmetine öğretmiş olmaktadır.
Erkeğin kadına teşmit etmesi duruma göre değerlendirilir. Ebu Bürde bir gün Ebu Musa'nın yanma gitmişti. O, bir evde misafirdi. Bir ara Ebu Bürde aksırdı da Ebu Musa ona teşmit etmedi. Abbas'ın oğlu Fazl'ın annesi aksırdığında ona teşmit etti. Ebu Bürde bu durumu anne­sine haber verdi. Bunun üzerine annesi, Ebu Musa'ya çıkışıp kendi oğlu aksırdığında ona teşmit etmediğini, Fazl'ın annesi aksırmca ona teşmitte bulunduğunu söyledi. Buna karşı Ebu Musa, ona Efendimizin "Sizden birisi aksırdığında Allah'a hamd ederse ona teşmit ediniz. Eğer Allah'a hamd etmezse, ona teşmit etmeyiniz" buyurduğunu nakletti. Onun oğ­lunun aksırdığını, fakat Allah'a hamdetmediğini, Fazl'ın annesinin ise aksırıp Allah'a hamdettiğini, ona teşmit ettiğini söyledi. Bunun üzerine Büreyde'nin annesi ona güzel yaptığını söyledi. Bu rivayet erkeklerin hanımlara teşmit etmelerinin caiz olduğuna delildir. Erkeklerin kadınla­ra, bilhassa yaşlılara ve kadınların da yaşlı erkeklere teşmit etmeleri, se­lam konusunda olduğu gibi, iyi niyet taşındığı sürece İslam ahlakına uygun düşer.
Esneme konusuna gelince bu konuda Efendimiz bir insanın esneye­ceği zaman gücü yettiği kadar kendini tutup esnememeye gayret etmesinini tavsiye buyurmuştur. Esnemek usanç ve tembellikten mey­dana gelen bir hal olduğundan şeytanın isteğine uygun bir harekettir; İs­lam'ın canlılık ve hareket prensiplerine aykırıdır. Bunun için bu halden kurtulmaya elden geldiği kadar gayret etmeyi Efendimiz ümmetine em­retmektedir. Eğer insan esneyecek olursa o takdirde elini ağzına koyma­sı gerekir. Efendimizin "Biriniz esnediği zaman elini ağzına koysun, çünkü şeytan ağzından girer" hadisi bunu gösterir.
Esnemek hoş bir davranış olmadığından elden geldiği kadar esne­meyi engellemek gerekir. Burada esnemeyi geri çeviremeyen kimsenin eliyle ağzını kapaması veya eliyle ağzını kapamak suretiyle ona engel olunmaya çalışılması beyan edilmektedir. Bu iki halde de ağzı elle ka­pamak iki şekilde olur. Ya sağ elin iç tarafı ile kapatılır veya sol elin dışı ile kapatılır.
İnsana maddi ve manevi zararlar veren şeylerin hepsine şeytan ismi verildiğine göre, insanın ağzı alabildiğine açık olduğu takdirde buradan içeriye teneffüsle beraber rahatça mikroplar girebileceği gibi, küçük ha­şaratın da girmesi mümkündür. Aynı zamanda iyi olmayan bir hareket ve çirkin düşen bir manzara elle gizlenerek etraftaki insanların tiksinti duymalarından sakınılmış olur. O halde esnememeye çalışmak ve es­neme olduğu zaman da ağzı tarif edildiği tarzda elle kapamak edeb ve nezaket kurallarının gereklerindendir.
Aksırınca veya burnu silmek gerektiğinde mendil kullanılır. Top­luluk içinde balgamı gelen de uygun şekilde hareket eder. İnsan bir top­luluğun önünde öksürüp de balgam atacağı zaman onu mendiline alma­sı, kimseye göstermemesi gerekir.
Soğuk almış veya bir hastalığa yakalanmış kimselerin elinde ol­mayarak meydana gelen öksürmelerin sonunda balgam gelir. Toplum içinde balgamı orta yere atmak ayıp ve çirkin bir harekettir. Uygun bir şekilde onu yok etmek en güzel davranıştır. Bunlar toplum içinde dikkat edilmesi gereken kurallardan bazılarıdır. Her ortamın kendine göre ku­ralları olduğu gibi meclislerde oturmanın da bir takım kuralları vardır. O kurallara uymak gerekir.